25 Ekim 2017 Çarşamba

Ekolojik Temelli “Sırlar” ve Sitlerin Yeniden Değerlendirilmesi

(Şşşşttt aramızda kalsın !.. Yaymayın.. Beğenmeyin..)



Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (ÇŞB)’na bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma (TVK) Genel Müdürlüğü, Muğla Doğal Sit Alanlarının Yeniden Değerlendirilmesi çalışması hakkında 18 Ekim 2017’de Bodrum’da bir “Bilgilendirme Toplantısı” düzenledi. Sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin katıldığı toplantıda Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürü ve üst düzey bürokratlar sunumlar yaptılar, katılımcıların sorularını cevapladılar.

Önce söz konusu çalışmanın geri planına kısaca bir bakalım. Bakanlığın sitleri yeniden
Doğal Sit Alanları Bilgilendirme Toplantısı - Bodrum
değerlendirme girişimi, doğa koruma alanlarının yasal koruma kalkanını ortadan kaldırdığı eleştirileri ile Muğla kamuoyunda bir yıldır büyük bir infiale yol açmış durumda. Bakanlığın bu çalışmayı dayandırdığını söylediği “Muğla Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu” nu bir gayrı menkul şirketine ihale ile hazırlatması ise, söz konusu bilimsel çalışmaya “ısmarlama”  yaptırıldığı eleştirilerine yol açmıştı. Bu raporun kamuoyu ile paylaşılmaması kafalardaki soru işaretlerini iyice arttırdı. Sürecin bölge halkının, sivil toplum örgütlerinin, bilim camiasının katılımına izin verilmeden, tamamen kapalı bir süreçte yürütülmüş olması, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi ile ilgili sit değişikliklerinin  askıya dahi çıkarılmadan onaylanması, eski mevzuata göre yasal olarak mümkün olmayan ama Gökova Paftasının onaylanması ile Okluk Koyu’nda başlatılan Cumhurbaşkanlığı Konutu inşaatı bu süreçte öne çıkan diğer can yakıcı konulardı. Gökova Paftasına  ön onayı veren, 7 kişiden oluşan TVK Muğla Bölge Komisyonu’nun 4 üyesinin Bakanlığın Ankara ofisinde çalıştığını, raporu “değerlendirmek” üzere Muğla’ya gönderildiğini de not edelim. Yani Bakanlık kendi hazırlattığı projeyi “bölgeden” kimse görmeden yine kendisi değerlendirmiş. 

Son olarak da Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın 28 Temmuz 2017’de Dalyan’da bir basın toplantısında “olmuş bitmiş bir şey yok, çalışmalar sürüyor, olgunlaştığında kamuoyunu bilgilendireceğiz” dediğinde aslında  8 ay önce Gökova ile ilgili sit değişikliklerini imzaladığının ortaya çıkması Muğlalıları ayağa kaldırdı. Muğla Milletvekili Akın Üstündağ Bakan Mehmet Özhaseki'yi halka yalan söylediği için istifaya davet etti. Bu arada Muğla Çevre Platformu’nun bileşenlerinden Muğla Mimarlar Odası’nın 26 Eylül 2017’de Gökova Paftasının onaylanmasına karşı İdare Mahkemesine dava açtığını da son bir not olarak belirtelim.

Bodrum toplantıda tüm bu konularla ilgili sorular yöneltildi. Her biri ayrı birer başlıkla değerlendirilmesi gereken ağırlıkta. Bu yazıda yalnızca  TVK yetkililerinin doğal sitlerin yeniden değerlendirilmesini dayandırdıkları temel argümanlar üzerinde duracağız. Bu argümanlar şunlardı:

Özel Çevre Koruma Bölgeleri hiçbir bilimsel çalışmaya dayanmadan belirlenmiş. Bunun sonucunda birçok vatandaş mağdur olmuş, 1. Derece Doğal Sit Alanı içinde kalan yerleşimlerde vatandaş evine çivi çakamaz hale gelmiş. Biz şimdi bu işi bilimsel temellere dayandırarak yaptık, böylece vatandaşların mağduriyetini gidereceğiz.

Bakanlığın şimdi bilimsel temelde yapıyoruz dediği çalışmayı bir gayrımenkul şirketine ihale ile “hizmet alımı” şeklinde yaptırması, bu gerekçeyi “temelden” yerle bir ediyor. Bu şekilde yapılan bir “bilimsel çalışma”yı hiçbir yurttaşın aklının, vicdanının kabul etmesi mümkün değil.  Bilimsel çalışmanın yapıldığı yörelerde hiçbir vatandaş bu bilim insanlarının sahada çalışmasına, yöre halkıyla görüştüğüne şahit olmuş değil. Toplantıda bu bilim insanlarının ne zaman, hangi bölgede, hangi çalışmayı yaptığının yol konaklama faturları ile belgelenmesi talebi sessizlikle karşılandı.

Bu gerekçeyi çürüten diğer gerçeklik ise ebette bilimsel raporun kamuoyuna açıklan(a)mış olması. Açıkça bunun bir “devlet sırrı” olup olmadığı soruldu. Verilen cevap ilginçti; ”Her evin içinde özel konular olabilir. Siz evinizi herkese açar mısınız?”

Yani tüm yurttaşların söz hakkının olduğu kamusal alanlarda ne yapılacağının devletin iç işi olduğu, halkın, yurttaşların orada yerinin olmadığı ima ediliyordu. Ama aynı yetkililer ”katılımcı bir şekilde” sözünü çok sık tekrarladılar. Örneğin bu bilgilendirme toplantısı bir katılımcılık göstergesiydi. Özet olarak Devletin aklında katılımcılık, işler olup bittikten sonra bilgi verme ile sınırlıydı.  Katılımcıların hatırlattığı; “Bilgi Edinme Yasası”, tüm bu çalışmaların temeli olan “Uluslararası Barselona Sözleşmesi” gereği çevre ile ilgili karar alma süreçlerine yerel aktörlerin etkin katılım hakkı gibi konuların bir önemi yoktu. BİMER üzerinden talep edilmiş olmasına rağmen raporun neden paylaşılmadığı sorulduğunda ise; “isteyen dava açabilir, mahkeme uygun görürse o kişi ile paylaşılabilir” denildi. Evet, dava süreci başladı, bakalım mahkemeler ne diyecek bu konuda..

Sayın Genel Müdür Kemalettin Tekinsoy’un “bunlar ayrıca çok bilimsel konular, anlamak uzmanlık ister, biz raporu paylaşsak ne olacak ki, bunları siz nasıl anlayacaksınız?”  şeklindeki cevabı ise en hafif deyimi ile halkın bilgisini “küçümseme” içeriyordu. Bu söz, salonda bulunan ve yıllardır bölgede birçok ekoloji temelli çalışmanın içinde yer almış sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin tepkisine yol açtı.

Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Alanlarının hiçbir bilimsel çalışmaya dayanmadan ilan edilmiş olduğu konusu da ilginç. Bakanlığın böyle bir iddiası varsa ve üstelik temel argümanlarından birisi ise bunu belgeleriyle ortaya koyması gerekirdi. Ancak, ilan edildikten sonra bu bölgelerde çok sayıda bilimsel çalışma yapılmış, biyolojik açıdan zenginliği saptanmış, endemik ve tehdit altındaki türler belirlenmiş. Nasıl bir tesadüf ki, "rastgele" belirlendiği iddia edilen ÖÇK Alanlarının bilimsel olarak aslında son derece zengin eko-sistemler olduğu saptanmış bu bilimsel çalışmalarla. Üstelik bu projelerde, bizzat ÖÇK Kurumu'nun ortaklığında ulusal ve uluslararası kuruluşlar, üniversiteler, uzman kuruluşlar,  sivil toplum örgütleri, yerel halk paydaş olarak yer almış. Üstüne üstlük, bu alanların eko-sistemlerinin korunacağı uluslararası sözleşmelerle de taahhüt edilmiş (Barselona, Bern, Rio).

Sonuç olarak, daha önce belirlenen doğa koruma alanları ile ilgi bilimsel çalışma yapılmadığı gerekçesi doğru değil.  Bu çalışmaların birçoğuna Muğla Çevre Platformu’nun elektronik kitaplığından ulaşmak mümkün. Bunların ve daha fazlasının ÇŞB’nin kendi arşivinde de olduğunu sayın yetkililere hatırlatmakta yarar var.

Okluk Cumhurbaşkanlığı Konutu İnşaatı
Vatandaşın “çivi çakamama” sorunun çözüldüğü gerekçesine gelirsek, bunun mevzuatta  özel bir düzenleme ile çok daha kolaylıkla halledilebileceğini düşünüyoruz.  Bunun için olağanüstü büyüklükteki koruma alanını, içinde hiçbir yerleşim yeri barındırmayan, sulak alanları, meraları, ormanları, zeytinlikleri, bakir koyları, kıyıları, hassas eko-sistemleri yapılaşmaya, insan baskısına açarak değil. Vatandaşın çivi çakabilmesini sağlama gerekçesi ile doğa koruma alanlarının neredeyse tamamı bölge dışından gelecek yatırımcılara, ranta, Okluk’ta olduğu gibi “saray” inşaatlarına açılıyor.  Artık “vatandaş” çivi çakabilecek, ama gelecek kuşaklar beton yiyecek.


Doğa Koruma Alanlarının sınırları doğal eşikler dikkate alınmadan, adeta cetvelle çizer gibi belirlenmiş. Biz şimdi doğal eşikleri gözeterek sınırları yeniden belirledik.

“Doğal eşikler”, yani doğal bütünlük arzeden coğrafi yapıların bütün halinde dikkate alınarak yapıldığı iddia edilen değişikliklerin neler olduğunu  Ekolojik Temelli Bilimsel Rapor “sır” olduğu için bilemiyoruz.  Görmediğimiz, bilmediğimiz bir çalışma üzerinden yorum yapmak güç. Ancak, her ne kadar düzeyinin yetmeyeceğini düşünse de,  yıllardır yaşam alanlarını korumak için sahada çalışan, ekoloji alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin, bilim dünyasının diğer üyelerinin bilgisi Sayın Genel Müdürün düşünebileceğinin çok üzerinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu yazıda diğer konulara girmeyeceğimizi söyledik ama bu raporun kamuoyu ile paylaşılmasının herşeyden önce bir yasal zorunluluk olduğunu bir kez daha hatırlatalım.

Şimdi “cahil cesaretimizle”, doğal eşikler gerekçesinin de temelsiz olduğunu, askıya dahi çıkarılmadan onaylanan Gökova Paftasına bakarak bir örnekle göstermeye çalışalım. “Bakarak” diyoruz, çünkü ortada incelenecek bir bilimsel rapor filan yok, sadece yeni sınırları gösteren bir “jpeg” formatında bir resim var.
Onaylanan Gökova Paftası

2009 yılında tamamlanan SMAP III Gökova Projesi’nin bilimsel raporlarında (bkz.  Gökova İç Körfezinde Tarımsal ve Ev Kaynaklı Kirlilik)  tam da sayın yetkililerin söylediği gibi bir doğal eşik irdelemesi var. Gökova Ovasını sulayan Çay Deresi’nin su havzasından bahsediliyor. Bir kısmı ÖÇK Bölgesi sınırları dışında kalan Çay Deresi havzasının aslında doğal bir bütünlük arzettiği, su  havzasının gıda ve çevre güvenliğinin sağlanması gerektiği, bunun için de su yönetimi yapılmasının gerekli olduğundan söz ediliyor. Gıda ve çevre güvenliğini sağlamak için havza yönetimi anlayışıyla yer altı ve yer üstü su kirliliği izleme çalışmaları yapılması gerektiği,  Gökova ÖÇK Bölgesinin sınırının hemen dışında yer alan taş  ocaklarının faaliyetlerinin Gökova ÖÇK Bölgesine zarar verdiği, bunların faaliyetlerinin durdurulması gerektiği bu raporda yer alıyor  (bkz a.g.e, sayfa 41)
Gökova - Çay Deresi

Eğer bu bilimsel çalışma dikkate alınmış olsa idi, Gökova ÖÇK Bölgesi sınırının “doğal eşik” kriterine uygun olarak tüm Çay Deresi havzasını koruyacak şekilde genişletilmesi, taşocaklarının faaliyetlerinin de durdurulması gerekirdi. Ancak onaylanan düzenlemenin “fotoğrafına” baktığımızda bunun olmadığı gibi, tam tersine bu bölgenin koruma statüsünün tamamen kaldırıldığını görüyoruz. Yani bırakın su havzasının bir bütün olarak korunmasını,  Çay Deresi Havzası ile birlikte Gökova Mahallesi ekolojik değer olmaktan tamamen çıkartılmış ! Sitlerin yeniden değerlendirilmesi", bu bölgede adeta zeytinlikleri, ormanları, su havzasını yok eden taş ocaklarına hayat öpücü olmuş.  Kimse ekolojik temelli filan demesin, açık bir şekilde rant temelli bir doğal eşik çalışması yapılmış.  Ekolojik Temelli Bilimsel Raporu göremediğimiz için bu “ayarlamanın” nasıl temellendirildiğini bilemiyoruz. Eğer bu süreçte, ta en başta,  biz cahilleri de sürece katmış olsalardı naçizane bunları kendilerine anlatırdık. Daha doğrusu hatırlatırdık, zira o raporların altında Bakanlığın imzası var (o zamanki ÖÇKK) !

Eskiden koruma alanları 1., 2. 3. Derece şeklinde ifade ediliyordu. Bu da uluslararası terminoloji ile uyuşmuyordu, uluslararası toplantılarda sorun yaşıyorduk. Şimdi terminolojimizi uyumlu hale getirdik. Artık "Mutlak Korunacak Hassas Alan", "Nitelikli Koruma Alanı", "Sürdürülebilir Koruma Alanı" tanımlarını getirdik.  Ama burada tanımların bire bir değiştirilmesi söz konusu değil. 1. Derece Sit Alanlarını Nitelikli Koruma Alanı yaptık.  İzin verilen faaliyetler bakımından kıyaslandığında Nitelikli Koruma, eskinin 1. Derecesine karşılık geliyor. Böyle bakıldığında biz aslında koruma alanlarının sınırlarını azaltmadık, genişlettik.

Terminoloji değişikliğine bir itirazımız yok, daha net ifade edilen tanımlar elbette getirilebilir. Ancak, uluslararası anlamda üzerinde uzlaşılmış koruma statüleri söz konusu değil. Her ülkenin kendince farklı mevzuatı ve kategorlieri var. Ama doğanın, biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda uluslararası sözleşmelerle ortak hedefler ve stratejiler belirlenmiştir. Aslolan altına imza attığınız bu sözleşmelerin gereğini samimiyetl  yerine getirip getirmediğinizdir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın uygulamalarına, hükümetin muhtelif torbalara sokuşturarak birbiri ardına gündeme getirdiği doğayı talan yasa tasarılarına baktığımızda böyle bir samimiyetten söz edebilir miyiz?

Şimdi iki cümle ile de koruma kategorilerinin tanımlarına değinelim. Yeni getirilen tanımlar  sanki  eskilerine bire bir karşılık geliyormuş algısı oluşturulup sonra aşağıya doğru “kaydırma” yapılıyor. Örneğin, 1. Dereceye karşılık olarak getirilen “Mutlak Korunan Hassas Alan” tanımı öncekine  göre bir parça daha iyi koruma getirdiği söylenebilir. Ama eskinin 1. Derece Doğal Sit Alanlarının tamamı bu yeni statüye alınırsa ! Ne yazık ki öyle yapılmıyor, eskinin 1. Derece Doğal Sit Alanlarının çok büyük bölümü “Nitelik Koruma”  veya  “Sürdürülebilir Koruma” statüsüne alınıyor. Daha da vahimi, tamamen koruma dışına çıkarılıyor !

Özetle; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkililerinin Doğal Sit Değişikliklerini dayandırdıkları  temel argümanlar neresinden tutulsa elde kalıyor.  Şu da gün gibi ortada ki; yetkililerin sıklıkla tekrarladıkları “bilimsellik”, “ekolojik”, “şeffaflık”, “katılımcılık” gibi kavramların içleri boş.  Yetkililer nedense “hesap verebilirlik” kavramını pek telaffuz etmiyorlar ama demokrasinin temel değerlerden birisi olarak onu da biz eklemiş olalım.

Hükümete şu çağırıyı yapıyoruz:

Eğer taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler gereği olarak biyolojik çeşitliliği koruma konusunda samimi iseniz;

  • ÇŞB’nin ülke genelinde yürüttüğü Sit Alanlarını Yeniden Değerlendirme çalışmaları durdurun.
  • Önceki mevzuata göre “1. Derece Sit Alanı” olan bölgeler yeni mevzuata göre  “Kesin Korunacak Hassas Alan” olmalıdır. Bu değişiklik,” Yeniden Değerlendirme” adı altında  hiçbir gerekçe ile koruma alanı kapsamı düşürülmeden uygulanmalıdır.
  • Doğa Koruma Alanlarının sınırları “Doğal Eşikler” dikkate alınarak yerel halkın ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile yeniden değerlendirilmelidir.
  • Doğa koruma alanları üzerinde birbirinden bağımsız olarak tasarrufta bulunan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın çalışmaları en kısa zamanda eşgüdümlü hale getirilmeli, yetki karmaşası giderilmelidir.  Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yürüttüğü Natura 2000 projesi kapsamında biyolojik çeşitlilik envanteri oluşturma çalışmaları  devam ederken ÇŞB’nin aynı alanlarla ilgili ne idüğü belirsiz ekolojik çalışmalara dayanarak sit değişikliklerine gitmesi kabul edilemez bir eşgüdüm sorunudur. 
  • Avrupa Birliği Çevre Mevzuatı (Natura 2000, Biyolojik Çeşitlilik 2020 Stratejik Hedefi), Barselona, Rio, Bern, Aarhus Sözleşmeleri (AB adaylığı üzerinden dolaylı taraflık) ve ek protokollerinin  gerekleri yerine getirilmelidir.  Doğanın ve biyolojik çeşitliliğin daha iyi korunabilmesi ve yönetilebilmesi için kurumların yapıları ve yasal mevzuat güçlendirilmelidir.  Şeffaflık ve karar alma süreçlerine halkın katılımı temel ilkeler olmalıdır.


Serdar Denktaş
Gökova Ekolojik Yaşam Derneği Başkanı
Muğla Çevre Platformu – Bilim Komisyonu Üyesi

7 Şubat 2017 Salı

Muğla Çevre Platformu: Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Ar...

Muğla Çevre Platformu: Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Ar...: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, üç yıldır yürüttüğü “Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi” nin sonuçlarını aç...

Muğla Çevre Platformu: Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Ar...

Muğla Çevre Platformu: Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Ar...: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, üç yıldır yürüttüğü “Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi” nin sonuçlarını aç...

Muğla Çevre Platformu: "Sakin" olun, burası Akyaka !...

Muğla Çevre Platformu: "Sakin" olun, burası Akyaka !...: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın gerçekleştirdiği “Ekolojik Temelli  Bilimsel Proje Araştırmaları” sonucunda hazırladığı yeni sit al...

9 Nisan 2016 Cumartesi

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği orman ve azmak kıyımı hakkında hukuki süreç başlattı

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi'nde devam eden ekolojik kırımlarla ilgili yasal süreç başlattı. Muğla-Fethiye karayolu üzerinde Akyaka sapağında tünel ile orman içinden Akyaka’ya bağlantı projesi için Muğla İdare Mahkemesine Yürütmeyi Durdurma davası açıldı.


Diğer yandan bir otelin inşaatı sırasında Azmak kenarında yapılan tahribat için de Muğla Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunuldu ve tahribatın düzeltilmesi için gereğinin yapılması talep edildi.  Şikayetler sonuç verdi: Azmakta doğayı, canlıların yaşam alanını tahrip ederek kendine rant alanı açmak isteyen Elif Hanım Otel'e idari para cezası verildi. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nden gelen bilgiye göre inşaatçı firmaya yaptığı tahribatı düzeltmesi için süre verildi. Ayrıca Büyükşehir ve Ula Belediye Başkanlıklarından da söz konusu inşaatla ilgili İmar ve Kıyı Kanuna aykırılıkların tespiti ve takibi istenmiştir deniyor.






Gökova Ekolojik Yaşam Derneği desteğe davet ediyor..

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği kuruluşunu tamamladı. Henüz “merhaba” demeye fırsat bulamadan sokak hayvanlarının zehirlenmesinden, Azmak’ta sazlıkların, ağaçların sökülerek canlıların yaşam alanlarının molozla doldurularak tahrip edilmesine, Akyaka sapağına yakın bir bölgede Karayolları'nın ormanda kimseye sormadan binlerce ağacı keserek Akyaka’ya yeni yol açma çalışmasına kadar bir dizi acil sorunu da kucağında buldu. Dernek, kuruluş çalışmalarına paralel olarak bunlarla ilgili de yasal mücadele süreçleri başlatmak durumunda kaldı. Rant uğruna bizlerin ve gelecek kuşakların yaşam alanlarını vicdansızca katletmekten çekinmeyen anlayışın doğaya saldırılarının iyice azgınlaştığı bugünlerde, yasal ve meşru zeminde örgütlü mücadelenin, böylesi bir derneğin varlığının ne kadar önemli olduğu daha da ortaya çıkıyor. 

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, Gökova Havzasında bölge halkının yaşam alanları ile ilgili kendisinin karar verici olduğu bir dayanışma ve birlikteliğe aracı olmayı, doğal ve kültürel zenginlikleri birlikte korumayı öngörüyor. Sağlam bir örgütlülük temelinde, bölge yaşayan ya da gönül bağı kuran herkesin desteğine, dayanışmasına çok önem veriyor. Geçici Dernek Yönetimi, en kısa zamanda bölgedeki mahallelerde tanıtım ve üyelik çalışmalarına başlamayı,  geniş ve yaygın bir üye tabanı sağlamayı planlıyor. Temmuz ayı içinde ilk Genel Kurul toplantısının yapılması, yönetim organlarının, çalışma guruplarının oluşturulması öngörülüyor. 

Derneğin tüzüğüne https://goo.gl/hw2Zol  adresinden ulaşılabilir. 

Derneğe üye olmak için:
  • Üyelik Formunun doldurulması ve dernek yönetimine iletilmesi 
  • Yıllık aidat : 60 TL ödenmesi yeterli.

 (T.C vatandaşı olmayanlar için de üyelik koşulları aynı)

Derneğe üye olmadan bağış yaparak da katkıda bulunulabiliyor.

Üyelik ve bağış katkıları için iletişim:
Tel: 0252-2434465 veya 0535 6987606 (Aliye Teksal)
Banka Hesabı: Akbank Muğla Şubesi, IBAN No:  TR09 0004 6001 2888 8000 1442 19


26 Mart 2016 Cumartesi

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’nden Merhaba


Doğanın cömertçe sunduğu güzellikleri barındıran Gökova Havzası, yıllardır sahip olduğu zenginliklerin farkında. Bunun kağıt üzerinde de böyle olduğunu biliyoruz. Zira 1988 tarihinde Gökova, Bakanlar Kurulu kararı ile Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiş bulunuyor.

Ancak gerek merkezi yönetimin, gerek yerel yönetimlerin, gerekse özel işletmelerin, halkın, sivil toplum örgütlerinin bu çok özel doğa parçasını koruma konusunda ne yazık ki hep birlikte sınıfta kaldığımızı da teslim etmemiz gerekiyor. Yıllardır ekolojik dengenin ve kültürel yapının korunması için yerel ve ulusal hatta uluslararası ölçekte inisiyatifler oluşturulmasına karşın, korumaya yönelik bir yönetim planı oluşturamıyor, sahip olduğumuz zenginlikleri rant uğruna feda ediyoruz.

Birkaç tanesini saymak gerekirse;

Bir yıl kadar önce Gökova kavşağına bir viyadük yapılması gündeme getirildi. Doğal ve kültürel yapıya büyük zarar verecek olan ve üstelik hiçbir şekilde gerek duyulmayan bu proje duyarlı sivil toplum kesimlerinin girişimi ile iptal edildi. Şimdi bu proje revize edilerek Akyaka’nın girişine kaydırılıp bir tünelle Akyaka’ya orman içinden yeni bir yol açma projesine dönüştü.

Azmak kenarında restoranların ve otellerin yasalara aykırı işgalleri gün geçtikçe yayılıyor, canlıların yaşam alanları tahrip ediliyor.

Ortak yaşam alanı olan zeytinlikler özelleştirilerek imara açılmaya çalışılıyor.

Gökova’da taş ocaklarının tahribatları her geçen gün daha da yayılıyor. Şimdi de beton santralları kurulmak isteniyor. Bu ocakların faaliyetleri sonucunda su havzası kirletiliyor, biyolojik çeşitlilik yok ediliyor, doğa tahrip ediliyor.

Akbük üzerindeki turizm baskısı artıyor, bölgeyi turizm yatırımlarına açma, Akyaka-Akbük arasındaki yolun “turizm yolu” yapılacağı söylentileri her geçen gün artıyor, hatta bölgemizin politikacıları tarafından bile dillendiriliyor.

Listeye daha birçok başka girişimi ekleyebiliriz. Tüm bunlar özellikle korumamız gereken bu küçük coğrafyada gerçekleşiyor.

Doğayı tahrip eden bu girişimlerin sahiplerinin neredeyse ortak gerekçesi: “insana hizmet”, “kalkınma”, “turizmi geliştirme”, vs.  Ve mutlaka doğayı ne kadar çok sevdiklerini de eklemeyi unutmuyorlar.

Elbette bölgede yaşayan bizlerin yaşam kalitemizin yükselmesini talep etmek en 'doğal' hakkımız. Ancak yaşam kalitesi, insanın parçası olduğu doğadaki diğer kardeşlerinin yaşam alanlarına zarar vererek ne kadar mümkün olabilir? Örneğin; turizm tanıtımlarında Azmak’ta su samuru yaşadığını söylerken, yaşam alanlarını tahrip ettiğimiz için neredeyse on yıldır su samurlarını artık göremediğimiz, zaten çok az olan yalı çapkınlarının sayısının gün geçtikçe azaldığının, göçmen leyleklerin daha az geldiğinin, hatta kurbağaların vıraklamalarının dahi daha az duyulduğunun farkında mıyız? Böyle devam ettiğinde turizm ne kadar sürdürülebilir olacak?

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan yöre sakinlerinin bir araya gelmesi ile kuruldu. Bizler, ancak ait olduğumuz doğanın en büyük zenginlik olduğunun farkında olarak, kendimizi diğer türlerin efendisi olarak belirlemeden, birbirimizin yaşam alanlarını tahrip etmeden yaşam kalitemizi yükseltebileceğimizin bilincindeyiz. Gelecek nesillerin de bizim yaşadığımız güzellikleri aynen yaşamaya hakları olduğunu kabul ediyor  ve bunları koruyarak devretmeye kendimizi sorumlu hissediyoruz. Doğayı tahrip etmeden “insana hizmet” etmenin mümkün olduğunu, bunun için ormanların, azmağın, denizin, kurdun kuşun yaşam alanlarının yok edilmesinin gerekmediğini biliyoruz. Yeter ki yaşadığımız alanlarla ilgili kararları birlikte alalım, sorunlarımıza ortak akıl oluşturarak çözümler bulmaya çalışalım. Böyle yaptığımızda örneğin Akyaka sapağında trafik sorununu milyonlarca TL kaynak harcayarak, binlerce ağacı keserek, değil, çok basit uygulamalarla çözümler geliştirebiliriz. Yani yerinden yönetim ilkelerine yaşam vererek, karar alma süreçlerine katılma hakkımızı kullanarak, yaşama aktif katılan bireyler olduğumuzda bunları başarabiliriz.

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği'ni, bölgedeki tüm yerleşim yerlerinin sakinleri ile birlikte, havzanın sorunlarını ortaklaştıracağımız, sorunlarımıza ortak çözümler arayacağımız  bir platform olarak düşündük. Derneğin kuruluşu, yukarıda sayılan sorunlarla ilgili mücadele süreçlerinde yer almış bölge sakinlerinin girişimi ile gerçekleşti. En kısa zamanda da bölgenin tamamını kapsayan tanıtım ve katılım çalışmaları yapmayı hedefliyor. 10 Temmuz’da ilk Genel Kurul toplantısını yaparak yönetim ve çalışma gruplarını oluşturmayı, üyelerin katılımı ile birçok alanda eş zamanlı çalışmalar yapmayı öngörüyor.

Derneğimizin tüzüğünde kuruluş amacımız şu şekilde ifade ediliyor:
“Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’nin de içinde yer aldığı Gökova Havzasında, insanın doğanın bir parçası olduğundan hareketle tüm doğal varlıkların haklarının, biyolojik çeşitliliğin, ortak yaşam alanlarının ve kentin hak ve hukukunun korunmasına; Gökova Özel Çevre Koruma kriterlerinin ve taraf olunan yerel, ulusal ve uluslar arası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi için yönetim planlarının oluşturulmasına, hayata geçirilmesine, denetlenmesine; yerel yönetimde hesap sorma ve hesap verme, halkın karar alma süreçlerine katılımı, yerinden yönetim ilkelerinin hayata geçirilmesine katkı sağlamak.”

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, tüm bölge sakinlerine merhaba derken en yakın zamanda tanışmayı, konuşmayı, dertleşmeyi, dayanışmayı, ortak sorunlarımıza birlikte çözümler üretmek için çalışmalar yapmayı diliyor.

İletişim Bilgileri:

https://www.facebook.com/gokovaekolojikyasam/
gokovaekolojikyasam@gmail.com

25 Mart 2016 Cuma

Akyaka’da katliam



Akyaka'da 32 tane sahipli ve sahipsiz hayvan, tavuk etine karıştırılmış tarım ilacıyla zehirlenerek öldürüldü. Seri cinayet, Muğla'nın Akyaka Mahallesi’nde 24 Mart Perşembe gününü cumaya bağlayan gece meydana geldi. İlk belirlemelere göre 32 adet sahipli ve sahipsiz hayvan zehirlenerek öldürüldü. Zehirlenen 5 adet sahipli hayvan Gökova Medika-Vet Hayvan Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Bir tanesi kurtarılamadı, geri kalan 4 köpeğin tedavisi sürüyor. Gökova Medika-Vet Hayvan Hastanesi'nden Veteriner Göksel Bayramlı'nın verdiği bilgiye göre hayvanlar tavuk etine karıştırılmış "Lanet 90" adlı tarım ilacıyla zehirlendi. Akyaka sakinleri zehirlenme vakalarının çarşamba gecesinden itibaren görülmeye başlandığını belirtti. 

Akyakalılar, mahallede ikamet etmeyen şüpheli şahısların ellerinde tavuk ve kemik dolu poşetlerle civarda gezerek hayvanları beslemeye çalıştıklarını, kendilerinin de bu şahısları uzaklaştırdıklarını anlattı. Her turizm sezonu başında bu tür hayvan katliamlarının yaşandığını belirten Akyakalılar; ‘Bu vahşeti her kim yapıyorsa ortaya çıkarmak için elimizden ne gelirse yapacağız. Bunların hepsi Belediye kontrolündeki hayvanlar. Kimseye zararları yok. Yazlıkçıların alıp sokağa attıkları hayvanları Akyakalılar bakıp besliyor. Bu vahşete sessiz kalmayacağız. İmza kampanyası, yürüyüşlerle tepkimizi göstereceğiz. Faillerin bulunması ve gereken cezayı almaları için mücadele edeceğiz” dediler. 

Katliam, Gökova Ekolojik Yaşam Derneği (GEYDER), Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) ve Akyaka Sokak Hayvanları Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarını da harekete geçirdi. Dernekler faillerin bulunması için suç duyurusunda bulundu. Akyaka Belediyesi ilk başta vakanın "faili meçhul" olduğunu ve konu hakkında yapılacak bir şey olmadığını belirtse de, tepkiler üzerine olay yerine belediye veterinerini gönderdi. Veteriner ve jandarmanın çalışmaları halen sürüyor.

Pınar Dinlemez

23 Mart 2016 Çarşamba

Akyaka’nın 'yol ayrımı'

Fotoğraf Kaynağı: https://goo.gl/exb1Du
Kısa bir süre önce Muğla – Fethiye karayolunun Akyaka sapağı ile Gökova kavşağı arasında (Akyaka sapağından yaklaşık 200 metre Gökova yönünde), yolun alt ve üst tarafındaki orman alanında ağaçlar hızlı bir şekilde kesildi. Çalışma sahasında hiçbir bilgilendirme levhası olmadığı , herhangi bir duyuru yapılmadığı için bu çalışmanın ne olduğu anlaşılamadı. Ağaç kesimi tamamlandıktan birkaç gün sonra “Buradaki ağaçlar yol çalışması nedeni ile Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü tarafından kesilmiştir”  şeklinde bir tabela Orman Bölge Müdürlüğü tarafından alana dikildi.

İşin aslının ne olduğu araştırıldığında, anayolun altından Akyaka yönüne bir bağlantı geçidi yapılması planlandığı ortaya çıktı. Ancak, gerçekleştirilecek projenin planı, yüklenici firmanın kim olduğu, işin başlama/bitiş tarihleri, keşif bedeli gibi bilgileri çalışma sahasında görmek hala mümkün değil. Kamuoyundan adeta sır gibi saklanan çalışma hızla devam ediyor. 

Kuruluşunu yeni tamamlayan çiçeği burnunda Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’nin üyeleri önceki gün söz konusu projenin ayrıntılarını öğrenebilmek için Muğla’da bir takım ziyaretlerde bulundu. Valilik, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Orman Bölge Müdürlüğü ve Karayolları 2. Bölge Şefliği ile yapılan görüşmelerde ulaşılabilen bilgiler ise şu şekilde:
  1. Projenin amacı, halihazırdaki Akyaka sapağının trafik açısından güvenli hale getirilmesi.
  2. Proje, yaklaşık iki yıl önce “Nas İnşaat” Şirketi tarafından gündeme getirilen ve ilgili kurumlar tarafından onaylandıktan sonra çevrecilerin açtıkları dava sonucunda iptal edilen Gökova Kavşağına Viyadük projesine dayanıyor. Viyadük projesi revize edilerek aynı şirket tarafından yeniden sunulmuş ve kabul edilmiş. Bu kez tüm yasal izinlerin alındığı söyleniyor.
  3. Proje Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesinde uygulanacak olmasına karşın Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından da ÇED raporuna gerek görülmeden onaylanmış.
  4. Projenin maaliyeti Karayolları 2. Bölge Şefliği’nden alınan sözel bilgiye göre 13,175 Milyon TL, yüklenici firma Nas İnşaat, bitiş tarihi 2016 yılı sonu.
  5. Proje kapsamında 700 adet çam ve zeytin ağacı kesilmiş. Kesim işlemi tamamlanmış.
  6. Proje, ana yolun altına yapılacak bir tünelle, her iki yönden gelen araçların Akyaka’ya  giriş/çıkışını öngörüyor. Tünelin, Akyaka tarafında orman içinde ana yola paralel açılan yeni yol ile (düşük kottaki bu yol doldurularak ana yol seviyesine çıkarılacak) Akyaka’nın girişinde, fırının yaklaşık 100 metre üstünde mevcut yola birleştirilmesi öngörülüyor.  Ana yoldan Akyaka’ya sapılan mevcut giriş iptal ediliyor.



Hazırlık aşamasında kamuoyunun tepkisi çekmemek için duyurulmamasına özel önem verildiği anlaşılan projede şu sorulara ise tatmin edici bir cevap alınabilmiş değil:
1)      Elbette ki Akyaka sapağında dönüş güvenliğinin artırılmasına hiç kimsenin itirazı olamaz. Ama, amaç sapağı daha güvenli hale getirmek ise, Gökova yönünden gelen araçların Akyaka yönüne rahat dönüşlerini sağlamak üzere yolun üst tarafında bir cep oluşturulmasının ekonomik, ekolojik ve toplumsal maliyeti çok daha az olmaz mıydı?
2)      Karayollarının alt yapı yetersizlikleri, hataları nedeni ile ülkemizde her gün birçok ölümlü kazaların olduğu başka acil noktalar dururken, neden yıllardır hiçbir kaza haberi almadığımız Akyaka sapağı ‘tehlikeli’  ilan edilerek iptal edilmesi yoluna gidilmiştir? Karar verirken hangi kaza verileri, istatistikleri baz alınmıştır, hangi bilimsel çalışma yapılmıştır ? Bölge halkının görüşleri neden alınmamıştır? 
3)      Karayolları yetkililerinin ifadesine göre, eğer iki yıl önce planlanan Gökova viyadüğünün yapılmasına çevreciler karşı çıkmasaydı o zaman çok daha az ağaç kesilecekti ve bugünkü proje gündeme gelmeyecekti. Akyaka sapağından yaklaşık 2 km uzaklıkta planlanan Gökova viyadüğünün Akyaka sapağının güvenliğini arttırmasına nasıl bir katkısı olabilir? (Hatırlanırsa, viyadük projesine çevreciler, söz konusu kavşakta herhangi bir güvenlik riski, ihtiyaç söz konusu olmadığı, projenin gerçekleşmesi halinde doğal ve arkeolojik sit alanının zarar göreceği gerekçeleri ile karşı çıkmış ve iddialarını da bilirkişi raporu ile kanıtlamıştı.)

Doyurucu cevap alamadığımız bu sorular ister istemez bizi şu sonuca getiriyor. Galiba amaçlanan, bu güzergahta ille de bir proje yapmak; viyadük, olmadı tünel, olmadı başka bir şey..  Tabi bu projeler devasa bütçelerle hazırlanıyor, halktan alınan vergilerle halka sormadan. Doğayı, biyo-çeşitliliği, Özel Çevre Koruma Bölgesini korumak denildiğinde ise adeta koro halinde verilen cevap ise: “insan yaşamının yanında ağacın, kurdun, kuşun yaşamının lafı mı olur?”

Bir özel çevre koruma bölgesinde yüzlerce ağacın Çevre Etki Değerlendirilmesine gerek görülmeden, ilgili kurumların onayı ile adeta yangından mal kaçırırcasına kesilebilmesi oldukça düşündürücü. Gökova ÖÇK Bölgesi'nde bazı bölgelerin imara açılmasının, turizm yatırımlarının planlandığı duyumlarını aldığımız bu günlerde yapımına başlanan bu yol ayrımının, Akyaka ile birlikte tüm Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’nin sahip olduğu doğal, kültürel zenginliği tehdit eden bir yol ayrımı olduğu çok açık.