13 Mayıs 2013 Pazartesi

Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı'nın Kıyı Kanunu Kapsamına Alınması için Dilekçe

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı - Ankara
Konu : Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı’nın Kıyı Kanunu Yönetmeliği Kapsamına Alınması
Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı, Muğla İli, Ula ilçesi sınırları içerisinde, Gökova Özel Çevre Koruma alanı içinde yer alan, birlikte geniş bir sulak alan oluşturan akarsulardır. Her iki azmak da Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığının ulusal ortak olarak yer aldığı SMAP III Gökova Projesi’nin raporlarında, barındırdıkları zengin biyo-çeşitlilik nedeni ile özellikle korunması gereken ekosistemler olarak önem atfedilmiş ve şöyle tanımlanmıştır:
Kadın Azmağı çıkış yerinde suyun debisi 700 L/s’tir. Yaklaşık 1700 m uzunlukta, kıvrımlı, derinliği bazı noktalarda 6 m’yi aşan, kuzey kıyısında yapılaşmanın görüldüğü, güney yakası ise sazlıklarla kaplı, yer yer yoğun alg topluluklarının olduğu bir akarsudur. (Gökova Projesi, Ek-5, sayfa 10)
Akçapınar Azmağı kaynağı, Muğla-Fethiye karayolunun Marmaris sapağından sonraki 2000 metresinde, yolun kuzey-doğusunda yer alan Ataköy sınırları içindedir. Güneye doğru Muğla-Fethiye karayolunu kesip, ovanın güneyinde, Akçapınar Köyü’nün ise doğusunda yer alan Şirinköy’e doğru 4000 m yol alır. Şirinköy’e 600 m yaklaştıktan sonra batıya doğru menderes yaparak Akçapınar köyü sınırlarına girer. 1000 m kadar Akçapınar Köyü içinden gittikten sonra Muğla-Marmaris karayolu üzerindeki köprünün altından 2000 m uzunluğundaki tarım alanlarını da geçerek denize ulaşır. Akçapınar Azmağı, kaynağından Akçapınar Köyü sınırlarına kadar 7 m taban genişliğinde, 4m yan yüksekliğindedir. (Gökova Projesi, Ek-5,sayfa 11)
Doğal bir akvaryum niteliğiyle Kadın Azmağı’nın Akçapınar Azmağı ile birlikte oluşturduğu sulak alan, yapısındaki doğal ekosistemi koruyan sazlıklarıyla, endemik su bitkileriyle, anadrom ve katadrom balıkların üreme ve yaşam alanını oluşturması yanısıra; birçok ender kuş ve sucul canlının da üreyip yaşadığı hassas bir habitattır. Ayrıca, Gökova Körfezinde ‘Kırmızı Liste’ kapsamına giren 36 türe (su samuru, porsuk gibi memelilere, deniz kaplumbağalarına ve her yıl Atlantik kıyılarından göç eden su yılanlarına, vb) ev sahipliği yapmaktadır (Gökova Projesi, Ek-5, s.17-42) 
ÖÇK Kurumu Başkanlığının ortağı olduğu bu önemli bilimsel çalışmanın raporlarında açıkça akarsu ve hassas sulak alan tanımı yapılmış olduğu halde; her iki Azmak da ne yazık ki 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin  ‘Akarsularımızın “Nehir“ Tanımına Giren Kesimlerini Belirten Liste’sinde yer almamaktadır. Gökova Özel Çevre Koruma Alanında koruma amaçlı birçok büyük ölçekli proje yapılmasına karşın, her iki Azmak da Kıyı Kanunu ile koruma kapsamına alınmamış olması nedeni ile kıyılarında sazlık kesimi, yangın ve içeriye yapılan dolgularla yapılaşma, vb çeşitli müdahaleler sonucu Azmaklarda doğal yaşam ve biyo-çeşitlilik hızla yok olmaktadır.
Bizler, aşağıda isimleri bulunan bölge sakinleri olarak Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı’nın 3621 Sayılı Kıyı Kanunun Uygulanmasına Yönelik Yönetmeliğinin ‘Akarsularımızın “Nehir“ Tanımına Giren Kesimlerini Belirten Liste’ sine eklenerek yukarıda açıklanan çelişkinin giderilmesi ve azmaklarımıza yasal koruma statüsü kazandırılması için gereğinin yapılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.  21.03.2013



Ekler:
Ek-1 : Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı’nın Kıyı Kanunu Yönetmeliği Kapsamına Alınmasına destek verenlerin listesi
Ek-2 : SMAP III Gökova Projesi Ek-5 Gökova İç Körfezinde Su Kalitesi ve Denizel Biyoçeşitlilik  (CD)

9 Mayıs 2013 Perşembe

Akyaka UNESCO’ya Başvuruyor! Hoca Nasreddin’in, Aziz Nesin’in Kulakları Çınlıyor!
 
Akayaka’nın Unesco başvurusu, Sabah gazetesinin web sitesinin turizm köşesinde 7 Mayıs Tarihli “Cittaslow Birliği Genel Sekreterliği tarafından "Sakin Kent" ilan edilen Akyaka beldesinin, UNESCO Dünya Miras Alanları Geçici Listesi'ne alınması için Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan dosya, Dışişleri Bakanlığına sunuldu” başlığıyla verilmiş. (Bkz. http://www.sabah.com.tr/Turizm/2013/05/07/sakin-kent-unescoya-aday)

Hoca Nasreddin, Aziz Nesin yaşıyor olsalardı, Akyaka beldesinde son iki dönemdir (sekiz yıl) egemen olan yerel yönetim anlayışının uygulamalarından şüphe yok ki zorlanmadan sayısız fıkra ve öykü üretirlerdi. Akyaka’nın Unesco Dünya mirası listesine adaylık başvurusu da böylesine trajikomik, tam da Hoca Nasreddin’lik, Aziz Nesin’lik bir vakadır! En hafif deyimle dostlar alışverişte görsün türünden, gerçekte ise yaklaşan yerel yönetim seçimlerinde kullanılmak üzere dışı cilalı bir seçim malzemesi yaratmaktan ibaret, boş bir iştir!


Boştur çünkü ortada korunacak bir mirastan ziyade, tüketilen Kadın Azmağı, çöp ve moloz deposuna dönüştürülen ormanlarıyla, yozlaştırılarak ticari bir markadan öte hiçbir anlam taşımayan Cittaslow etiketiyle her geçen gün özünden uzaklaşan bir Akyaka bulunuyor!

Bu haliyle Akyaka, Unesco’nun Dünya Miras Alanları listesine değil, ama dünyanın en kısa sürede tahrip edilmiş eski cennetleri listesine girmeyi hak ediyor. Varsa böyle bir kategori, başvuru sahiplerinin hiç şüphesi olmasın kesinlikle liste başı olurlar. Çünkü dünyanın hiçbir yöresinde iki seçim döneminde bu denli hızla benliğini yitirmiş, tüketilmiş bir başka belde yoktur!

Akyaka’da yaşanan ve halen süren tahribat bütün ayrıntılarıyla anlatıldığında bu yazının sınırlarına sığmayacak büyüklüktedir, dolayısıyla böyle bir çaba eksik kalacaktır.  Ancak hem başvuruya aracı olanlara, hem de onu değerlendirecek Unesco’nun ilgili birimlerine gerçeğin kendilerine sunulandan farklı olduğunu göstermek, Akyaka’nın doğasına yürekten bağlı insanlar için önemli bir sorumluluk olduğu kadar, hiç olmazsa elde kalanı korumak adına acil bir zorunluluktur. Aydınlatılarak herkesin bilmesinde yarar olan kimi gerçekler özetle şöyledir:

1.      İlgili haberde Belediye Başkanı’nın söylediği doğrudur; Akyaka 2010 yılında Seferihisar’ın ardından Uluslararası Yavaşkentler Birliği’ne kabul edilmiştir. Ama sonraki ilk icraat, bu işe gerçekten gönül vermiş, büyük emeği geçmiş donanımlı ekibin kent konseyinden ve belediyeden tasfiyesi olmuştur.

2.      Yavaşkent sürecinde önemli bir ağırlığı, işlevi olması beklenen yerel yönetim, daha en başından Yavaşkent kavramını doğayla barışık yeni bir kent kültürünü üretmenin aracı değil, marka olarak, para kazanmanın aracı görmüş; Yavaşkent kavramının içini boşaltmış, yozlaştırmıştır. O günden bu yana Akyaka’da hayat yavaşlamamış, tersine hızlanmıştır.

3.      Aynı haberde geçen “kültürel değerlerin ve iyi tarım uygulamalarının sunumunun yapıldığı bir coğrafya” amacı, tıpkı Unesco başvurusu gibi içi boş bir söz yığınından ibarettir. Çünkü bu sözler tonlarca hazır gıdanın beldeye akmasına neden olan büyük tekellerin süpermarketlerine verilmiş ruhsatlarla çelişmektedir. Söylenenin tersine, süpermarket raflarını tarımda çeşitliliği teşvik eden, yöre üreticilerini destekleyen ürünler değil, hazır gıda sektörünün, hem insan sağlığına olumsuz etkileri, hem de gerek üretim, gerekse tüketim sürecinde doğaya verdiği zararları iyi bilinen ürünleri doldurmaktadır. Küçük üretici ve “iyi tarım uygulamaları” ise giderek daha fazla tasfiye olmuş, olmaya da devam etmektedir.

4.      Doğal mirası en iyi, bir parçası olduklarının bilinciyle, içinde yaşayanlar korur. Yerel yönetimler bu doğrultuda belde sakinlerinin iradesini yansıttığı ölçüde önemli bir mevzi, etkili bir savunma aracıdır. Bunun için yöre halkının yönetime katılımını sağlayacak mekanizmaların oluşturulup işletilmesi gereği kadar, yönetimin şeffaflığı da önemli bir etkendir. Akyaka’da ne katılımcılık ne de şeffaflık işlemekte, uygulamalara egemen olan irade bir kişinin, Başkanın şahsında belirlenmektedir. Katılımın ve şeffaflığın araçlarından biri olması gereken kent konseyinin son genel kurulunu 2011 yılında yaptıktan ve yavaşkent çalışmasını yürüten ekibi dağıttıktan sonra bir daha toplanmamış olması bunun açık kanıtıdır.


5.      Bilindiği gibi, 16,082 köyün tüzel kişiliğine son vererek geniş kırsal alanları bir gecede kentsel alana dönüştüren, 1,591 belde belediyesini kapatarak insanların yerinden yönetim hakkını gasp eden Büyükşehir Yasası Akyaka’yı da vurmuştur. Bu yasaya karşı Akyakalılar, Akyaka Yerel Yönetim Platformu (AYYP) öncülüğünde Türkiye genelinde ilk ıslak imzalı kampanyayı başlatıp, yürütür, sonuçları TBMM’ne taşırken, Belediyeye egemen olan anlayış kampanya metnine imza atmak şöyle dursun, daha yasa meclisten geçmeden teslim bayrağını çekmekle kalmamış, üstüne kampanyanın yürütüldüğü standa sözlü olarak “evet” derken türlü gerekçelerle yazılı izin vermeyerek jandarma ile platform üyelerini karşı karşıya getirmek suretiyle fiilen kampanyayı engellemek istemiştir. Yerinden yönetim hakkı gibi en temel konuda takınılan bu tutum bile tek başına Unesco’ya yapılan başvurunun içtenliği konusunda görmek isteyene bir fikir vermeye yeter.


6.      Bir kez dar bir çevrenin çıkarlarını öne alan günü birlik politikalarla hareket edilmeye başlandığında, daha uzun erimli plan ve politikalara gerek duyan doğanın önceliklerde arka sıraya düşmesi kaçınılmazdır. Akyaka’da da öyle olmuştur.  Günü birlik politikaların kıskacında kıyıları doldurularak otopark, büfe yapılan, içine adalar inşa edilen, tüm bunlar yetmezmiş gibi kıyısı boyunca otoban genişliğinde yollar açılan Kadın Azmağı’nın ardından otel restorasyonu ve bahçe atıklarının, evsel katı atıkların, binlerce ton inşaat hafriyat ve molozunun vahşi depolama alanına dönüştürülen ve artık kokmaya başlayan ormanlık alan başta olmak üzere, Akyaka’nın güzelim doğası geri dönülmez biçimde tahrip edilmiştir.
 
 

7.      Akyaka’da pis kokular yalnızca çöp ve moloza boğulan ormanlık alandan gelmiyor. Amacı ve kimlere hizmet ettiği belirsiz 1997 onaylı imar planı öylesine lastikli uygulamalara konu oluyor ki başka türlü düşünmek olanaksız! İmara aykırı olarak çok katlı otel, rezidans projeleri kolaylıkla inşaat izni alırken, ısrarla imar planının ilgili maddelerinde gerekli düzenlemeler yapılmayarak diğer belde sakinlerinin olmadık gerekçelerle Başkanın insafına terk edilmesi başka nasıl yorumlanabilir?

8.      Kale Çevresi Yolu Güzergâhı Projesi kapsamında kimsenin gelip geçmediği yerlere büyük kaynaklar harcayarak otoban genişliğinde yollar yapılırken, belde sakinlerinin kullandığı yollar köstebeklerin işgaline uğramış gibi delik deşiktir.

9.      Yavaşkent olmanın önemli göstergelerinden biri olan yavaş ulaşım araçlarına ayrılmış bir metre yol yoktur! Yaz sezonunda belde merkezindeki kontrolsüz trafik yüzünden karşıdan karşıya geçmek hayati tehlike arz etmektedir! Akyaka’nın gittikçe artan trafik sorununa Yavaşkent kriterleri gereğince yaya dostu bir belde olma yönünde çözüm üretmek üzere bir yıl boyunca özveriyle çalışmalar yürüten Atılım Üniversitesinin raporu ve çözüm önerileri değerlendirilmeyerek çöpe atılmıştır. Mevcut belediyecilik anlayışının tercihi, ormanları yok ederek yeni yollar açmak, Azmağı doldurarak yol genişletmek,  kamusal alanların kullanımında insanlara değil, hızın ve sermaye toplumunun simgesi otomobillere öncelik vermek olmuştur.


10.      Katı atık bedeli örneğinde olduğu gibi, belde halkı Belediye’nin inisiyatifinde olan akçalı konularda beldede yaşayanların aleyhine karar verilip yürürlüğe konulan uygulamalardan faturalar ellerine geçtiğinde haberdar olmaktadır.

11.      Yaşlılar ve engelliler için onların hayatlarını kolaylaştırıcı bir uygulamayı, çocukların hoşça vakit geçirebilecekleri bir çocuk parkını boş yere aramayın, bulamazsınız! Hâlihazırdaki tek oyun parkı da bir restorana kiralanmak suretiyle kapalı alana dönüştürülmüş, ranta feda edilmiştir.

12.       Kale çevresindeki yol üzerinde göstermelik bir iki zeytin ağacının yol kenarına taşınabilecekken yolun içinde bırakılmış olması da, ormanlık alan içindeki vahşi çöp depolama alanında moloz ve çöp tarafından yutulan zeytin ağaçlarından haberi olmayanlar için düzenlenmiş, doludizgin süren tahribatı örtbas etmek amaçlı, iyi bir göz boyama aracından başka bir şey değildir.


Daha yazılabilir, ama yukarıdakiler Unesco’nun Dünya Miras Alanlarına nasıl bir Akyaka’nın hangi amaçla dâhil edilmeye çalışıldığını göstermeye yeter.


Peki, bu “dışı seni içi beni yakan” durumdan tek başına bir kişi mi sorumlu? Elbette hayır! Tersi kişiye hak etmediği ölçüde paye vermek olur. Onun yanında:

ü     En başta kendi varlığını ve toplum üzerindeki hükümranlığını ancak doğayı tahrip eden bir kültürü yeniden üreterek sürdürebilen egemen aklın temsilcileri;

ü     Akyaka’yı, onun eşsiz doğasını, salt kâr elde etme aracı olarak gören, bu amaçla yavaşkent kavramını yozlaştırarak markalaştıranlar;

ü      “Politik” tercihlerini Akyaka’nın doğasından yana ilkesel olarak değil de, ehven-i şer ilkesizliğiyle kullananlar;

ü     Politik eğilimi Belediye yönetimi ile aynı olduğu için bütün yanlış uygulamaları sineye çekip görmezden gelenler;

ü     Politikayı “politikacıların” yaptığı “pis” bir iş olarak görüp, kendi sorumluluklarını belli aralıklarla sandık başına gitmek ve iradelerini başkalarına teslim etmekle sınırlı görenler;

ü     Akyaka’nın kendine özgü çizgileri, doğası gözleri önünde tahrip edilirken “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek kendi kabuğuna çekilip yaşamayı tercih edenler;

ü     Duyarlılık göstererek karınca kararınca mücadele edenlere katılmak, hiç değilse onlara destek olmak yerine, arkalarından olur olmaz söylentiler çıkaran ve yayanlar;

ü     Akyaka’da doğaya yönelmiş saldırıların önüne geçebilmek için çalışan, mücadele edenlerin ortaya serdiği gerçekleri görmezden gelen, kâh magazinleştirerek kâh çarpıtarak haber yaparak yerel yönetime yaranmaya çalışan yerel ve ulusal medya kesimleri;

ü     Nihayet, AYYP’nin harekete geçirmek için olağanüstü gayret gösterdiği halde yetkilerini kullanmayan yetkililer ve ilgili tüm kurumlar;


Akyaka’da yürüyen tahribattan birlikte sorumludurlar. Hiç kimse, hiçbir kurum, bir günah keçisi bulup ona yıkarak kendi sorumluluğundan sıyrılamaz!


Gerçekler böyle!


Şimdi bütün bu tahribattan sorumlu olanlar, büyük bir aymazlık örneği vererek Akyaka’dan geriye kalanı cilalayıp UNESCO’nun Dünya Mirası Alanları listesine alınması için girişimde bulunuyor.


Sözüm elbette yaptıklarının bilincinde olanlara değil, tüm iyi niyetiyle Akyaka için doğru bir iş yaptığına inananlara sesleniyorum: 

Gelin vazgeçin! Küçük hesaplara alet olmayın!

Gelin önce birlikte halen doludizgin devam eden tahribata dur diyelim!

Tahribatın, talanın sorumlularından hesap soralım!

Gelin önce Akyaka’yı özüyle yeniden buluşturalım!

Sonra elini taşın altına koyanlar ayıpsız tertemiz bir dosyayı, alnımız açık, başımız dik, hiç hesapsız ve çıkarsız, UNESCO’ya hep birlikte verelim.

 
Alpaslan AYDIN

18 Ocak 2013 Cuma

Akyaka’nın UNESCO Dünya Mirası Listesine Alınması…

12-14 Ocak 2013 tarihli gazeteler Belediye Başkanı Ahmet Çalca’nın şu sözlerine yer verdiler:

“[…] Büyükşehir Yasası ile beldelerinin Ula ilçesine bağlı bir mahalle haline geleceğini, bu nedenle bazı endişelerinin bulunduğunu belirten Çalca, ''Gökova Körfezi'nin kıyısında yer alan ve aynı zamanda Sakin Şehir unvanı bulunan, pek çok kararla koruma altında tutulan Akyaka'nın ve Gökova Körfezi'nin geleceğini garantiye almak için UNESCO'ya başvuracağız. UNESCO'nun Dünya Mirası Listesi'nde Akyaka'nın Gökova Körfezi ile yer alabilmesi için gerekli endemik bitkilere, kum köpek balığına, su samuruna, Akdeniz foku gibi nesli tükenmekte olan hayvanlara, kuş türlerine, Sedir Adası kumsalına, tarihi ve kültürel özelliklere sahibiz''


 “… Akyaka aynı anda Mavi Bayrak sahibi ve Türkiye’deki 5 sakin kentten (Cittaslow) birisi. Nail Çakırhan evleri ve azmakları ile ünlü Akyaka aynı zamanda Doğal SİT, Kentsel SİT, Arkeolojik SİT kararları ile koruma altında. Ayrıca Özel Çevre Koruma Bölgesi. Böyle bir yerin geleceğinden kaygı duymamak gerekir, ama yasalar, kararlar yetki sahiplerinin, uygulamacıların ellerinde bir anlam kazanır. O nedenle Akyakalılar olarak beldemizi ve bölgemizi nasıl korumaya devam edebiliriz endişesi ve arayışı içine girdik. Amacımız Akyaka ve çevresini gelecek kuşaklara korunmuş olarak aktarmak. Akyaka’nın doğal doğası ile, tarihi ile, biyolojik çeşitliliği ile korunabilmesi için UNESCO’ya başvurup, Dünya Mirası listesinde yer almasını sağlamak istiyoruz. …” (www.aydin24.com/akyakalilar-beldenin-dunya-mirasi-olmasi-icin-to...)

Gerçekte Akyakalılardan çok, Başkanın parti örgütünden katılımcılara hitaben söylenen bu sözler, samimiyeti bakımından inandırıcı olabilseydi keşke!  Çünkü konuşulan “söz”ler sadece, konuşanların eylemiyle de tutarlı ise gerçek söz oluyor ve anlam taşıyor.

İnandırmıyor, çünkü bu sözler, üç gün önce Akyaka’nın gözbebeği Kadın Azmağı kıyısındaki 150 dönüm sazlık alanı ve içindeki canlı yaşamı yok eden yangın için basına "Tek tesellimiz can kaybı olmaması" demeci vererek, insan türü dışındaki doğal yaşama içinde zerre kadar saygı, sevgi ve birliktelik duygusu beslemediğini kanıtlayan aynı Belediye Başkanına ait…  Belediyelerin en temel ve eski görevlerinden biri olan yangın söndürme işinde bile yeterli donanımı kuramamış; ama örneğin son bir-iki aydaki uygulamalarında, aynı Azmak içine iş makineleri ve kepçe ile dalıp, kıyısında ve Kale çevresinde doğasıyla uyumlu yürüyüş yolları yerine sadece araç trafiğini artırıp hızlandıracak 17 metre genişliğinde yollar yapmak için hem Azmak’ı doldurmaktan, hem de orman ve ağaç dokusunu yok etmekten çekinmeyen bir icraatın sahibi Belediye yönetimine ait… Evet, Akyaka’nın geleceği için hatta bugünü için kaygı duyuyoruz; çünkü belde sakinlerince aktif olarak seslendirilen bu kaygıya kulak tıkayan Başkanın da dediği gibi, “yasalar, kararlar yetki sahiplerinin, uygulamacıların ellerinde bir anlam kazanı(yo)r.

Şimdi, örneğin 2011 yılında Yavaşkent (Slowcity) adını aldıktan sonra onun gereklerini yerine getirme yönünde Belediye’nin gerçek hiçbir çaba göstermeyip (gösterenleri de engelleyip), tersine “yavaşkent” düşüncesiyle hiç uyuşmayan ve Akyaka’nın doğasının hızla bozulmasına, beldenin geçmişte nitelikli turistleri kendine çeken özgün kimliğinden uzaklaşıp (hızlanan iç-içe yapılaşma ve araç trafiği, orman içine yapılan araç yolları, peşpeşe açılan süpermarketler, tarımsal üretimden ve kendi mutfak kültüründen kopuş, vb ile) sıradanlaşmasına yol açan uygulamalar sırasında bu “ad”ın sadece bir tanıtım markası olarak kullanılması sürecine bakınca … Bütün bilimsel ve samimi uyarılara rağmen, sözüm ona turizmi geliştirmek adına bugünkü kısa vadeli kazançların, beldenin geleceğinde nasıl geri dönülmez kayıplara gebe olduğu görülemiyorsa… Kimse kusura bakmasın; aynı zaman diliminde yapılan bu konuşmalar, içinde aktarılan bilgilerin ve biyolojik çeşitlilik gibi kavramların gerçekte hiç kavranmamış ama gerektikçe satılmak üzere ezberlenmiş bir yatırım malzemesi yapıldığını düşündürüyor.

Bölgenin, beldenin sakinleri olarak Belediye Başkanına sormak gerekir:

“Yavaşkent” adımız kâğıt üzerinde kaldı; kâğıt üzerinde bir “Kent Konseyi”miz var (2 yıl önceki son Genel Kurul öncesi yapılan üyelik başvuruları bile beklemede); kâğıt üzerinde bir de “Sakin Kent Derneği”miz oldu, ayrıca yine kâğıt üzerinde “Dünya Mirası Kenti” sayılsak gerçekte ne fark eder? Doğal, tarih ve kültür mirasımızı belde yönetimi ve halkı olarak biz kendimiz sahip çıkıp korumuyorsak, bize rağmen, hangi uluslar arası örgüt nasıl koruyabilir ki?

Bu UNESCO başvurusu da, Akyaka halkını bezdiren mevcut icraatı bu kez bütün Gökova Havzasına yaymanın aracı mı yapılmak isteniyor ve bunun için mi yetki isteniyor yoksa?

Şahsen ben, önceki her iki yerel seçimde oyumu verdiğim bu Belediye Yönetimine, özellikle doğayı tahrip eden son uygulamaları nedeniyle; ve en azından mevcut çevre koruma mevzuatının işletilmesi ve geliştirilmesini, belde halkının topyekun gelişmesi yararına hizmet edecek farklı uygulamaları savunan belde sakinlerine -işine gelmediği için- “dağdan gelenler” diyerek kışkırttığı yerli-yabancı ayrımcılığı yüzünden, inancımı kaybettim. 

Yine de dileğim o ki, yapılan yanlışlar çok geç olmadan idrak edilir ve durdurulur, beldede farklı bir turizm ve gelişim politikasını birlikte geliştirmenin önü açılır ve belde/ bölge sakinleri ile gerçek bir “söz ve eylem bütünlüğü” kurulur.

Bu sizce naif bir dilek midir? Ya da öyle kalmaması için, verili duruma/ koşullara teslim olmadan onu değiştirmek için, sizce ne yapmak gerekiyor?

İmkânsız görünenin düşünü kurmak, bunun “söz”ünü yani felsefesini ve program-planını birlikte tasarlamak, bu inançla emek-zaman-enerjimizi birleştirmek olabilir mi, ne dersiniz? 
Serap Özdeniz

17 Ocak 2013 Perşembe

Sazlıkta çıkan yangında doğal yaşama bir darbe daha vuruldu

7 Ocak 2013 tarihinde Kadın Azmağının ovaya bakan tarafında sazlık alanda çıkan ve rüzgarın şiddetiyle yayılan yangında çok büyük bir sazlık alan yandı. Birçok kuş türünün üreme alanı olarak kullandığı ve barındığı, bu özelliği nedeni ile özel çevre koruma alanı olan bölgede doğal yaşam büyük zarar gördü.

Azmak yangını için basına "Tek tesellimiz can kaybı olmaması" demeci verip, yanıp ölen doğal yaşama içinde zerre kadar saygı, sevgi ve birliktelik duygusu beslemediğini kanıtlayan Belediye başkanının, aynı Azmak'ın "biyo-çeşitliliği", vs..vs.. konulu ezber oyunlarından biri daha! Anlaşılan bu kavramlar, gerçekte hiç kavranmamış (kağıt üzerinde cansız, mekanik olarak okunup satılacak) "yazılar"dan ibaret.
 

Serap Özdeniz


16 Ocak 2013 Çarşamba

Muhalefetlerarası İlişki

            Kaleden doğru seyretmek Akyaka'yı öyle güzel. Batı'ya döndüğünüzde Sakar uzanıyor; volenli bir etek gibi onu sarınmış çam ormanları dalga dalga seriyor yeşilini açıklı koyulu. Hafif bir rüzgar tenini okşarken taşın, ağacın, mavi bir saten gibi gökle birleşmiş denizde dalga yok.

            Anayolun sesi, Azmak'tan gelen tur tekneklerinin sesi, buradan pek de duyulmuyor. Kuş sesleri, sincap sesleri ve bir de Akyaka'dan buralara kadar çarpan çocuk sesleri...Belli ki oyun oynuyorlar. Çocuk seslerini işitebileceğimi düşünmezdim buralardan, şimdi, şu eski kaleye çıkmamış olsam. Hafif hafif dalgalanan sazlıkların güzel rengi; Tarkovskice salınışlar bunlar, ruh dalgırları. Rüzgar dediğimiz şairdir aslında, var olan her şeye dokunabilir; var olan herşeye değgindir bir şair: Öylesine bir yaşama becerisi ve mahir bütün varlıklarla ilişki kurma hususunda. Ve aslında diyorum ki bir insana en çok yakışan da şairliktir. Bu durumda rüzgardan öğrenecek çok şeyimiz var. Daha çok koşmalı insan rüzgarın peşisıra. Bu güzellik bakanı da güzel kılıyor.

            "Doğa" deyip totalleştirdiğimiz ve kendimizden ayırdığımız parçanın, deneyim haline dönüştüğünde dille, şu yoksul(!) dille ifade edilemeyecek öyle dehşetengiz tatları var ki ne kamu adına, ne belediyecilik adına, ne  turizm adına dokunmamak gerekir onlara. Ancak safdil bir temenniden öte bir şey değil bu söylediğim. Zira gayet örgütlü bir güç ilişkileri düzeni üzerine oturur belediyecilik, turizm gibi alanlar kamu düzeni içinde ve insanca olan tüm bağları parçalar, sınıflar, ayırır ve duyguları aşağılar.

            Son yıllarda, Türkiye'de farklı farklı alanlarda yapılan muhalefetlerin dağınıklığı bir sorun olarak kendisini daha çok duyurur oldu; muhalefetlerin birliği bir ihtiyaç olarak da kendisini duyuruyor. Tabi ki yeni bir sorun değil bu, örgütlenme muhalefetin her zaman gündeminde olmuştur. Öğrenci hareketleri, çevre hareketleri, işçi hareketleri, memur eylemlilikleri ve diğer pek çok hareket arasındaki kopukluğu nasıl gidermek gerekir bilmiyorum. Üstelik bunun bir reçetesi de yok! Ancak bu farklı farklı muhalefetler arasında bir tür yatay bir ilişki geliştirmek gerekiyor. Böylesi anları Hrant Dink'in öldürülmesine karşı muhalefette, Roboski katliamında, Hes'lere karşı mücadelede, belki en yenilerde üniversite öğrencileri ve akademisyenlere karşı ODTÜ'de öne çıkmış olmakla birlikte bütün üniversitelerde şiddetini giderek artıran baskı politikalarına karşı muhalefette kısmen de olsa gördük. Ancak öyle sanıyorum ki bu ayrı ayrı patikaların daha genel platformlarda bir araya gelme ihtiyacı kendini duyuruyor. Akyaka söz konusu olduğunda da Akyaka'daki sivil toplum, demokrasi, yavaş şehir ve ekoloji tartışmaları ve bu bağlamda bir muhalefeti bünyesinde buluşturan Akyaka Platformunun zaman içinde, ki o zamanı güncel politikalar da belirleyecektir, başka yataklarla buluşacağını düşünüyorum. Anayasa çalışmaları ne yazık ki bu bağlamda bir buluşma alanı olamadı. Bizler belki böylesi geniş muhalefetlerin zamanını tayin edemeyebiliriz ancak bir yandan da bunun bilincinde olabiliriz. Ve içinde bulunduğumuz platformların, kuruluşların gündemlerine bu bağlamda tartışmalar, öneriler ekleyebiliriz. Sözünü ettiğimiz duruma tersinden baktığımızda ise farklı platformlar arasında ilişki kurulmadığında ya da bir muhalefet hareketi başka muhalefetlerle desteklenmediğinde yalnız bırakılmış oluyor, görmezden geliniyor ve çok daha güçlü ve yüksek bir mücadele doğamıyor. Bu farklı farklı muhalefetlerin farklılıklarını korumakla beraber ortak bir mücadele alanında da buluşmaları iktidardan pay istemek ve iktidara ortak olma arzusunun pratikleri açısından gereklidir sanıyorum ve artık iktidardan pay istemenin de zamanı gelmiştir.

            Bu yazıyı bana Türkiye gündemi ve Ece'nin platforma daha büyük ekonomik bir güçle birleşme doğrultusundaki önerisi ilham ediyor. Güzelim kalenin Akyaka'nın her yanından görülebilsin diye etrafındaki ağaçların kesilip, üstüne bir de bir yangınla çıplaklaştırılıp, müdahale edilmemiş halini hatırlıyorum ve lütfen diyorum belediyelere bir yerleri daha iyi yapacağız derken bozmayın, ellemeyin, bir şey yapmayın artık! Bizlere müdahale edilmemiş bir "doğa"yla da karşılaşma fırsatı verin. İşte iyimser bir temenni daha, çok yüceltilen insanın bile bir "artifact" bir ürün olduğu toplumda, nesne olarak çoktan gözden düşürülmüş ve kullanım ve değişim değeri olarak bakılan doğaya itibarı nasıl teslim edilebilir? İnsanlık onuru, o itibarı ancak mücadele geleneği içinde ve o gelenekle olan bağlarını hatırlayarak iade edebilir diyorum okumak için yanımda getirdiğim Maurice Blanchot'un Son İnsan'ını ve Rimbaud'un Cehennemde Bir Mevsim'ine cevap bekler gibi bakarken. Ne de olsa O Rimbaud'du "Ben bir başkasıdır" diyen ve Blanchot idi insanın gerçek cemaatini oluşturanın ölüm olduğunu hatırlatan. Ancak bizi ezilenlerin ve direnişin geleneğine bağlayan iki büyük düşünür Marx ve Benjamin yokluğunu burada hissettiriyor. O boşluğu doldurmak için o rehberleri bir kere bir kere daha hatırlamanın zamanı hiç geçmiyor.
 
Saliha Yazgaç

 

 

 

 

15 Ocak 2013 Salı

Belediye'nin ormanda yol açma inadı Akyaka'yı adım adım bir felakete sürüklüyor !


Ormanda Belediyenin açmakta olduğu yol dolayısı ile dik yamaçtaki orman dokusunun tahrip edilmesi ve çöplerle karışık olarak dökülen binlerce ton moloz, meydana gelebilecek bir heyelan nedeni ile bir felakete kapı aralamış durumda.   Yol yapım çalışmasının derhal durdurulması talebi ile BIMER'e 13.01.2013 tarihinde verilen dilekçe aşağıdadır.
 
Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde yer alan Akyaka Beldesinin girişinin yaklaşık 100 metre öncesinde orman içine doğru Akyaka Belediyesinin çöp ve moloz dökmek sureti ile açmakta olduğu yol çok önemli bir çevre tahribatına yol açmanın yanında, alt tarafında yeralan yerleşim birimleri için de gittikçe büyüyen heyelan tehlikesinin doğmasına neden olmuştur. Yaklaşık 250 Akyakalının 8 Eylül 2012 tarihinde katıldığı bir eylemle Akyaka Belediyesinin bu girişimi protesto edilmiş ve bu yolun inşaatının derhal durdurulması bir basın açıklaması ile talep edilmiştir. Akyaka Belediye Başkanı Muğla’daki çöp toplama alanlarına gönderilmesi gereken çöpler için maddi imkanı olmadığı, moloz dökmek için de Muğla Çevre ve Şehircilik  İl Müdürlüğünün kendisine yer göstermediğini gerekçe göstererek inşaat ve hafriyat malzemelerinin dökümüne devam etmektedir.

 
Barındırdıkları zengin biyolojik çeşitliliğin korunarak gelecek kuşaklara sağlıklı bir çevre bırakılması  adına Özel Çevre Koruma Alanı ilan edilen bölgelerde hiçbir Çevre Etki Değerlendirme çalışması yapılmaksızın bu türlü çalışmalara izin verilmesi kabul edilemez. 2009 yılında bitirilen SMAP III Gökova Projesinin Muğla Üniversitesi tarafından hazırlanan bilimsel raporlarında  aynen şöyle denilmektedir :

 
“İnsanların ormanların içlerine kadar ulaşmalarına olanak tanıyan orman yolları, canlı türlerinin rahatsız olmalarına neden olmaktadır. Sahada doğal afet tehlikesiyle karşı karşıya olan Bu alanlar, neredeyse fay hattı üzerine kurulmuş olan Akyaka’dadır. Özellikle Akyaka’nın hemen gerisindeki tepelik alanda birikmiş olan yamaç molozları, yerleşim birimini tehdit etmektedir. Bu nedenle, olası bir depremde meydana gelecek toprak kayması konusunda acilen çalışmalar yapılması zorunludur.” (SMAP III Gökova Projesi, EK-1: Gökova İç Körfezinde Flora ve Fauna, Sayfa 23)

 

Bahsi geçen yol çalışması,  ilgili alanda insanlar da dahil olmak üzere tüm canlıların yaşamını tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Muğla – Marmaris yolunda önemli masraflarla ve mühendislik çalışmaları ile yapılmış olan duble yolda dahi, benzer coğrafi özellikler taşıyan bölümünde son bir yıl içinde şiddetli yağmurlar sonucunda dört kez heyelan meydana gelmesi, Akyaka’daki bu uygulama için de uyarıcı niteliktedir.

 
Muğla Valiliği, Özel Çevre Koruma Kurumu (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı) ve Akyaka Belediyesi,  ortakları oldukları SMAP III Gökova Projesindeki sorumluluklarını hatırlayarak, bu projenin bilimsel çıktılarında yer alan uyarıları dikkate almalı ve felaket daha büyük boyutlara ulaşmadan sözkonusu yol çalışmasını derhal durdurmalı, yol insan ve araç trafiğine kapatılmalı ve imar planından da çıkarılmalıdır. Özel Çevre Koruma Alanlarında yapılacak bu tür çalışmalarda mutlaka ÇED çalışması yapılmalı ve yapılmış olan bilimsel çalışmalar dikkate alınmalıdır; gerkirse özel çevre koruma yönetmelikleri bu doğrultuda revize edilmelidir.

 Gereğinin yapılmasını saygılarımla rica ederim.

 
Alpserdar Denktaş

14 Ocak 2013 Pazartesi

Akyaka’da yükselen değer : Şaka Turizmi

Bilen bilir; bir Akyaka Vizyonu vardır ve bu vizyonda doğanın korunması, kitle turizminden kaçınarak doğayı tahrip etmeyen alternatif turizm anlayışlarının geliştirilmesi hedeflenmiştir.
 
 
Akyaka Yavaşkent olunca Vizyonda yer alan bu ifade daha da bir öne çıktı. Alternatiflerin neler olabileceği üzerinde  henüz turizmciler çok fazla kafa yormamışken belediyenin uygulamaya koyduğu bir proje müthiş bir isabetle bu boşluğu doldurma kapasitesi taşıyor.



Projenin ne olduğu merak ettiniz biliyorum, hemen konuya giriyorum. Bilen bilir, İnişdibi Caddesi üzerinde, Su Sarnıcının yanından yukarı doğru çıkan sokağın adı Barzalar Sokak’tır. Bu sokak şimdilerde Belediyenin  hayata geçirdiği Kale Çevresi Yol Güzergahı Projesi çerçevesinde  granit taşla kaplandı.  İşçilerin aylarca süren özverili çalışmasını hayranlıkla izlemiştim. Bu arada Su Sarnıcının hemen yanına, projenin kimlik bilgileri bir tabela üzerinde sergilenmeye başlandı. Projenin maliyetinin 1.8 Milyon TL olduğu da bu bilgilerin arasında yer alıyor. Bir yıl süren proje nihayet yeni yılın ilk haftası içinde tamamlandı.
 
Bu zorunlu genel bilgilerden sonra şimdi turizme şakacı bir geçiş yapacağız. Projenin bittiği gün, sokağın başındaki evlerden birinde ikamet eden bendeniz, sabah erken saatte sokaktan gelen hummalı bir faaliyetin sesleri ile merakla dışarı çıktım. Ne göreyim; aralarında resmi görevlilerin de olduğu anlaşılan bir grup insan bir takım kazıkları sokak üzerine çakmak için noktalar belirliyorlar. Şakanın, turizmin bununla ne ilgisi var dediğinizi duyar gibiyim, az daha sabır lütfen. Yahu bu kazıklar benim evimin önündeki yolun da, belediyenin granit kaplamasını henüz bitirdiği yolun da ortasına çakılıyor !  Meğersem yıllardır Barzalar Sokak diye adres verdiğim, Akyaka'nın ana caddeleri sefil durumdayken granit kaplayacak kadar önemsenen bu tali yol, hemen yanından geçen ve  ve belediyenin islah etmek için stratejik planlar yaptığı dere yatağı (5 yıldır bir türlü ödenek bulunamadığı için gerçekleşemedi) ile birlikte özel mülkmüş ! Yani Belediye imar planına burası yol diye işlemiş ama kamulaştırmasını belli ki yapmamış. Ama resmi anlamda altyapının hazır olduğundan hareketle sokak üzerinde birçok evin yapılmasına onay vermiş. Şimdi de içinde dere yatağının ve Barzalar Sokağın bir bölümünün bulunduğu bu arsanın sahipleri belediyeye arsası üzerinde bir takım çalışmalar yapmasından dolayı bozulmuş olacak ki etrafını çitle çevirmeye karar vermiş. Ben artık evden çıktığımda burun buruna gelmek durumunda olduğum bu tuhaf duruma nasıl alışacağımı, bundan sonra posta adresi olarak nereyi vereceğimi kara kara düşünürken kale çevresinde granit kaplı yol üstünde  araba ile gezmek için heveslenen vatandaşların hayal kırıklığını nereye koyacaktım? Halbuki bir ören yerine patika ile yürüyerek ulaşmak yerine onca zahmet ve masrafa girilerek granit taş kaplı araç yolu inşaatı henüz tamamlanmıştı.
Tuhaf olsa da bunun  eğlenceli yönü olduğunun hakkını veren ama turizmle ilgisini kuramayanlardan azıcık daha sabır rica ediyorum. Kanuni’nin Rodos seferi sırasında lojistik destek için inşa edilen su sarnıcı Akyaka’ya gelen turistler için önemli çekim noktalarından biridir. Yazın bazen kafileler halinde gelerek sarnıcı gezerler ve fotoğraflarını çekerler. Ben de bu faaliyetlere evimin balkonundan şahit olurum. Şimdi kale dolayısı ile kültür turizmine katkı olsun diye granit kaplanan yol, bu amaca hizmet edemeden iptal edilirken başka bir turizm kapısı açılıyor ve turistler bu kez iptal edilen yolun ortasına çakılan kazıkların fotoğrafını çekmeye geliyorlar. Alışıldık turizm anlayışına göre sezon dışı bir zaman olmasına rağmen birkaç gündür hatırı sayılır sayıda yerli ve yabancı turistin üstelik daha çalışma tamamlanmadan olay yerine geldiğine ve fotoğraf çektiğine bizzat şahit oldum. Akyaka’nın turizmi oniki aya yayma hedefi böylece sağlanacak sanırım. Zira, hem tarihi, hem “kültürü” bir kareye kolayca sığdırmanın mümkün olduğu bu noktada yeni bir "ören yeri" ortaya çıkıyor.   Açıkçası "Kale Çevresi Yol Güzergahı Projesi" barındırdığı müthiş potansiyeli ifade etmek için biraz yetersiz geldi bana. Bu dahice en ince detayına kadar düşünüldüğünden kuşku duymadığım turizm şekline ben Şaka Turizmi dedim. Belki projeyi hayata geçirenler daha uygun bir isim düşünürler.
 
Ha, bu arada aslında bizim cebimizden çıkan 1.8 Milyon TL'nin kazıklanmış bir yol için çok fazla olduğunu düşünebilirsiniz. Bu yaratıcı projeye yapılan yatırım artan turizm girdisi ile kısa zamanda kendini ödeyecektir.  Burada bir parantez de kazık çakma çalışmalarının nasıl özenle yapıldığına açmak istiyorum. Çitle çevrilen alan tarihi sit alanı olduğu için Anıtlar Yüksek Kurulunun iki görevlisi de çalışmalara gün boyu nezaret ediyor. Kale Çevresi Yol Güzergahı Projesini onaylayan kurumun da, proje biter bitmez kapatılması çalışmalarına nezaret eden kurumun da aynı olduğunu düşününce burada çelişki gibi görünen durumun aslında aşama aşama uygulamaya konulmuş daha kapsamlı başka bir projenin parçası olduğunu düşünmeden edemedim. Yani büyük resmi, Şaka Turizmini görmeye çalışmak gerekir, yoksa yanılabiliriz. Bu proje kapsamında kale duvarları uzaktan da görülebilsin diye kale çevresinde yok edilen  orman, Azmak kenarında otoban genişliğine çıkarılan yol, kalenin daha yukarısında orman içine otoban genişliğinde açılmakta olan yol, hepsi bu büyük resmin içinde bir yere oturuyor. Kuşkunuz olmasın.

Kazık çakma çalışmalarında gösterilen  hassasiyet için açtığım parantezi bir örnekle kapatayım; çit için kullanılan kazıklar özenle seçilmiş. Tarihi sit alanına metal ya da beton kazık çakılması gerçekten de hoş olmazdı. Ahşap kazıkların granit kaplı yolun üzerinde sergilediği doğallık ve uyum, kurumlarımızın doğal ve kültürel alanlarda kullanılacak malzemenin seçiminde ne kadar hassasiyet kazandıklarını göstermesi açısından ayrıca sevindirici. Zira şaka ciddiyet ister.

Artık Akyaka'ya kazandırılan  bu yeni ören yerini biran önce görmek istediğinizi tahmin edebiliyorum. İşleri dolayısı ile hemen tatil programı yapamayacak durumda olan uzaktaki dostlar şimdilik  eklediğim bu birkaç fotoğrafla idare etsinler. Hazır gelmişken beni de görmek, birlikte çay içmek isteyen dostlar tel örgüleri geçemeyecekleri için lütfen telefon etsinler, birlikte kazıksız bir yol bulmaya çalışırız.

Serdar Denktaş
(Belediye evim için başka bir sokak buluncaya kadar yeni adresim:  Kazıklı Barzalar Sokak No:2)



10 Aralık 2012 Pazartesi

AYYP- Azmak Çalışma Grubu Faaliyet Raporu

           Akyaka Yerel Yönetim Platformu (AYYP)’nun 15 Eylül 2012’de gerçekleşen ikinci genel toplantısında dile getirilen sorunları “…belli bir sistematik içinde… Öncelikleriyle orantılı bir ağırlıkla işleyecek bir program çalışmasına başlanması ve bu çalışmanın başlangıç adımının, odağının Azmakla ilgili etkinliğin oluşturması” kararı alındı. Azmak Çalışma Grubu (AÇG) bu doğrultuda çalışmaları yürütmek üzere 15 gönüllünün katılımıyla aynı toplantıda kuruldu.

Faaliyetlerin Dökümü (16 Eylül – 4 Aralık)

İlki 16 Eylül’de, sonuncusu 4 Aralık’ta toplam 6 toplantı yaparak çalışmalarını tamamlayan AÇG, bu süre içinde aşağıdaki etkinlikleri gerçekleştirdi:

1.     24 Eylül 2012 tarihli, 180 imzalı dilekçeyle Çevre ve Şehircilik Muğla İl Müdürlüğü’ne Azmağın 3621 Sayılı Kıyı Kanuna tabi olup olmadığı soruldu. Daha sonra gerçekleştirilen Kadın Azmağı Sempozyumu’nda ilgili kurum yetkilisinin kendisine yöneltilen aynı soruya “tabi değildir” yanıtına karşılık, bugüne değin dilekçemize yazılı bir yanıt verilmedi.[*]

2.     Hem Belediyeye hem de Çevre ve Şehircilik Muğla İl Müdürlüğüne verilen 28 Eylül 2012 tarihli dilekçelerle Azmağı daha fazla tahrip edeceği belli olan “Azmak Kıyı Bandı Peyzaj Projesi”nin yasal dayanağı soruldu. 11 Ekim’de Çevre ve Şehircilikten gelen yanıtta: “Akyaka Belediyesi resmi web sitesinde bahsedilen “Azmak Kıyı Bandı Projesi” ile ilgili Müdürlüğümüzde onaylı bir proje bulunmamakta olup, Bakanlığımız(Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü)da konuyla ilgili onaylı bir proje bulunup bulunmadığı” sorulacağı belirtildi.  2 Kasım 2012 tarihli belediyeden gelen yanıt ise tatmin edici olmaktan çok uzaktı. Ancak, karmaşık ifadelerden projenin bir onama sürecinden geçmediği anlaşılabiliyordu. Hâlihazırda bu projenin yürütülmesi ÖÇK Şube Müdürlüğünce konu netlik kazanıncaya kadar askıya alındı.

3.     Kadın Azmağı Sempozyumu hazırlık çalışmaları sürerken sempozyuma sunum yapmak üzere davetli olan ÖÇK Şubesi tarafından Azmak içindeki yapay adacıklara iş makineleri marifetiyle müdahale edildi. Oldukça özensiz yapılan ve bu nedenle kendisi bir tahrip nedeni olan müdahalenin biçimi ve kapsamı BİMER’e verilen 22 Ekim tarihli bir dilekçe ile soruldu. Bu dilekçeye henüz yazılı bir yanıt gelmedi.[*]

4.     Aynı süreç içinde sempozyuma kısa bir süre kala “Kale Çevresi Yolu Güzergâhı Projesi” içinde Azmak kıyısında Belediye tarafından yapılan çalışma (kıyının doldurulması ve taş yığılarak yapay kenar çizgisi oluşturulması) ÖÇK Şubesi tarafından durduruldu.

5.     Kadın Azmağı Sempozyumu, disiplinli ve özverili bir çaba ile tüm tarafların biraraya getirildiği, mevcut durumun sergilenip sorgulandığı, sonrasındaki adımlara ışık tutan, son derecede zihin açıcı bir etkinlik olarak 130 kişinin katılımıyla 20 Kasım’da gerçekleştirildi. (Sonuçları aşağıda ayrıca irdelenecek.)

6.      Belediyenin “Kale Çevresi Yolu Güzergâhı Projesi” kapsamında kalan yolu kıyıya doğru genişletme amaçlı Azmağı doldurma girişimleri karşısında, bu ve benzer girişimler asıl kaynağını 1997 yılı onaylı Akyaka İmar Planı’ndan aldığından hareketle, mevcut planın revizyonu ve o zamana kadar da yürüyen projelerin durdurulması talebiyle 26 Kasım tarihinde Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne başvuruldu. Akabinde Akyaka Belediyesinden yürürlükteki imar planının tüm paftaları yazılı olarak talep edildi.


Kadın Azmağı Sempozyumu
 
 
1.   Sempozyuma ilgili tüm tarafların ve iyi bir katılımın sağlanması, programın baştan sona aksamadan ve açıklandığı biçimde yürütülmesi, sonuç ve etkileriyle başlangıç hedeflerine erişilmesi AYYP’nun meşruiyetini Akyakalılar ve ilgili kurumlar nezdinde daha da pekiştirdi.

2.   Kuruluşundan bu yana geçen dört aylık süre içinde yürüttüğü eylemliliğe önemli bir katkı yaparak, AYYP’na yönelik yapılan spekülasyonları boşa çıkardı. AYYP’na değişik gerekçelerle mesafeli duran kişi ve kurumların bundan böyle aynı katı tutumu sürdürebilme olanakları, tamamen değilse de büyük ölçüde ellerinden alındı.

3.    Her etkinlik gibi, sempozyum da bize bir yandan yeni üyeler kazandırıp güç katarken, kendi zayıf taraflarımızı da gösterdi. Ani gelişmeler olduğunda tutum belirlemek üzere, hareket yeteneğimizi geliştirecek biçimde yapılanmamızı gözden geçirmemiz gerektiği ortaya çıktı.

4.   Sempozyum sık sık sık unutulan bir gerçeği Azmak özelinde yeniden anımsattı: Doğa bir bütündür, parsellere ayrılarak korunamaz; Akyaka’nın doğası da Gökova Körfezi’nin ayrılmaz bir parçasıdır.

5.   Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesine yönelik bilimsel öngörü, saptama, uyarı ve önerileriyle bölgenin korunmasında tartışılmaz bir öneme, geleceğe sahip olması gereken SMAP III Gökova BKAY Projesi 2009’dan bu yana beklediği tozlu raflardan AYYP tarafından indirilerek sahiplenildi.

6.   Sempozyum, katılan tarafların içinde belki de en fazla AYYP’nin zihnini açtı. 1997 yılı onaylı Akyaka İmar Planı’nın Yavaşkent kriterlerine -başta doğanın korunması- aykırı olduğu, Belediyenin doğanın tahribi ile sonuçlanan tüm uygulamalarının meşruiyetini bu plana dayandırdığı, bu nedenle köklü bir revizyona gidilmesinin bir zorunluluk olduğu anlaşıldı.

7.   Sempozyumun en belirgin sonucu, özel çevre koruma bölgesi içinde olmasına, ilgili sayısız mevzuata vb. rağmen her geçen gün Azmağın sahip olduğu doğal zenginlik ve çeşitliliği kaybetmekte olduğu gerçeğini ve bunun nedenlerini sergilemiş olmasıdır. Sadece Azmak’ta değil, Akyaka’da gerçekleşen doğaya yönelik tüm tahribatlarda eksik olan;  öncelikle yaygın ve egemen olanın aksine, doğanın pazarlanacak bir meta olmadığı ve insanın doğanın üstünde değil, onun bir parçası olduğu bilincidir. İkinci olarak da Azmak dâhil, Akyaka’nın gerçek bir koruma zırhına sahip olmayışıdır.

 
Sonuç


1.     Azmak 90 öncesinde olduğu gibi, daha kapsamlı bir koruma zırhına kavuşturulmalıdır. Bunun için, hem SMAP III Gökova BKAY Projesi’nde yer alan “kullanma suyu” niteliği saptamasına, hem de Kıyı Kanunu’na atfen, Azmağı mutlak koruma alanı içine alacak hukuksal süreçler derhal başlatılmalıdır.

 

2.     1997 yılı onaylı Akyaka İmar Planı’nda başta Azmak, Akyaka’nın doğası ve biyo-çeşitliliği gözetilmemiştir. SMAP III Gökova BKAY Projesi’nin bilimsel çıktıları, Özel Çevre Koruma ve Uluslararası Yavaşkentler Birliği kriterleri gözönüne alınarak yenilenmelidir. Akyaka’da, yavaşkent sürecinin özüne uygun katılımcı ve şeffaf bir yerel yönetim anlayışının oluşturulmasını amaç edinmiş ve eylemleriyle de bu doğrultudaki kararlılığını ortaya koymuş olan Akyaka Yerel Yönetim Platformu, Akyaka halkının temsilcisi olarak yeni planın tüm oluşum aşamalarında söz ve karar sahibi olmalıdır.

 

Azmak Çalışma Grubu



[*]Bilgi Edinme Yasası’na dayanarak cevap verme süresinin geçtiğini belirten ve dilekçemize en kısa zamanda cevap verilmesini talep eden yeni bir dilekçe ilgili kuruma verilmiştir.
 
 

6 Aralık 2012 Perşembe

Azmak’ta yaşam tehdit altında!

Evrensel Gazetesi, 23.11.2012
 
Ula’nın Akyaka beldesinde, Kadın Azmağı Deresi’ni korumak için Akyaka Yerel Yönetim Platformu’nun öncülüğünde, Muğla Valiliği, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Su Altı Araştırmaları Derneği tarafından “Azmakta doğal yaşam yok olmasın” konulu sempozyum düzenlendi. Yücelen Otel’de gerçekleşen sempozyumda Akyaka Yerel Yönetim Platformu adına konuşan Serdar Denktaş, Azmak deresinin korunması ve kullanılmasıyla ilgili pek çok kanun ve yönetmeliğin bulunduğunu ifade ederek, buna rağmen bölgedeki işletmelerin dere çevresindeki alanlarını genişletme yarışına girdiğini söyledi.
 
BÖLGE DOĞAL SİT ALANI
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesinden Prof. Dr. Ahmet Nuri Tarkan, Azmak Deresi ve çevresinde şu ana kadar 253 tür balık saptandığını dile getirerek, sazlıkların insan eliyle azaltılmasının, balıkların yumurta ve larvalarında azalmasına yol açtığını, doğal çevrenin birtakım zararlı bakterilerden korunmasının önünün kesildiğini ifade etti. Tarkan, Azmak deresinin döküldüğü Gökova Körfezinde mavi bayrak sınırlarının 50 kat üzerinde bir kirlilik tespit edildiğini söyledi.
Su Altı Araştırmaları Derneği adına konuşan Cem Orkun Kıraç, bölgenin doğal sit alanı olduğunu ifade etti. Uçurtma sörfünün bölgedeki yırtıcı kuşların yaşam alanını olumsuz etkilediğini söyleyen Kıraç, yeni sahil yollarının açılmasının, kıyıların doldurulmasıyla çevreyle ilgili kurumların aldığı kararların açıkça ihlal edildiğini ve bölgedeki kumköpekbalığı ve ve Akdeniz fokunun azaldığını söyledi.
Sempozyumda, bilim çevreleriyle yapılan işbirliğiyle birlikte, yerel direniş fikri ön plana çıktı. (Muğla/EVRENSEL)