13 Eylül 2018 Perşembe

Çınar Plajı Muğla Valiliğinin takibinde !




Çınar Plajı’na öğütülmüş taş tozu dökülerek doğal yapının bozulması ile ilgili olarak vatandaşların CİMER’e yaptıkları şikayetler sonuç verdi. Muğla Valiliği konunun incelenmesi ve gereğinin yapılması için  Muğla Büyükşehir ve Ula Belediye Başkanlıklarına birer yazı gönderdi. Muğla Vali Yardımcısı Mehmet Fikret ÇAVUŞ imzası ile gönderilen yazıda şu ifadelere yer verildi:

“Ula İlçesi, Akyaka Mahallesinde yer alan Çınar Plajında, sahil şeridinden çakılların traktörle taşındığı ve toz haline getirilmiş malzeme dökülerek doğal yapının tahrip edildiğine dair şikayetler iletilmiştir. Bakanlığımız (Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü) ile mülga Akyaka Belediye Başkanlığı arasında 18.05.2012 tarihinde imzalanan protokol kapsamında söz konusu plajın işletme hakları Ula Belediye Başkanlığında bulunmaktadır. İlgi başvuruda yer alan şikayet konularının söz konusu protokol ve ayrıca 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, ilgili Yönetmelikler, yürürlükte bulunan imar planı ve plan hükümleri ile ilgili tüm mevzuat kapsamında Ula Belediye Başkanlığınca incelenerek, aykırılıkların tespit edilmesi halinde yasal gereğinin temini, ayrıca konunun 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun ilgili maddeleri doğrultusunda Muğla Büyükşehir Belediyesi'nce takibinin yapılması ve sonucundan Valiliğimize (Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü) bilgi verilmesi hususunda; Gereğini rica ederim.”



Gökova sulak alanında doğa talanına geçit yok !




Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde yer alan Kitesurf Plajının girişinde, hafriyat malzemesi dökülerek tahrip edilen ve otopark alanına dönüştürülen sulak alanla ilgili Gökova Ekolojik Yaşam Derneği 9 Nisan 2018 tarihinde Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne şikayet dilekçesi vermişti. İl Müdürlüğünden Derneğe 7 Mayıs 2018’de verilen ilk cevapta, tahribatın yerinde tespit edildiği ve gereğinin yapılması için Ula Belediyesi’ne  bildirildiği ifade edilmişti. Geçen süre içinde tahribatın düzeltilmesi yönünde hiçbir gelişme olmayınca Dernek tarafından 2 Ağustos 2018’de ikinci kez İl Müdürlüğüne dilekçe verilmişti.

İl Müdürlüğünden Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’ne gelen ikinci yazıda, konunun Muğla Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü’nün 31.7.2018 tahihinde yaptığı toplantıda görüşüldüğü ve karara bağlandığı bildirildi. Cevaba eklenen toplantı kararının kopyasında;

“Akçapınar Mahallesi, 903 ve 1618 parseller içerisinde yer alan ve toprak doldurulması suretiyle arazi yapısı bozulan alanın tebliğ tarihinden itibaren 1 ay (30 gün) içerisinde parsel sahibi tarafından eski haline getirilmesi ve konunun Muğla Valiliğince (Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü) takip edilmesine karar verildi.” deniliyor.



4 Ağustos 2018 Cumartesi

ÇŞB İl Müdürlüğü sulak alandaki tahribatı tespit etti



Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içindeki Akçapınar Azmağı’nın denize ulaştığı noktada yerel alan Kite Surf Plajı’nın girişinde, sulak alan biyotopu olarak belirlenmiş bir alanın özel mülk sahipleri tarafından toprakla doldurulması üzerine Gökova Ekolojik Yaşam Derneği geçtiğimiz Nisan ayında Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne şikayet dilekçesi vermiş ve tahribatın düzeltilmesi için girişimde bulunulmasını talep etmişti.

ÇŞB İl Müdürlüğü’nden Derneğe gelen cevapta, 7 Mayıs 2018 tarihinde alanda yapılan çalışmada şikayete konu olan tahribatın tespit edildiği ve “3194 Sayılı İmar Kanunu ve yürürlükte bulunan imar planı ve  imar plan hükümleri ile ilgili tüm mevzuat kapsamında işlem yapılması için Ula Belediye Başkanlığınca incelenmesi ve aykırılıklara ilişkin işlem yapıldı ise gerekli evrakların Valiliğimize gönderilmesi, işlem yapılmamış olması halinde 3194 Sayılı İmar Kanununun 32 ve 42 Maddelerine göre yasal gereğinin yerine getirilerek Valiliğimize (Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü) bilgi verilmesi” talebi ile Ula Belediye Başkanlığı’na yazı gönderildiği bildiriliyor.

Dernek yetkilileri, geçen süre içerisinde söz konusu alanın araç park alanı olarak halen kullanılmaya devam ettiğini ifade ederek  bir an önce koruma altına alınması için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yeni bir dilekçe verdi.

Bu arada alınan bilgiye göre, Kite surf  Plajı olarak kullanılan alanın özel mülk olduğu, "kıyılar devletin tasarrufu altındadır"  şeklinde düzenlenmiş olan Kıyı Kanunu gereği bu alanın özel mülk olamayacağı gerekçesi ile kamuya devri için geçtiğimiz yıl Hazine tarafından dava açıldı. Halen süren dava nedeniyle söz konusu alan üzerinde ticari faaliyet yürütülmesine kısıtlama getirilmiş. Bilindiği gibi plaj alanı, mülk sahipleri tarafından kite surf okullarına kiraya verilerek işletiliyordu. 

Kitesurf Plajı’nda tahribat



Gökova Körfezinin bitiminde Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisindeki yer alan ve kite surf yapılan sahildeki kumul alanın Akyaka yönünde, bitki örtüsü temizlenerek genişletildiği belirlendi. Konu ile ilgili olarak Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne şikayet dilekçesi verdi. Dilekçede “tahrip edilen kumul alan, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisindeki sulak alan ekosisteminin parçası olan, korunması gereken hassas biyotoplardan bir tanesidir” denilerek alanın korunması için tedbir alınması talep edildi.

Çınar Plajı ile ilgili Ula Belediye Başkanı'ndan açıklama ve bir düzeltme



Çınar Plajı’nda Özel Çevre Koruma Hükümleri ve Kıyı Kanunu Öğütüldü haberimizin ardından Ula Belediye Başkanı Ümit  Karaarslan, Muğla Yenigün Gazetesine yaptığı açıklamada “Plajın aylık kirasının 30 bin TL olduğunu ,bunun % 30’nun Çevre ve Şehircilik bakanlığının aldığını belirtti. Karaaslan ;” Bu iddialar doğru değildir. Plaj daha önceleri çok kötüydü . Düzenleme yapıldı . Burayı çalıştıran arkadaşlar buraya WC – Duş gibi tatilciler için önemli olanları yaptılar. Burada yalnız 20 TL Şezlong ücreti alıyorlar . Ücret ödemek istemeyenler ileriden Turnalı yolundan girebilirler plaja” dedi.  (Bkz. http://www.muglayenigun.com/dogaya-hancer-mi/)

Açıklamadan anlaşıldığı üzere, plajın kiraya verilmesi MUÇEV değil, Ula Belediyesi tarafından gerçekleştirilmiş. Önceki haberimizde plajın işletmesinin MUÇEV tarafından verildiği bilgisini düzeltir özür dileriz.

Plajın Ula Belediyesi tarafından kiraya verilmiş olması elbette yasaya aykırı uygulamaları ortadan kaldırmıyor. Bu durumda soruların muhatabı Ula Belediyesi’dir. Belediye Başkanı Sayın Kararslan iddiaların doğru olmadığını söylemekle birlikte yukarıdaki fotoğrafın Kıyı Kanunu’na açıkça aykırı bir düzenlemeyi gösterdiği de ortada. Ayrıca Sayın Başkanın “ücret ödemek istemeyenler ileriden Turnalı yolundan girebilirler plaja” ifadesi de Kıyı Kanunu’na aykırılığı pekiştiriyor.  Zira Kıyı Kanunu’nun 5. Maddesi “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.”  deniliyor.  Sayın Belediye Başkanı yurttaşlar arasında parası olan ve olmayan şeklinde ayrım yaparak olmayanları başka yere göndermesi Kıyı Kanunu’na  olduğu gibi, yurttaşların kıyılardan serbest ve eşit yararlanma hakkını düzenleyen  Anayasa’nın 43. Maddesine de aykırı. Anayasanın 43. Maddesinde “Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.   Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir."  deniliyor.

Anayasa ve yasa maddeleri çok açık olmasına karşın ne yazık ki  Muğla kıyılarında yasa tanımazlık gittikçe yaygınlaşmakta; kamu yararı, doğa koruma alanları ranta kurban edilmekte. Yasaları işletmekle yükümlü kurumların, yerel yönetimlerin ise bu hukuksuzluklara seyirci kalmaları, hatta desteklemeleri Muğla’nın geleceği açısından çok karanlık bir tablo ortaya çıkarıyor.

Umuyoruz ilgili kurumlar artık kurumsal sorumluluklarını hatırlarlar ve bu gidişe “dur” derler.


30 Temmuz 2018 Pazartesi

Çınar Plajı'nda Özel Çevre Koruma Hükümleri ve Kıyı Kanunu Öğütüldü !



Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde yer alan, Akyaka’ya 4 km uzaklıktaki dünyanın gözbebeği Çınar Plajı sahilinin doğal yapısı değiştiriliyor. Sahil şeridinden çakıllar traktörlerle alınarak başka yere götürüldü, yerine öğütülerek toz haline getirilmiş malzeme döküldü. Söz konusu çalışmanın, plajın işletmesini MUÇEV'den alan Çınar Beach Club tarafından yürütüldüğü öğrenildi. 


Özel Çevre Koruma( ÖÇK) hükümleri ile korunan bölgede yürütülen bu çalışma çevre koruma  mevzuatına olduğu gibi Kıyı Kanunu’na da tamamen aykırı. Kıyı Kanunu’nun 6. Maddesinde, “Kıyılarda, kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamaz; kum, çakıl vesaire alınamaz veya çekilemez. Kıyılara moloz, toprak, curuf, çöp gibi kirletici etkisi olan atık ve artıklar dökülemez”  deniliyor.

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği uygulama ile ilgili olarak savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Ayrıca birçok vatandaşın da CİMER üzerinden şikayet dilekçeleri verdiği öğrenildi.

Doğayı tahrip eden bu hukuksuz çalışmaların durdurulması için Valilik ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkililerinin nasıl adım atacağı merakla bekleniyor.


MUÇEV yeniden gündemde

Çınar Plajı’nın işletmesini Çınar Beach Club’a veren MUÇEV Ltd Şti.'nin sözleşme yapma yetkisi bu vesile ile yeniden gündeme geldi.  Muğla Bölgesi’nde Kadın Azmağı da dahil olmak üzere 14 farklı kıyı alanının işletmesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2014 yılında Muğla Valiliği’nin ortaklığı ile kurulan MUÇEV Ltd. Şti.’ne  kamu hizmeti veren kuruluş olduğu gerekçesi ile ihalesiz olarak verilmişti.  İşletme hakkını alan MUÇEV de, bu alanların bir kısmını başka şirketlerle kiralamıştı.

Ancak, her ne kadar adında “Vakıf”  kelimesi geçse de aslında bir ticari şirket olan Muğla Çevre Vakfı,  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın hazırladığı “Tabiat Varlıkları ve Doğal Sit Alanları İle Özel Çevre Koruma Bölgelerinde Bulunan Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altındaki Yerlerin İdaresi Hakkında Yönetmeliğinde" belirtilen, kamu hizmeti veren nitelikteki  kuruluşlardan biri olmadığı için, söz konusu alanların bu şirkete ihalesiz verilmesi yönetmeliğe aykırı idi. Nitekim Muğla 1. ve 2. İdare Mahkemelerine açılan davalar sonucunda bu hukuksuzluk belirlenmiş ve Bakanlığın şirketle yaptığı sözleşmelerden Akyaka Kadın Azmağı ve İztuzu  plajı ile ilgili olanlarını iptal etmişti. Bu kararı Danıştay da onaylanmıştı. Karar her ne kadar dava konusu olan 3 sözleşme ile ilgili olsa da, aslında MUÇEV’e devredilen tüm işletme yetkilerinin iptali gerekiyordu. Ancak MUÇEV'in  ve kiraya verdiği birçok işletmenin kıyı alanlarındaki faaliyetleri devam ediyor.

Geçtiğimiz Ocak ayında yine  MUÇEV tarafından Datça’da Kurubük Koyu’nun ihale ile özel şahıslara kiraya verilmesi girişimi, Muğla Çevre Platformu üyelerinin girişimi ile iptal ettirilmişti. 




12 Temmuz 2018 Perşembe

Elif Hanım Otel'in Azmak tahribatını bilirkişi de onayladı !




Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’nin Elif Hanım Otel aleyhine açtığı davada sona yaklaşılıyor. Otelin inşaatı sırasında Kadın Azmağı kenarında okaliptus ağaçları kesilmiş ve doğal yapıya zarar verilmişti. Derneğin şikayeti üzerine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından otele idari para cezası verilmiş ve tahribatın düzeltilmesi için yaptırım uygulanmıştı. Ancak geçen süre içinde otelin tahribata devam etmesi üzerine Dernek tarafından yeniden suç duyurusunda bulunulmuş ve bu kez “çevreyi kasten kirletmek” suçu iddiası ile Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yeni bir dava açılmıştı.

Davanın 11 Temmuz 2018 tarihinde görülen 7. Duruşmasına Derneğin vekili Av. Kadriye Tuncaelli ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nü temsilen Hazine vekili Av. Selma Yalçın katıldı. Otelin avukatı ise mesleki mazereti nedeni ile duruşmaya  katılmadı.    Duruşmada, 6 Nisan 2018’de olay yerinde yapılan bilirkişi incelemesinin raporu okundu ve hazır bulunanlara birer kopyası verildi.  Otel temsilcisinin savunmasını  hazırlayıp Mahkemeye sunması için 31 Ekim 2018’de yapılacak bir sonraki duruşmaya kadar süre verildi.

Bilirkişi Raporunun sonuç bölümünde şöyle deniliyor:
“Söz konusu alanın Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisinde kaldığı, Ankara Eray Reklam ve Yapı Mlz. Tur. Şti tarafından işletilen Elif Otelin inşaatı sırasında sazlıkların ve okaliptus ağaçlarının kesilerek, inşaatın yapımı sırasında temelden çıkan bir kısım hafriyat atığının azmak içine dökülüp dolgu yapılması e ayrıca zemine çakıl taşı döşenmesi ile ilgili mevzuata aykırı olarak korunması gereken doğal yapıya kasten müdahele edildiği tespit edilmiştir.

Söz konusu faaliyet ile 07.12.2010 tarih ve 6467 sayılı Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi Akyaka Kadın Azmağı Koruma Kullanma Usul ve Esasları, 18.03.2004 tarih ve 25406 Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolu Yönetmeliği, 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun‘Çevrenin Kasten Kirletilmesi’ başlıklı 181. Maddesine aykırı davranıldığını kanaatine varılmıştır.”  .  





13 Aralık 2017 Çarşamba

Akyaka’da kamusal alanlar birer birer satılıyor !


Akyaka’nın merkezinde 1628 m2’lik bir orman alanı dün 4.290.000 TL bedelle satılarak özelleştirildi. Kamuya ait ormanın yeni sahibi daha önce özelleştirilen ve davası devam eden Zeytinpark’ı da satın alan Demircioğlu İnşaat.

Satışın Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün 9-10 Aralık’ta Akyaka’da yaptığı ‘Akyaka’nın Dünü, Bugünü ve Geleceği Arama Konferansı’ndan hemen sonra gerçekleşmesi de oldukça manidar. Zira Akyaka’ya yeni bir vizyon oluşturmak amacı ile yapılan toplantıya Bakanlık  paydaş olarak yatırımcıları da çağırmıştı. Yatırımcılar, ovada turizm tesisleri yapmak üzere büyük miktarlarda arazi satın aldıklarını ve projeler hazırladıklarını açıkça ifade ettiler.  Aynı toplantıda Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü Kemalettin Tekinsoy da Akyaka için bir Kentsel Tasarım Projesi hazırladıklarını söyledi. Ayrıntıları açıklanmayan proje kapsamında Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesinin biyolojik çeşitliliğinin kalbi olan Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı'nın arasındaki sulak alanda ve kıyılarda yapılaşmanın öngörüldüğü artık sır değil.

Aslında süreç, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Muğla'nın doğa koruma alanlarını yeniden değerlendirerek Gökova ÖÇK Bölgesinde tüm kıyı alanlarının koruma derecesini düşürmesi, bu kapsamda Akyaka’yı ÖÇK Bölgesi dışına çıkarması ile başlamıştı.  Bir gayrımenkul şirketine hazırlatılan ‘Muğla Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu’ na dayandırılarak yapılan bu yeniden değerlendirme çalışmasının ilk olarak onaylanan Gökova Paftası hakkında Muğla Mimarlar Odası tarafından Yürütmenin Durdurulması talebi ile açılan dava halen devam ediyor.

Tüm bu gelişmeler Gökova ÖÇK Bölgesinin bir rant alanına dönüştürülmek istendiğini gösteriyor. Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi ve Sakin Kent Akyaka, uluslararası sözleşmelerle korunan, tüm dünyanın ortak mirası ve gelecek kuşaklara koruyarak bırakma sorumluluğumuz olan olağanüstü güzel bir bölge. Kamusal alanları, doğa koruma alanlarını ranta dönüştürerek bu mirası yok etme girişimlerini protesto ediyoruz !

25 Ekim 2017 Çarşamba

Ekolojik Temelli “Sırlar” ve Sitlerin Yeniden Değerlendirilmesi

(Şşşşttt aramızda kalsın !.. Yaymayın.. Beğenmeyin..)



Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (ÇŞB)’na bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma (TVK) Genel Müdürlüğü, Muğla Doğal Sit Alanlarının Yeniden Değerlendirilmesi çalışması hakkında 18 Ekim 2017’de Bodrum’da bir “Bilgilendirme Toplantısı” düzenledi. Sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin katıldığı toplantıda Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürü ve üst düzey bürokratlar sunumlar yaptılar, katılımcıların sorularını cevapladılar.

Önce söz konusu çalışmanın geri planına kısaca bir bakalım. Bakanlığın sitleri yeniden
Doğal Sit Alanları Bilgilendirme Toplantısı - Bodrum
değerlendirme girişimi, doğa koruma alanlarının yasal koruma kalkanını ortadan kaldırdığı eleştirileri ile Muğla kamuoyunda bir yıldır büyük bir infiale yol açmış durumda. Bakanlığın bu çalışmayı dayandırdığını söylediği “Muğla Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu” nu bir gayrı menkul şirketine ihale ile hazırlatması ise, söz konusu bilimsel çalışmaya “ısmarlama”  yaptırıldığı eleştirilerine yol açmıştı. Bu raporun kamuoyu ile paylaşılmaması kafalardaki soru işaretlerini iyice arttırdı. Sürecin bölge halkının, sivil toplum örgütlerinin, bilim camiasının katılımına izin verilmeden, tamamen kapalı bir süreçte yürütülmüş olması, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi ile ilgili sit değişikliklerinin  askıya dahi çıkarılmadan onaylanması, eski mevzuata göre yasal olarak mümkün olmayan ama Gökova Paftasının onaylanması ile Okluk Koyu’nda başlatılan Cumhurbaşkanlığı Konutu inşaatı bu süreçte öne çıkan diğer can yakıcı konulardı. Gökova Paftasına  ön onayı veren, 7 kişiden oluşan TVK Muğla Bölge Komisyonu’nun 4 üyesinin Bakanlığın Ankara ofisinde çalıştığını, raporu “değerlendirmek” üzere Muğla’ya gönderildiğini de not edelim. Yani Bakanlık kendi hazırlattığı projeyi “bölgeden” kimse görmeden yine kendisi değerlendirmiş. 

Son olarak da Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın 28 Temmuz 2017’de Dalyan’da bir basın toplantısında “olmuş bitmiş bir şey yok, çalışmalar sürüyor, olgunlaştığında kamuoyunu bilgilendireceğiz” dediğinde aslında  8 ay önce Gökova ile ilgili sit değişikliklerini imzaladığının ortaya çıkması Muğlalıları ayağa kaldırdı. Muğla Milletvekili Akın Üstündağ Bakan Mehmet Özhaseki'yi halka yalan söylediği için istifaya davet etti. Bu arada Muğla Çevre Platformu’nun bileşenlerinden Muğla Mimarlar Odası’nın 26 Eylül 2017’de Gökova Paftasının onaylanmasına karşı İdare Mahkemesine dava açtığını da son bir not olarak belirtelim.

Bodrum toplantıda tüm bu konularla ilgili sorular yöneltildi. Her biri ayrı birer başlıkla değerlendirilmesi gereken ağırlıkta. Bu yazıda yalnızca  TVK yetkililerinin doğal sitlerin yeniden değerlendirilmesini dayandırdıkları temel argümanlar üzerinde duracağız. Bu argümanlar şunlardı:

Özel Çevre Koruma Bölgeleri hiçbir bilimsel çalışmaya dayanmadan belirlenmiş. Bunun sonucunda birçok vatandaş mağdur olmuş, 1. Derece Doğal Sit Alanı içinde kalan yerleşimlerde vatandaş evine çivi çakamaz hale gelmiş. Biz şimdi bu işi bilimsel temellere dayandırarak yaptık, böylece vatandaşların mağduriyetini gidereceğiz.

Bakanlığın şimdi bilimsel temelde yapıyoruz dediği çalışmayı bir gayrımenkul şirketine ihale ile “hizmet alımı” şeklinde yaptırması, bu gerekçeyi “temelden” yerle bir ediyor. Bu şekilde yapılan bir “bilimsel çalışma”yı hiçbir yurttaşın aklının, vicdanının kabul etmesi mümkün değil.  Bilimsel çalışmanın yapıldığı yörelerde hiçbir vatandaş bu bilim insanlarının sahada çalışmasına, yöre halkıyla görüştüğüne şahit olmuş değil. Toplantıda bu bilim insanlarının ne zaman, hangi bölgede, hangi çalışmayı yaptığının yol konaklama faturları ile belgelenmesi talebi sessizlikle karşılandı.

Bu gerekçeyi çürüten diğer gerçeklik ise ebette bilimsel raporun kamuoyuna açıklan(a)mış olması. Açıkça bunun bir “devlet sırrı” olup olmadığı soruldu. Verilen cevap ilginçti; ”Her evin içinde özel konular olabilir. Siz evinizi herkese açar mısınız?”

Yani tüm yurttaşların söz hakkının olduğu kamusal alanlarda ne yapılacağının devletin iç işi olduğu, halkın, yurttaşların orada yerinin olmadığı ima ediliyordu. Ama aynı yetkililer ”katılımcı bir şekilde” sözünü çok sık tekrarladılar. Örneğin bu bilgilendirme toplantısı bir katılımcılık göstergesiydi. Özet olarak Devletin aklında katılımcılık, işler olup bittikten sonra bilgi verme ile sınırlıydı.  Katılımcıların hatırlattığı; “Bilgi Edinme Yasası”, tüm bu çalışmaların temeli olan “Uluslararası Barselona Sözleşmesi” gereği çevre ile ilgili karar alma süreçlerine yerel aktörlerin etkin katılım hakkı gibi konuların bir önemi yoktu. BİMER üzerinden talep edilmiş olmasına rağmen raporun neden paylaşılmadığı sorulduğunda ise; “isteyen dava açabilir, mahkeme uygun görürse o kişi ile paylaşılabilir” denildi. Evet, dava süreci başladı, bakalım mahkemeler ne diyecek bu konuda..

Sayın Genel Müdür Kemalettin Tekinsoy’un “bunlar ayrıca çok bilimsel konular, anlamak uzmanlık ister, biz raporu paylaşsak ne olacak ki, bunları siz nasıl anlayacaksınız?”  şeklindeki cevabı ise en hafif deyimi ile halkın bilgisini “küçümseme” içeriyordu. Bu söz, salonda bulunan ve yıllardır bölgede birçok ekoloji temelli çalışmanın içinde yer almış sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin tepkisine yol açtı.

Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Alanlarının hiçbir bilimsel çalışmaya dayanmadan ilan edilmiş olduğu konusu da ilginç. Bakanlığın böyle bir iddiası varsa ve üstelik temel argümanlarından birisi ise bunu belgeleriyle ortaya koyması gerekirdi. Ancak, ilan edildikten sonra bu bölgelerde çok sayıda bilimsel çalışma yapılmış, biyolojik açıdan zenginliği saptanmış, endemik ve tehdit altındaki türler belirlenmiş. Nasıl bir tesadüf ki, "rastgele" belirlendiği iddia edilen ÖÇK Alanlarının bilimsel olarak aslında son derece zengin eko-sistemler olduğu saptanmış bu bilimsel çalışmalarla. Üstelik bu projelerde, bizzat ÖÇK Kurumu'nun ortaklığında ulusal ve uluslararası kuruluşlar, üniversiteler, uzman kuruluşlar,  sivil toplum örgütleri, yerel halk paydaş olarak yer almış. Üstüne üstlük, bu alanların eko-sistemlerinin korunacağı uluslararası sözleşmelerle de taahhüt edilmiş (Barselona, Bern, Rio).

Sonuç olarak, daha önce belirlenen doğa koruma alanları ile ilgi bilimsel çalışma yapılmadığı gerekçesi doğru değil.  Bu çalışmaların birçoğuna Muğla Çevre Platformu’nun elektronik kitaplığından ulaşmak mümkün. Bunların ve daha fazlasının ÇŞB’nin kendi arşivinde de olduğunu sayın yetkililere hatırlatmakta yarar var.

Okluk Cumhurbaşkanlığı Konutu İnşaatı
Vatandaşın “çivi çakamama” sorunun çözüldüğü gerekçesine gelirsek, bunun mevzuatta  özel bir düzenleme ile çok daha kolaylıkla halledilebileceğini düşünüyoruz.  Bunun için olağanüstü büyüklükteki koruma alanını, içinde hiçbir yerleşim yeri barındırmayan, sulak alanları, meraları, ormanları, zeytinlikleri, bakir koyları, kıyıları, hassas eko-sistemleri yapılaşmaya, insan baskısına açarak değil. Vatandaşın çivi çakabilmesini sağlama gerekçesi ile doğa koruma alanlarının neredeyse tamamı bölge dışından gelecek yatırımcılara, ranta, Okluk’ta olduğu gibi “saray” inşaatlarına açılıyor.  Artık “vatandaş” çivi çakabilecek, ama gelecek kuşaklar beton yiyecek.


Doğa Koruma Alanlarının sınırları doğal eşikler dikkate alınmadan, adeta cetvelle çizer gibi belirlenmiş. Biz şimdi doğal eşikleri gözeterek sınırları yeniden belirledik.

“Doğal eşikler”, yani doğal bütünlük arzeden coğrafi yapıların bütün halinde dikkate alınarak yapıldığı iddia edilen değişikliklerin neler olduğunu  Ekolojik Temelli Bilimsel Rapor “sır” olduğu için bilemiyoruz.  Görmediğimiz, bilmediğimiz bir çalışma üzerinden yorum yapmak güç. Ancak, her ne kadar düzeyinin yetmeyeceğini düşünse de,  yıllardır yaşam alanlarını korumak için sahada çalışan, ekoloji alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin, bilim dünyasının diğer üyelerinin bilgisi Sayın Genel Müdürün düşünebileceğinin çok üzerinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu yazıda diğer konulara girmeyeceğimizi söyledik ama bu raporun kamuoyu ile paylaşılmasının herşeyden önce bir yasal zorunluluk olduğunu bir kez daha hatırlatalım.

Şimdi “cahil cesaretimizle”, doğal eşikler gerekçesinin de temelsiz olduğunu, askıya dahi çıkarılmadan onaylanan Gökova Paftasına bakarak bir örnekle göstermeye çalışalım. “Bakarak” diyoruz, çünkü ortada incelenecek bir bilimsel rapor filan yok, sadece yeni sınırları gösteren bir “jpeg” formatında bir resim var.
Onaylanan Gökova Paftası

2009 yılında tamamlanan SMAP III Gökova Projesi’nin bilimsel raporlarında (bkz.  Gökova İç Körfezinde Tarımsal ve Ev Kaynaklı Kirlilik)  tam da sayın yetkililerin söylediği gibi bir doğal eşik irdelemesi var. Gökova Ovasını sulayan Çay Deresi’nin su havzasından bahsediliyor. Bir kısmı ÖÇK Bölgesi sınırları dışında kalan Çay Deresi havzasının aslında doğal bir bütünlük arzettiği, su  havzasının gıda ve çevre güvenliğinin sağlanması gerektiği, bunun için de su yönetimi yapılmasının gerekli olduğundan söz ediliyor. Gıda ve çevre güvenliğini sağlamak için havza yönetimi anlayışıyla yer altı ve yer üstü su kirliliği izleme çalışmaları yapılması gerektiği,  Gökova ÖÇK Bölgesinin sınırının hemen dışında yer alan taş  ocaklarının faaliyetlerinin Gökova ÖÇK Bölgesine zarar verdiği, bunların faaliyetlerinin durdurulması gerektiği bu raporda yer alıyor  (bkz a.g.e, sayfa 41)
Gökova - Çay Deresi

Eğer bu bilimsel çalışma dikkate alınmış olsa idi, Gökova ÖÇK Bölgesi sınırının “doğal eşik” kriterine uygun olarak tüm Çay Deresi havzasını koruyacak şekilde genişletilmesi, taşocaklarının faaliyetlerinin de durdurulması gerekirdi. Ancak onaylanan düzenlemenin “fotoğrafına” baktığımızda bunun olmadığı gibi, tam tersine bu bölgenin koruma statüsünün tamamen kaldırıldığını görüyoruz. Yani bırakın su havzasının bir bütün olarak korunmasını,  Çay Deresi Havzası ile birlikte Gökova Mahallesi ekolojik değer olmaktan tamamen çıkartılmış ! Sitlerin yeniden değerlendirilmesi", bu bölgede adeta zeytinlikleri, ormanları, su havzasını yok eden taş ocaklarına hayat öpücü olmuş.  Kimse ekolojik temelli filan demesin, açık bir şekilde rant temelli bir doğal eşik çalışması yapılmış.  Ekolojik Temelli Bilimsel Raporu göremediğimiz için bu “ayarlamanın” nasıl temellendirildiğini bilemiyoruz. Eğer bu süreçte, ta en başta,  biz cahilleri de sürece katmış olsalardı naçizane bunları kendilerine anlatırdık. Daha doğrusu hatırlatırdık, zira o raporların altında Bakanlığın imzası var (o zamanki ÖÇKK) !

Eskiden koruma alanları 1., 2. 3. Derece şeklinde ifade ediliyordu. Bu da uluslararası terminoloji ile uyuşmuyordu, uluslararası toplantılarda sorun yaşıyorduk. Şimdi terminolojimizi uyumlu hale getirdik. Artık "Mutlak Korunacak Hassas Alan", "Nitelikli Koruma Alanı", "Sürdürülebilir Koruma Alanı" tanımlarını getirdik.  Ama burada tanımların bire bir değiştirilmesi söz konusu değil. 1. Derece Sit Alanlarını Nitelikli Koruma Alanı yaptık.  İzin verilen faaliyetler bakımından kıyaslandığında Nitelikli Koruma, eskinin 1. Derecesine karşılık geliyor. Böyle bakıldığında biz aslında koruma alanlarının sınırlarını azaltmadık, genişlettik.

Terminoloji değişikliğine bir itirazımız yok, daha net ifade edilen tanımlar elbette getirilebilir. Ancak, uluslararası anlamda üzerinde uzlaşılmış koruma statüleri söz konusu değil. Her ülkenin kendince farklı mevzuatı ve kategorlieri var. Ama doğanın, biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda uluslararası sözleşmelerle ortak hedefler ve stratejiler belirlenmiştir. Aslolan altına imza attığınız bu sözleşmelerin gereğini samimiyetl  yerine getirip getirmediğinizdir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın uygulamalarına, hükümetin muhtelif torbalara sokuşturarak birbiri ardına gündeme getirdiği doğayı talan yasa tasarılarına baktığımızda böyle bir samimiyetten söz edebilir miyiz?

Şimdi iki cümle ile de koruma kategorilerinin tanımlarına değinelim. Yeni getirilen tanımlar  sanki  eskilerine bire bir karşılık geliyormuş algısı oluşturulup sonra aşağıya doğru “kaydırma” yapılıyor. Örneğin, 1. Dereceye karşılık olarak getirilen “Mutlak Korunan Hassas Alan” tanımı öncekine  göre bir parça daha iyi koruma getirdiği söylenebilir. Ama eskinin 1. Derece Doğal Sit Alanlarının tamamı bu yeni statüye alınırsa ! Ne yazık ki öyle yapılmıyor, eskinin 1. Derece Doğal Sit Alanlarının çok büyük bölümü “Nitelik Koruma”  veya  “Sürdürülebilir Koruma” statüsüne alınıyor. Daha da vahimi, tamamen koruma dışına çıkarılıyor !

Özetle; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkililerinin Doğal Sit Değişikliklerini dayandırdıkları  temel argümanlar neresinden tutulsa elde kalıyor.  Şu da gün gibi ortada ki; yetkililerin sıklıkla tekrarladıkları “bilimsellik”, “ekolojik”, “şeffaflık”, “katılımcılık” gibi kavramların içleri boş.  Yetkililer nedense “hesap verebilirlik” kavramını pek telaffuz etmiyorlar ama demokrasinin temel değerlerden birisi olarak onu da biz eklemiş olalım.

Hükümete şu çağırıyı yapıyoruz:

Eğer taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler gereği olarak biyolojik çeşitliliği koruma konusunda samimi iseniz;

  • ÇŞB’nin ülke genelinde yürüttüğü Sit Alanlarını Yeniden Değerlendirme çalışmaları durdurun.
  • Önceki mevzuata göre “1. Derece Sit Alanı” olan bölgeler yeni mevzuata göre  “Kesin Korunacak Hassas Alan” olmalıdır. Bu değişiklik,” Yeniden Değerlendirme” adı altında  hiçbir gerekçe ile koruma alanı kapsamı düşürülmeden uygulanmalıdır.
  • Doğa Koruma Alanlarının sınırları “Doğal Eşikler” dikkate alınarak yerel halkın ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile yeniden değerlendirilmelidir.
  • Doğa koruma alanları üzerinde birbirinden bağımsız olarak tasarrufta bulunan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın çalışmaları en kısa zamanda eşgüdümlü hale getirilmeli, yetki karmaşası giderilmelidir.  Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yürüttüğü Natura 2000 projesi kapsamında biyolojik çeşitlilik envanteri oluşturma çalışmaları  devam ederken ÇŞB’nin aynı alanlarla ilgili ne idüğü belirsiz ekolojik çalışmalara dayanarak sit değişikliklerine gitmesi kabul edilemez bir eşgüdüm sorunudur. 
  • Avrupa Birliği Çevre Mevzuatı (Natura 2000, Biyolojik Çeşitlilik 2020 Stratejik Hedefi), Barselona, Rio, Bern, Aarhus Sözleşmeleri (AB adaylığı üzerinden dolaylı taraflık) ve ek protokollerinin  gerekleri yerine getirilmelidir.  Doğanın ve biyolojik çeşitliliğin daha iyi korunabilmesi ve yönetilebilmesi için kurumların yapıları ve yasal mevzuat güçlendirilmelidir.  Şeffaflık ve karar alma süreçlerine halkın katılımı temel ilkeler olmalıdır.


Serdar Denktaş
Gökova Ekolojik Yaşam Derneği Başkanı
Muğla Çevre Platformu – Bilim Komisyonu Üyesi