9 Mayıs 2013 Perşembe

Akyaka UNESCO’ya Başvuruyor! Hoca Nasreddin’in, Aziz Nesin’in Kulakları Çınlıyor!
 
Akayaka’nın Unesco başvurusu, Sabah gazetesinin web sitesinin turizm köşesinde 7 Mayıs Tarihli “Cittaslow Birliği Genel Sekreterliği tarafından "Sakin Kent" ilan edilen Akyaka beldesinin, UNESCO Dünya Miras Alanları Geçici Listesi'ne alınması için Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan dosya, Dışişleri Bakanlığına sunuldu” başlığıyla verilmiş. (Bkz. http://www.sabah.com.tr/Turizm/2013/05/07/sakin-kent-unescoya-aday)

Hoca Nasreddin, Aziz Nesin yaşıyor olsalardı, Akyaka beldesinde son iki dönemdir (sekiz yıl) egemen olan yerel yönetim anlayışının uygulamalarından şüphe yok ki zorlanmadan sayısız fıkra ve öykü üretirlerdi. Akyaka’nın Unesco Dünya mirası listesine adaylık başvurusu da böylesine trajikomik, tam da Hoca Nasreddin’lik, Aziz Nesin’lik bir vakadır! En hafif deyimle dostlar alışverişte görsün türünden, gerçekte ise yaklaşan yerel yönetim seçimlerinde kullanılmak üzere dışı cilalı bir seçim malzemesi yaratmaktan ibaret, boş bir iştir!


Boştur çünkü ortada korunacak bir mirastan ziyade, tüketilen Kadın Azmağı, çöp ve moloz deposuna dönüştürülen ormanlarıyla, yozlaştırılarak ticari bir markadan öte hiçbir anlam taşımayan Cittaslow etiketiyle her geçen gün özünden uzaklaşan bir Akyaka bulunuyor!

Bu haliyle Akyaka, Unesco’nun Dünya Miras Alanları listesine değil, ama dünyanın en kısa sürede tahrip edilmiş eski cennetleri listesine girmeyi hak ediyor. Varsa böyle bir kategori, başvuru sahiplerinin hiç şüphesi olmasın kesinlikle liste başı olurlar. Çünkü dünyanın hiçbir yöresinde iki seçim döneminde bu denli hızla benliğini yitirmiş, tüketilmiş bir başka belde yoktur!

Akyaka’da yaşanan ve halen süren tahribat bütün ayrıntılarıyla anlatıldığında bu yazının sınırlarına sığmayacak büyüklüktedir, dolayısıyla böyle bir çaba eksik kalacaktır.  Ancak hem başvuruya aracı olanlara, hem de onu değerlendirecek Unesco’nun ilgili birimlerine gerçeğin kendilerine sunulandan farklı olduğunu göstermek, Akyaka’nın doğasına yürekten bağlı insanlar için önemli bir sorumluluk olduğu kadar, hiç olmazsa elde kalanı korumak adına acil bir zorunluluktur. Aydınlatılarak herkesin bilmesinde yarar olan kimi gerçekler özetle şöyledir:

1.      İlgili haberde Belediye Başkanı’nın söylediği doğrudur; Akyaka 2010 yılında Seferihisar’ın ardından Uluslararası Yavaşkentler Birliği’ne kabul edilmiştir. Ama sonraki ilk icraat, bu işe gerçekten gönül vermiş, büyük emeği geçmiş donanımlı ekibin kent konseyinden ve belediyeden tasfiyesi olmuştur.

2.      Yavaşkent sürecinde önemli bir ağırlığı, işlevi olması beklenen yerel yönetim, daha en başından Yavaşkent kavramını doğayla barışık yeni bir kent kültürünü üretmenin aracı değil, marka olarak, para kazanmanın aracı görmüş; Yavaşkent kavramının içini boşaltmış, yozlaştırmıştır. O günden bu yana Akyaka’da hayat yavaşlamamış, tersine hızlanmıştır.

3.      Aynı haberde geçen “kültürel değerlerin ve iyi tarım uygulamalarının sunumunun yapıldığı bir coğrafya” amacı, tıpkı Unesco başvurusu gibi içi boş bir söz yığınından ibarettir. Çünkü bu sözler tonlarca hazır gıdanın beldeye akmasına neden olan büyük tekellerin süpermarketlerine verilmiş ruhsatlarla çelişmektedir. Söylenenin tersine, süpermarket raflarını tarımda çeşitliliği teşvik eden, yöre üreticilerini destekleyen ürünler değil, hazır gıda sektörünün, hem insan sağlığına olumsuz etkileri, hem de gerek üretim, gerekse tüketim sürecinde doğaya verdiği zararları iyi bilinen ürünleri doldurmaktadır. Küçük üretici ve “iyi tarım uygulamaları” ise giderek daha fazla tasfiye olmuş, olmaya da devam etmektedir.

4.      Doğal mirası en iyi, bir parçası olduklarının bilinciyle, içinde yaşayanlar korur. Yerel yönetimler bu doğrultuda belde sakinlerinin iradesini yansıttığı ölçüde önemli bir mevzi, etkili bir savunma aracıdır. Bunun için yöre halkının yönetime katılımını sağlayacak mekanizmaların oluşturulup işletilmesi gereği kadar, yönetimin şeffaflığı da önemli bir etkendir. Akyaka’da ne katılımcılık ne de şeffaflık işlemekte, uygulamalara egemen olan irade bir kişinin, Başkanın şahsında belirlenmektedir. Katılımın ve şeffaflığın araçlarından biri olması gereken kent konseyinin son genel kurulunu 2011 yılında yaptıktan ve yavaşkent çalışmasını yürüten ekibi dağıttıktan sonra bir daha toplanmamış olması bunun açık kanıtıdır.


5.      Bilindiği gibi, 16,082 köyün tüzel kişiliğine son vererek geniş kırsal alanları bir gecede kentsel alana dönüştüren, 1,591 belde belediyesini kapatarak insanların yerinden yönetim hakkını gasp eden Büyükşehir Yasası Akyaka’yı da vurmuştur. Bu yasaya karşı Akyakalılar, Akyaka Yerel Yönetim Platformu (AYYP) öncülüğünde Türkiye genelinde ilk ıslak imzalı kampanyayı başlatıp, yürütür, sonuçları TBMM’ne taşırken, Belediyeye egemen olan anlayış kampanya metnine imza atmak şöyle dursun, daha yasa meclisten geçmeden teslim bayrağını çekmekle kalmamış, üstüne kampanyanın yürütüldüğü standa sözlü olarak “evet” derken türlü gerekçelerle yazılı izin vermeyerek jandarma ile platform üyelerini karşı karşıya getirmek suretiyle fiilen kampanyayı engellemek istemiştir. Yerinden yönetim hakkı gibi en temel konuda takınılan bu tutum bile tek başına Unesco’ya yapılan başvurunun içtenliği konusunda görmek isteyene bir fikir vermeye yeter.


6.      Bir kez dar bir çevrenin çıkarlarını öne alan günü birlik politikalarla hareket edilmeye başlandığında, daha uzun erimli plan ve politikalara gerek duyan doğanın önceliklerde arka sıraya düşmesi kaçınılmazdır. Akyaka’da da öyle olmuştur.  Günü birlik politikaların kıskacında kıyıları doldurularak otopark, büfe yapılan, içine adalar inşa edilen, tüm bunlar yetmezmiş gibi kıyısı boyunca otoban genişliğinde yollar açılan Kadın Azmağı’nın ardından otel restorasyonu ve bahçe atıklarının, evsel katı atıkların, binlerce ton inşaat hafriyat ve molozunun vahşi depolama alanına dönüştürülen ve artık kokmaya başlayan ormanlık alan başta olmak üzere, Akyaka’nın güzelim doğası geri dönülmez biçimde tahrip edilmiştir.
 
 

7.      Akyaka’da pis kokular yalnızca çöp ve moloza boğulan ormanlık alandan gelmiyor. Amacı ve kimlere hizmet ettiği belirsiz 1997 onaylı imar planı öylesine lastikli uygulamalara konu oluyor ki başka türlü düşünmek olanaksız! İmara aykırı olarak çok katlı otel, rezidans projeleri kolaylıkla inşaat izni alırken, ısrarla imar planının ilgili maddelerinde gerekli düzenlemeler yapılmayarak diğer belde sakinlerinin olmadık gerekçelerle Başkanın insafına terk edilmesi başka nasıl yorumlanabilir?

8.      Kale Çevresi Yolu Güzergâhı Projesi kapsamında kimsenin gelip geçmediği yerlere büyük kaynaklar harcayarak otoban genişliğinde yollar yapılırken, belde sakinlerinin kullandığı yollar köstebeklerin işgaline uğramış gibi delik deşiktir.

9.      Yavaşkent olmanın önemli göstergelerinden biri olan yavaş ulaşım araçlarına ayrılmış bir metre yol yoktur! Yaz sezonunda belde merkezindeki kontrolsüz trafik yüzünden karşıdan karşıya geçmek hayati tehlike arz etmektedir! Akyaka’nın gittikçe artan trafik sorununa Yavaşkent kriterleri gereğince yaya dostu bir belde olma yönünde çözüm üretmek üzere bir yıl boyunca özveriyle çalışmalar yürüten Atılım Üniversitesinin raporu ve çözüm önerileri değerlendirilmeyerek çöpe atılmıştır. Mevcut belediyecilik anlayışının tercihi, ormanları yok ederek yeni yollar açmak, Azmağı doldurarak yol genişletmek,  kamusal alanların kullanımında insanlara değil, hızın ve sermaye toplumunun simgesi otomobillere öncelik vermek olmuştur.


10.      Katı atık bedeli örneğinde olduğu gibi, belde halkı Belediye’nin inisiyatifinde olan akçalı konularda beldede yaşayanların aleyhine karar verilip yürürlüğe konulan uygulamalardan faturalar ellerine geçtiğinde haberdar olmaktadır.

11.      Yaşlılar ve engelliler için onların hayatlarını kolaylaştırıcı bir uygulamayı, çocukların hoşça vakit geçirebilecekleri bir çocuk parkını boş yere aramayın, bulamazsınız! Hâlihazırdaki tek oyun parkı da bir restorana kiralanmak suretiyle kapalı alana dönüştürülmüş, ranta feda edilmiştir.

12.       Kale çevresindeki yol üzerinde göstermelik bir iki zeytin ağacının yol kenarına taşınabilecekken yolun içinde bırakılmış olması da, ormanlık alan içindeki vahşi çöp depolama alanında moloz ve çöp tarafından yutulan zeytin ağaçlarından haberi olmayanlar için düzenlenmiş, doludizgin süren tahribatı örtbas etmek amaçlı, iyi bir göz boyama aracından başka bir şey değildir.


Daha yazılabilir, ama yukarıdakiler Unesco’nun Dünya Miras Alanlarına nasıl bir Akyaka’nın hangi amaçla dâhil edilmeye çalışıldığını göstermeye yeter.


Peki, bu “dışı seni içi beni yakan” durumdan tek başına bir kişi mi sorumlu? Elbette hayır! Tersi kişiye hak etmediği ölçüde paye vermek olur. Onun yanında:

ü     En başta kendi varlığını ve toplum üzerindeki hükümranlığını ancak doğayı tahrip eden bir kültürü yeniden üreterek sürdürebilen egemen aklın temsilcileri;

ü     Akyaka’yı, onun eşsiz doğasını, salt kâr elde etme aracı olarak gören, bu amaçla yavaşkent kavramını yozlaştırarak markalaştıranlar;

ü      “Politik” tercihlerini Akyaka’nın doğasından yana ilkesel olarak değil de, ehven-i şer ilkesizliğiyle kullananlar;

ü     Politik eğilimi Belediye yönetimi ile aynı olduğu için bütün yanlış uygulamaları sineye çekip görmezden gelenler;

ü     Politikayı “politikacıların” yaptığı “pis” bir iş olarak görüp, kendi sorumluluklarını belli aralıklarla sandık başına gitmek ve iradelerini başkalarına teslim etmekle sınırlı görenler;

ü     Akyaka’nın kendine özgü çizgileri, doğası gözleri önünde tahrip edilirken “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek kendi kabuğuna çekilip yaşamayı tercih edenler;

ü     Duyarlılık göstererek karınca kararınca mücadele edenlere katılmak, hiç değilse onlara destek olmak yerine, arkalarından olur olmaz söylentiler çıkaran ve yayanlar;

ü     Akyaka’da doğaya yönelmiş saldırıların önüne geçebilmek için çalışan, mücadele edenlerin ortaya serdiği gerçekleri görmezden gelen, kâh magazinleştirerek kâh çarpıtarak haber yaparak yerel yönetime yaranmaya çalışan yerel ve ulusal medya kesimleri;

ü     Nihayet, AYYP’nin harekete geçirmek için olağanüstü gayret gösterdiği halde yetkilerini kullanmayan yetkililer ve ilgili tüm kurumlar;


Akyaka’da yürüyen tahribattan birlikte sorumludurlar. Hiç kimse, hiçbir kurum, bir günah keçisi bulup ona yıkarak kendi sorumluluğundan sıyrılamaz!


Gerçekler böyle!


Şimdi bütün bu tahribattan sorumlu olanlar, büyük bir aymazlık örneği vererek Akyaka’dan geriye kalanı cilalayıp UNESCO’nun Dünya Mirası Alanları listesine alınması için girişimde bulunuyor.


Sözüm elbette yaptıklarının bilincinde olanlara değil, tüm iyi niyetiyle Akyaka için doğru bir iş yaptığına inananlara sesleniyorum: 

Gelin vazgeçin! Küçük hesaplara alet olmayın!

Gelin önce birlikte halen doludizgin devam eden tahribata dur diyelim!

Tahribatın, talanın sorumlularından hesap soralım!

Gelin önce Akyaka’yı özüyle yeniden buluşturalım!

Sonra elini taşın altına koyanlar ayıpsız tertemiz bir dosyayı, alnımız açık, başımız dik, hiç hesapsız ve çıkarsız, UNESCO’ya hep birlikte verelim.

 
Alpaslan AYDIN

2 yorum:

  1. Ormanları, Azmağı, kıyıları, doğal yaşamı, toplumsal yaşamı katleden, gözü RANTtan başka bir şey görmeyen Başkan Ahmet Çalca’nın Akyaka için yapacağı en iyi şey DERHAL İŞGAL ETTİĞİ MAKAMI TERK ETMEK ve bir daha asla bölge insanının karşısına çıkmamaktır. Hiç merak etmesin (!) Akyaka’nın korunmak için ihtiyaç duyacağı en son şey kendisidir !
    Serdar Denktaş

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,

      Belki de Akyaka'nın öncelikle korunacağı ilk şey kendisidir demek daha doğru olacak. Böylesine güzel bir beldenin başına gelebilecek en büyük felaket belediyeye egemen olan mevcut anlayıştır.

      Elbette bunun böyle olmasında beldede yaşayanların sorumluluğu kadar, yaklaşık bir yıldır ormanlık alanda belediyenin yürüttüğü vahşi depolama, çöp ve moloz dökme eylemi örneğinde olduğu gibi görevleri bu alanı korumak olan yetkililerin duyarsızlığının da payı var. Özellikle AYYP'nin geçen yaz boyu yürüttüğü etkinliğe ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın ilgili birimlerine yapmış olduğu sayısız başvuruya ragmen, etkisiz bir kaç yazışmanın dışında sonuç değişmemiş, tersine belediye sanki alay edercesine önceki çöp alanının yanına bir yenisini açmıştır.

      Yetkili kurumların yürüyen tahribata seyirci kalması belediye yönetimini cesaretlendirmiş; Başkan orman içine yeni çöp ve moloz alanları açarak, geçen yaz AYYP'nin yapmış olduğu protesto eyleminin rövanşını almıştır. Başlangıçta bin tona yakın olan çöp ve moloz kış sezonu boyunca 3-4 bin ton düzeyine ulaşmıştır.

      Skor şu anda 1-1 berabere, avantaj Başkandan yana, yetkililer türbindeki yerlerinde, maç henüz bitmedi devam ediyor.

      Alpaslan Aydın

      Sil