27 Eylül 2020 Pazar

Gökova Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu Üzerine Değerlendirmeler

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Doğal Sit Alanlarının koruma statülerini yeniden değerlendirmek üzere 2016 yılında ülke genelinde başlattığı Dört Mevsim Ekolojik Temelli Araştırma Projeleri kapsamında Gökova Bölgesi ile ilgili bölümü geçtiğimiz hafta nihayet kamuoyu tarafından görünür hale geldi. Proje tamamlandıktan sonra hazırlanan rapora dayanılarak Muğla genelinde Doğal Koruma Alanlarının koruma dereceleri değiştirildi ve büyük oranda düşürüldü. Ancak söz konusu rapor hiçbir zaman kamuoyu ile paylaşılmadı. Muğla Çevre Platformu’nun kurulmasına vesile olan çalışma başladığından beri MUÇEP’in projenin Muğla ile ilgili kısmını Bakanlık’tan birçok kez Bilgi Edinme Yasası kapsamında istemesine karşın talepler sonuçsuz kalmıştı. Nihayet, rapor kanuni yollardan elde edildi. Datça – Alavara Korunan Alanındaki değişikliklerle ilgili olarak açılan dava kapsamında Muğla Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunun tamamı Bakanlık tarafından Mahkemeye gönderildi. Adeta devlet sırrı gibi saklanan rapor, davacı tarafların MUÇEP ile paylaşması sonucunda artık kamuoyuna açık hale gelebildi. 

Bu çalışmada söz konusu raporla ilgili yöntemsel ve hazırlanış süreci ile ilgili değerlendirmeler yer almaktadır. Raporun içerdiği verilerle ilgili ayrıntılı değerlendirmelere daha sonra devam edilecektir.

Bu değerlendirmemizde değindiğimiz raporun Gökova ile ilgili bölümüne  Gökova Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu linkinden ulaşabilirsiniz.

Raporun Hazırlanmasında Kullanılan Yöntemle İlgili Eleştiriler

Bilimsel çalışmalarda çok çeşitli yöntemler kullanılır. Hangi yöntemin seçileceği ise tesadüfi değildir. Yöntem seçimi araştırmacının dünya görüşüne, ele aldığı konuya, araştırma nesnesine ve en önemlisi de niyetine göre değişir. Yöntem seçimi aynı zamanda araştırmacının kullanacağı araçların seçimini de belirler. Raporda Doğal sit alanlarının koruma derecelerinin belirlenmesinde kullanılan AHP (Analitik Hiyerarşik Proses) bir yöntem değil, bir araçtır. Arkasında statik veya karşılaştırmalı statik analizlere olanak veren pozitivist yöntem vardır. Pozitivist yöntem sayısal araçlar kullanarak ulaşılan sonuçları kesin ve tek doğrular, dolayısıyla da “bilimsel” doğrular olarak sunar. Oysa, bilimde neyin doğru olduğu, doğruların tekliği ve kesinliği her zaman tartışmalıdır. Bilim toplumdan ve ideolojilerden bağımsız değildir. Bunlardan etkilenmeyen nötr bilim ve teknoloji olduğu iddiasının kendisi aslında oldukça ideolojiktir. Dolayısıyla bu raporla, doğal sit alanlarının koruma derecelerinin düşürülmesinin bilimsellik iddiası ile meşrulaştırılması kabul edilemez.

Ekolojik temelli bilimsellik iddiasındaki bir çalışmanın, olay ve olguları bağlamlarından koparmadan içinde gerçekleştiği koşullarla birlikte çok boyutlu değerlendirmek, zaman ve mekan içinde değişen anlamlarını keşfetmeye çalışmak ve elde edilen sonuçları insan toplumlarını da içeren ekosistemin yararına olacak şekilde kullanmak gibi bir kaygısı olmalıdır. Böyle bir analizin, doğrudan parçalardan bir ya da daha fazlasına ayrı ayrı yoğunlaşmak yerine, öncelikle zaman-mekânda değişmekte olan bütünü göz önüne alması; sonrasında parçalara haksızlık etmeden bütün-parça ilişkilerini dinamik olarak analiz etmesi gereklidir. Ele alınan konuya bütünlüklü, çok boyutlu, ilişkisel ve dinamik bir yaklaşım çoğu kez konunun göründüğü gibi olmadığını, görünenin yanıltıcılığını ortaya çıkarır. Bilim de bunun için vardır. Söz konusu rapor hazırlanırken bu çok boyutluluk görünüşte kalmış, statik bir analiz yapılmış, hem nicel hem de nitel bir analiz yapıldığı iddiasına karşın doğal sit alanlarının koruma kategorilerinin belirlenmesinde koruma derecelerinin düşürülmesine olanak veren nicel analiz (AHP) esas alınmıştır. Oysa ele alınan alanların belirlenen özellikleri göz önünde bulundurulup, AHP’de yapıldığı gibi belli sayısal kriterlere uygunluğuna bakılmaksızın, saptanan bozulmaların onarımına olanak verecek önlemler alınarak, koruma alanı hem genişletilebilir  hem de koruma derecesi yükseltilebilirdi. Bu durum raporların hazırlanmasına dayanak oluşturan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik’te bulunan (bundan sonra Korunan Alanlar Yönetmeliği olarak kullanılacaktır) “Korunan alanların doğallığını muhafaza etmek ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığının sağlanması esastır” Madde 5(l) ve “Ekolojik dengeyi bozacak herhangi bir faaliyete izin verilmez” Madde 5(k) ilkelerine de uygun olurdu.

Raporun öncelikle eleştirilmesi gereken yanı, kullandığı AHP tekniğinin taşıdığı etik sorundur. AHP birbirleriyle karmaşık bağlantıları olan canlı ve cansız varlıkları içeren habitatları ve bunlar içindeki ve üzerindeki süreçleri birbirleriyle ilişkileri yokmuşçasına parçalayarak, bölünmez habitatlara yapay sınırlar çizerek, hiyerarşik kategoriler kurarak sayısallaştırır. Doğayı ve içerdiği varlıkları nesneleştirerek, parçalı ve mekanik bir şekilde betimler. AHP yöntemi tam da bu mantıkla doğadaki bitki ve hayvan türlerini tek tek bağlamlarından, bulundukları yaşam zincirinden koparıp çeşitli kategorilere ayırarak nesneleştirir. Her bir kategoriyi kendi belirlediği önem sırasına göre ağırlıklandırır. Seçilen alanın koruma derecesi, içerdiği tür sayısının sokulduğu kategorilere ve bu kategorilerin hesaplamadaki ağırlıklarına göre belirlenir. Sonuçta ulaşılan sayısal değerlere göre alanın koruma derecesine karar verilir. Bu da “bilimsel” bir yöntem olarak sunulur. Doğal alanların koruma derecelerinin belirlenmesinde en sık kullanılan uluslararası tekniğin AHP olması raslantı değildir. Çünkü Dünyada kapitalist sistemin temel kurumlarınca yaygınlaştırılan sürdürülebilirlik, yeşil ekonomi ve yönetişim söylemleriyle aslında doğanın farklı boyutları korunmak yerine yeni ve karlı yatırımlara açılmakta; doğa piyasa siteminin iktisadi aklının içine alınarak standartlaştırılabilir, ölçülebilir birimlere indirgenmektedir. AHP tam da bunu yapmaktadır. Böylece belli sayısal standartları sağlamadığı gerekçesiyle koruma derecesi düşürülerek ele alınan alan yatırımlara açılabilir hale getirilmektedir.

Doğanın sayısallaştırılması yaşamın sayılarla ölçülmesinin, standardize edilmesinin getirdiği etik sorun dışında başka etik sorunlara da yol açar. Sayısallaştırma, araştırmayı yapanı da sorumluluktan kurtarır. Artık olacaklardan sayılar sorumludur. Ulaşılan sonucun ekolojik açıdan iyi yada kötü olduğu değil, sayılarla ispatlanmış “kesin” ve “bilimsel” doğrular olduğu iddia edilebilir. Ahlaki yükünden kurtulan araştırmacı bu durumda kendisini de resmin bütününü görebilen bir bilim insanı olmaktan, resmin bütününü sorgulayamayan ve sadece belli teknikleri uygulayabilen bir teknisyen olmaya indirger. Bir başka etik sorun da sayısallaştırılamayanın korunmaya değer görülmemesidir. Örneğin belli bir bitkiyi endemik kılan, yetiştiği bölgenin organik ve inorganik yapı ve süreçlerinin karmaşık ilişkileri sonucu oluşan ortamdır. Bu ortam içindeki o bitki sayısallaştırılabilirken, ortamı oluşturan karmaşık süreçler ve ilişkiler sayılara indirgenemediklerinden korunmaları da düşünülmez.

Oysa ekoloji yanlısı bir yaklaşım ilişkisel ve dinamik bir yaklaşımla, öncelikle habitatları içerdiği ilişki ve süreçleri parçalamadan, bütünselliği içinde ele alarak bir takım tekniklerle ölçülebilecek kategorilere ayırmazdı. Bu durumda var olan koruma derecelerini indirmek yerine yükseltmek gerekecekti. Ekoloji yanlısı bilimsel bir yaklaşım, Gökova bölgesindeki önceki daha yüksek koruma derecelerine sahip alanların bile sınırlarının, aslında habitat bölünmesine yol açtığını görüp koruma alanını bu durumu düzeltecek biçimde genişleten bir yaklaşım benimseyecekti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Doğal SİT’lerin tespit edilmesi için belirlediği teknik esaslarda “temel yaklaşım; kritik türlerin yayılım sınırları esas alınarak alanın tür çeşitliliğinin (flora ve fauna), habitat özelliklerinin, yayılım ve beslenme alanı sınırlarının tespit edilmesidir” (s.7) dendiği ve bu  raporlarda habitat bütünlüğünün göz önüne alınması doğal sitlerin genel değerlendirilmesinde önemli kriterlerden biri olduğu halde (s.15) Dört Mevsim Ekoloji Temelli Bilimsel Araştırma Raporu’nda bu yapılmamıştır. Bu da raporlar hazırlanırken kendi iç mantığına bile uyulmadığını gösterir. 

Yine ekoloji yanlısı bir yaklaşım, çalışma yapılan alanda ekolojik açıdan bir bozulma gördüğünde buranın koruma derecesini düşürmek yerine bu bozulmanın nedenlerine inerek, onu onaracak, mümkünse eski haline getirecek önlemler alınmasını sağlayacak şekilde koruma derecesini yükseltmeliydi yönetim planları oluşturulmasını öngörmeliydi. Örneğin,  Gökova doğal sit alanında  olumsuz etkilere yol açan insan kaynaklı etkenler olarak yapılaşma, kaçak avcılık, tarımsal, turizm ve endüstriyel aktiviteler vb. gösterilmiştir. Bütünsel olarak bakıldığında olumsuz etki düşük olarak saptanmıştır (Tablo 18 )[1]. Bu durumda yapılması gereken, daha fazla bozulmaya yol açmadan, bu olumsuz baskıyı azaltmaya yönelik önlemlerin alınmasıdır. Oysa gerçekte, eskiden 1. Derece sit statüsüne sahip çok büyük bir  alanın koruma derecesi düşürülmüş ya da koruma kapsamından çıkarılmıştır. Bu durum Gökova Doğal Sit Alanının önceki ve Rapor’da önerilen ve onaylanan haliyle yeni durumunu gösteren aşağıdaki haritalarda açıkça görülmektedir. 

 



Raporda AHP hesaplamaları sonucu doğal sit alanının ağırlıklı olarak nitelikli ve sürdürülebilir koruma özellikleri göstermesine karşın, alanın küçük bir kısmının “Kesin Korunacak Hassas Alan” statüsünde bırakıldığı bir lütuf gibi belirtilmiştir. Gerekçe olarak,

 “Gökova Doğal Sit Alanı’nın klimaks safhadaki doğal ormanlık ve makilik kısmı flora, fauna ve ekosistem açısından birlikte değerlendirildiğinde “alan, birçok küresel ve ulusal ölçekte dar yayılışlı türe ev sahipliği yapması, bölgesel ve ulusal ölçekte olağanüstü ekosistemleri barındırması, genel olarak insan etkisinden uzak olması, kendine özgü koruma amaçlarına ters düşecek nitelikteki insan faaliyetlerini bünyesinde bulundurmaması, basit müdahalelerle yönetilebilir özeliklere sahip olması” gibi nedenler göz önüne alındığında incelenen bu doğal alan “Kesin Korunacak Hassas Alan” özelliği taşıyan bir alan olarak değerlendirilmiştir (s.147).

AHP’de çıkan sayısal sonuçlara bakılmaksızın, alanın bütün bu niteliksel özellikleri dikkate alınarak tümüyle Kesin Korunacak Hassas Alan statüsünde olmasının önünde ne engel vardı?

Uygulanan AHP tekniğinin bir başka sakıncası statik olmasıdır. Yani sadece araştırmanın yapıldığı dönemin verilerine göre belli sayısal kriterlerin sağlanıp sağlanmadığına bakılarak koruma dereceleri saptanmış, Gökova Bölgesi ile ilgili daha önce yapılan çok önemli çalışmalar göz önüne alınmamıştır. 

Zaman içindeki değişmelerin göz ardı edilmesi nedeniyle önceki daha yüksek koruma derecesinin düşürülmesi yeterince gerekçelendirilememiştir. Oysa Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Doğal sit alanlarına ilişkin Teknik Esaslar raporuna göre,

“Mevcut alanların değerlendirilmesi ve yeniden tespit yapılması için öncelikle ön inceleme yapılır ve ön değerlendirme raporu düzenlenir. Ön değerlendirme raporu neticesinde, bilimsel araştırma çalışmasının gerekliliğinin ortaya konulması durumunda Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu yapılır……(s.4). Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporuna ihtiyaç olup olmadığının belirlenmesi için öncelikle varsa bu alana özgü yapılmış bilimsel çalışmalardan faydalanılacaktır” (s.8) denmektedir.

Oysa Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Rapor’dan önce bir ön değerlendirme raporunun hazırlanıp hazırlanmadığı belli olmadığı gibi, Bölge ile ilgili önceki bilimsel çalışmalardan yeterince yararlanılmadığı kaynakçasından anlaşılmaktadır. (Bölge ile ilgili değinilmeyen önemli çalışmalara ikinci bölümde ayrıntılı olarak yer verilecektir.) Bu durumda raporda ele alınan alanlar, sadece statik bir biçimde içerdiği türlerin belli kriterlere uyup uymadığına göre değerlendirilmiş, koruma derecesi düşürülen alanların bu düşürmeyi gerekçelendirecek biçimde önceki durumuna göre nasıl bir değişim gösterdiği açıklanmamıştır. Zaman içindeki değişmelerin göz önüne alınmasını önleyen bu yaklaşım, ele alınan bölgede varsa ekolojik tahribatın nedenlerini de ortaya çıkarmakta yetersiz kalır. Oysa ekoloji yanlısı bir yaklaşım yukarıda belirtildiği gibi bozulmanın nedenlerini ortaya çıkarıp bunları gidermeye yönelik olurdu.

En önemli eleştiri de raporların raporun fırsatçı mantığına yapılmalı. İster dinamik bir analizle zaman içinde, isterse de statik bir analizle araştırmanın yapıldığı dönemde olsun, ele alınan alanda niteliksel ve/veya niceliksel bozulmaların ortaya çıktığı saptandığında yapılması gereken, nasıl olsa bozulmuş mantığıyla buraların koruma derecesinin düşürülerek yeni yatırımlara açılması değil, tüm ekosistem için değerli ve yaşamsal öneme sahip söz konusu habitatlar daha fazla tahribata uğramadan olabildiğince bu tahribatın önlenmesi için gereken tedbirlerin alınması biçiminde olmalıydı. Öncesinde daha yüksek koruma derecesine sahip alanların koruma derecesinin düşürülmesi, bu raporların fırsatçı bir mantıkla hazırlandığına işaret etmektedir. Oysa bilimsel olma iddiasındaki bir rapor, yatırımcılara yeni yatırım fırsatları açma kaygısından çok ekosistemin korunması yanlısı olmalıydı. Ancak bu durumda adına yakışır şekilde “ekolojik temelli” bilimsel rapor olabilirdi.

Biyoçeşitliliğin hızla azaldığı, ormansızlaşmanın hızlandığı, ekolojik krizin kendisini her zamankinden çok hissettirdiği  ve yaşam ortamlarını tahrip ettiğimiz canlılardan bulaşan virüslerle hayatımızın keskin bir biçimde değiştiği bir dönemde doğal alanların nitel ya da nicel hiçbir gerekçeyle koruma derecesinin düşürülmesine izin verilmesi kabul edilemez. Bütün çabaların var olanın korunmasının ötesinde, doğanın kendisini olabildiği ölçüde yenilemesine, onarmasına olanak verecek düzenlemeler yapılması yönünde olması elzemdir.

Gökova Raporunun Hazırlanış Süreci ve İçeriği Hakkında Eleştiriler 

Dört Mevsim Ekolojik Temelli Araştırma Raporunun hazırlanış sürecinde uyulması gereken katılımcılık, şeffaflık, hesap verebilirlik gibi ilkelere uyulmamıştır. Aksine raporlar hazırlanırken halk ve ilgili taraflar haberdar edilmediği gibi yıllarca “sır” olarak tutularak halkın gözünden kaçırılmıştır.

BİMER'den yapılan bilgi edinme talebine verilen yanıt


Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi (Barselona) Sözleşmenin Akdenizde Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol’ünün 19. Maddesinde;

“KAMUOYUNA AÇILMA, ENFORMASYON, KAMU BİLİNCİ VE EĞİTİM

1. Taraflar, özel koruma alanlarının, sınırlarının, bunlara uygulanabilir düzenlemelerin tesisi ve korunan türlerin, yaşama ortamlarının ve bunlara uygulanabilir düzenlemelerin adlandırılması konularında uygun biçimde kamuoyuna bilgi vereceklerdir.

2. Taraflar kamuoyunu özel koruma alanlarının ve türlerin menfaati ve değeri ve doğanın esirgenmesi bakış açısından ve diğer bakış açılarından kazanılabilecek bilimsel bilgilerden haberdar etmeye çalışacaklardır. Bu tür bilgilerin eğitim programlarında uygun bir yeri olması gerekir. Taraflar aynı zamanda kamuoylarının ve esirgeme örgütlerinin çevresel etki değerlendirmesi dahil olmak üzere ilgili alanlarını ve türlerin korunması için gerekli olan önlemlere katılımını desteklemeye çalışacaklardır.” denilmektedir.

Gökova Dört Mevsim Bilimsel Temelli Araştırma Projesi ve raporuna dayanarak bölgenin doğal sit alanlarının tamamının koruma statüleri değiştirilerek Barselona Sözleşmesinin yukarıdaki maddesi açıkça ihlal edilmiştir.

Proje sürecinde halkın bilgi alma ve karar alma süreçlerine katılımı engellenmiştir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Muğla Bölgesinde sit alanlarının koruma derecelerini yeniden değerlendirmesinde dayanak olarak gösterdiği, bir Gayrimenkul şirketine (Enisa Arsa Arazi Değerlendirme Ofisi) hazırlatılan 'Muğla Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu adeta bir devlet sırrı gibi kamuoyundan gizlenmiştir. Rapor, bölgede yaşayan birçok yurttaşın anayasal Bilgi Edinme Hakkı çerçevesinde talep etmesine rağmen kamuoyu ile paylaşılmamıştır. Proje ancak 4 yıl sonra dava konusu olduğu için görülebilmiştir. Buna karşın Gökova Bölgesi ile ilgili tüm sit değişiklikleri onaylanmıştır.

Gökova Raporuna Muğla Bölge Komisyonundan verilen onay

Raporun Gökova ile ilgili bölümünü değerlendirip onaylayan Tabiat Varlıklarını Koruma Muğla Bölge Komisyonu'ndaki 7 kişiden 4'ü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın kadrolu çalışanıdır ve Ankara’da görevlidirler. Bu kişilerin raporu onaylamak üzere Ankara'dan Muğla'ya gönderildiği anlaşılmaktadır. Raporun onay belgesinde iki komisyon üyesinin ise 'bulunamamış' olduğu belirtiliyor. Raporda imzası olan tek Muğla temsilcisi ise ÇŞB İl Müdürüdür, yani yine Bakanlığın kendi personelidir. Rapor, yerel hiçbir kurumun temsilcisine yer verilmeyen bir sözde 'Bölge' komisyonunda Bakanlığın merkezden görevlendirdiği kişilerce değerlendirilmiş ve onaylanmıştır. Yani Bakanlık kendi hazırlattığı raporu yine kendisi değerlendirmiştir. Raporun bölgede (Muğla) değerlendirilme sürecinde Bakanlığın kendi personeli dışında ne yurttaşların ne yerel yönetimlerin ne de başka  kurumların katılımına izin verilmemiştir. Çok sayıda yurttaşın 'Muğla Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu'nu BİMER üzerinden talep etmesine rağmen raporun içeriği çalışmaların devam ettiği gerekçesi ile paylaşılmamıştır. Ancak söz konusu rapora dayandırılarak Gökova ÖÇK Bölgesi için sit derecelerinin değişikliği Çevre ve Şehircilik Bakanı tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir. Değişikliklerin onayı öncesinde askı süreci dahi yürütülmemiştir. Raporu Muğla halkından hiç kimse görmeden değişiklikler yasalaştırılmıştır. Söz konusu rapor, Muğla Çevre Platformu’nun konuyu Avrupa Parlamentosu’na taşıması ile Türkiye Hükümetinden resmen talep edilmesine rağmen AP’ye dahi gönderilmemiştir.

Çevre ile ilgili bir bilimsel raporun böylesine şeffaf olmayan bir süreçte hazırlanıp onaylanması Barselona Sözleşmesi ve Bilgiye Erişim, Karar Alma Süreçlerine Katılım ve Çevresel Adalete Erişim Sözleşmesi (Aarhus)’ne aykırıdır. Türkiye her ne kadar Aarhus Sözleşmesini imzalamamış olsa da Avrupa Birliği’nin birlik olarak taraf olduğu bu sözleşme Birliğe üye veya aday ülkelerin tümü için bağlayıcıdır.

Literatür çalışmasında Gökova Bölgesi ile ilgili daha önce yapılmış bilimsel çalışmaların önemli bir bölümü dikkate alınmamıştır. Oysa bölge bir çok çalışmaya konu olmuştur.

Örneğin, aşağıda belirtilen yayınlar raporun kaynakçasında yer almamaktadır:


Bu çalışmalara yer verilmemiş olması, hazırlanan Gökova Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Raporu’ndaki bilimsel verileri daha önceki bilimsel çalışmalarla karşılaştırma imkanını ortadan kaldırmaktadır. Projede önceki bilimsel çalışmalarda ortaya konulan bilimsel verilerle çelişen yeni verilerin ortaya konulması, raporun bilimselliğine gölge düşürmektedir.

Önceki çalışmalara başvurularak alandaki değişikliklerin göz önüne alınmaması, bu raporların dayandırıldığı 12 Temmuz 2012’de Resmi Gazetede yayınlanan Korunan Alanlar Yönetmeliğinde belirtilen “Korunan alanların statüsünün belirlenmesi ve değerlendirilebilmesi için zamana bağlı değişimleri ortaya koyan ekolojik süreçler tanımlanır” Madde  5(a) ilkesinin yerine getirilmemesi anlamına gelmektedir.

 Gökova sulak alanında yaşayan ve Bern Sözleşmesi ile koruma altına alınmış olan, nesli tükenme tehdidi altındaki Su Samuru (Lutra Lutra), bu raporda hiç söz edilmeyerek yok sayılmıştır.

Bu durum raporun hazırlanmasında gereken özenin gösterilmediğine işaret ettiği gibi, raporun kendi kategorileştirmesine bile uyulmadığını göstermektedir. Çünkü raporun hazırlanmasında kullanılan kategorileştirmede ve korunan alanlar yönetmeliğinde bir türün nesli tükenme tehdidi altında olması hassas korumayı gerektirmektedir.

Aşağıdaki su samuru ile ilgili bilimsel çalışmalar, Gökova Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Raporu’nda dikkate alınmamıştır:

Bizzat Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı kurumlar tarafından yapılan bu projelerle su samurunun bölgedeki varlığı ortaya konmuştur.

Tüm bu çalışmaları dikkate almaksızın, yalnızca birkaç saha ziyareti ile bu türün artık bu bölgede yaşamadığına nasıl karar verilebilir? Hem de bölgede hala türün varlığına tanıklık eden insanlar varken.  Saha gezisinde bu türe rastlanmamış olabilir, ancak proje yürütücüleri yerel halk ve sivil toplum örgütleri ile görüşseydi bu bilgilere kolayca erişebilirlerdi. Kaldı ki, projenin sahibi olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kendisinin yaptığı bilimsel çalışmalardan haberdar olmaması söz konusu olamaz.

Projede dikkate alınmayan bölgedeki su samurlarının varlığına dair  daha önce yapılmış bilimsel çalışmalardan birisi olan Su Samurunun (Lutra lutra) Muğla Çevresinde Yayılışı başlıklı  çalışmada izlenen yöntemle ilgili şu ifade yer alıyor:

"Çevre Bakanlığı Özel Çevre Koruma Müdürlüğü ile Muğla Üniversitesi arasında yapılan‚ Gökova-Akyaka Özel Çevre Koruma Bölgesi'ndeki azmaklarda yaşayan su samurları (Lutra lutra)'nın mevcut durumlarının araştırılması ve koruma stratejilerinin belirlenmesi Projesi‚ protokolü gereği Haziran 1998 - Ağustos 1999 tarihleri arasında Akyaka Kadın Azmağı'na ekip halinde gidildi. Burada su samurlarının yaşadığı yerler tespit edilerek 4 istasyon seçildi. Bu istasyonlarda belirli aralıklarla dışkı toplandı ve analiz ettirildi.

Ayrıca su samurları gece aktif olduğundan araştırma süresince 7 kez (1 - 3 gün) saat 19.00 - 07.00 arası belirlenen istasyonlarda gözlem yapıldı. Su samurlarının çıkardıkları sesler dinlendi. Fotoğrafları çekilmeye çalışıldı."

Bakanlığın kendisinin Muğla Üniversitesi ile birlikte yaptığı ve nedense Gökova Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesinde yer verilmeyen bu bilimsel çalışmadan, su samurunun varlığının izlenebilmesi için aslında uzun süre geceleri de saha çalışması yapılması gerektiğini öğreniyoruz.  Akıllara şu soru geliyor: su samurundan hiç söz etmeyerek bir anlamda yok olduğuna hükmeden bilim insanları neden  meslektaşlarının yöntemini izleyerek geceleri de istasyon çalışmaları yapmamışlardır?

Gökova Bölgesinde var olduğu bildirilen ve Bern Sözleşmesi ile koruma altına alınmış bu türden daha önce yapılmış bu çalışmalar varken hiç söz etmemek projenin biyolojik çeşitliliği koruma saiki ile yapılmadığını ortaya koyar ve bilimselliğini sorgulanır kılar. Yine Korunan Alanlar Yönetmeliğinin “Doğrudan ve dolaylı çevresel etkilere karşı hassas tür ve habitatları içeren duyarlı alanlara öncelikli olarak koruma statüsü verilir”. Madde 5(d) ilkesine de uyulmamıştır. 

Raporda insan etkisi ile doğallığını kaybetmiş alanlar “Modifiye Alanlar” şeklinde  sınıflandırılarak korumaya değer alan konumunun dışına çıkarılmıştır.

Önceki birçok bilimsel çalışmada Gökova 1. Derece Doğal Sit Alanlarının turizm baskısı nedeni ile doğal yapısını yitirme tehlikesi altında olduğu ve tehlikenin önüne geçilmesi için yönetim planları oluşturulması gerektiği raporlanmıştır. Hal böyle iken Gökova Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunda tehdit altında olan alanların korunmasına yönelik bir çalışma öngörülmemiş. Tam tersine, bu alanlar “Modifiye Alanlar” olarak sınıflandırılarak “..alanın doğallığı özellikle modifiye alanlarda ve yerleşim yerlerinde tamamen ortadan kalkmıştır” deniliyor. Yani bu alanların doğal alan statüsünden tamamen çıkarıldığı anlaşılıyor.   

Gökova Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunda doğallık kriterleri

Korumayı değil kullanmayı öncelikleyen bu yaklaşım da projenin doğayı koruma saiki ile yapılmadığını ortaya koyuyor. Su Samuru örneğinde olduğu gibi, Bern Sözleşmesi ile koruma altında olan bir türün yaşam alanı, insan baskısına karşı korunmak yerine modifiye alan olarak tanımlanarak tamamen yok olmaya mahkûm edilmektedir. Doğal yapının geri dönüşü olmayacak şekilde kaybedildiği vurgusu ile gelecekte bu alanın geri kazanılması yönünde yapılacak çalışmaların da önü kesilmiş oluyor. 

Bu durum koruma alanları yönetmeliğinin “Korunan alanların doğallığını muhafaza etmek ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığının sağlanması esastır” Madde 5(l); ve Korunan alanlarda bozulmuş ya da bozulmaya yüz tutmuş ekosistem ve habitatların onarılması, ekolojik rehabilitasyonu, ekolojik restorasyonu yapılır.” Madde 5(h) ilkelerine de aykırıdır.

Doğal eşikler Doğal Sit Alanlarını daha iyi korumak için değil, koruma dışına çıkarmak için dikkate alınmıştır.

Raporun sonuç bölümünde doğal sit alanlarının doğal eşiklere oturtulması ile karasal doğal sit alanlarının büyüklüğünde daralma olduğu belirtiliyor.

Literatür çalışması yapıldığı belirtilmesine rağmen, bizzat Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ana paydaşı olduğu SMAP III Gökova Projesinin bilimsel çıktılarına kaynakça bölümünde yer verilmediğini görüyoruz. Bu önemli AB Projesinin çıktılarından birisi olan Gökova İç Körfezinde Tarımsal ve Ev Kaynaklı Kirlilik  Raporunda Gökova Ovasını sulayan ve bir kısmı ÖÇK Bölgesi sınırları dışında kalan Çay Deresi havzasının aslında doğal bir bütünlük arz ettiği, su havzasının gıda ve çevre güvenliğinin sağlanması gerektiği, bunun için de su yönetimi yapılmasının gerekli olduğundan söz ediliyor (bkz a.g.e, sayfa 41). Gıda ve çevre güvenliğini sağlamak için havza yönetimi anlayışıyla yer altı ve yer üstü su kirliliği izleme çalışmaları yapılması gerektiği, Gökova ÖÇK Bölgesinin sınırının hemen dışında yer alan taş ocaklarının faaliyetlerinin Gökova ÖÇK Bölgesine zarar verdiği, bunların faaliyetlerinin durdurulması gerektiği bu raporda yer alıyor.

Eğer bu bilimsel çalışma dikkate alınmış olsa idi, önerildiği gibi Gökova ÖÇK Bölgesi sınırının “doğal eşik” kriterine uygun olarak tüm Çay Deresi havzasını koruyacak şekilde genişletilmesi gerekirdi. Ancak tam tersine, koruma alanının doğal eşik sınırlarına genişletilmesi bir kenara, bu bölgenin koruma statüsü tamamen kaldırılmış. Bırakınız su havzasının bir bütün olarak korunmasını, Çay Deresi Havzası ile birlikte Gökova Mahallesi ekolojik değer olmaktan tamamen çıkartılmıştır. Böylece Gökova ÖÇKB’yi zehirleyen, bölgedeki zeytinlikleri, ormanları, su havzasını yok eden taş ocaklarının faaliyetlerinin meşrulaştırılmak istendiği çok açıktır. Yani ekolojik temelli değil, açıkça rant temelli bir “doğal eşik” çalışması yapıldığı anlaşılmaktadır. 

Bu durum koruma alanlarına ilişkin yönetmeliğe de uymamaktadır. Bu yönetmeliğe göre: “Korunan alanların içinde ve birbiriyle ilişkili korunan alanlar arasında, ekolojik koridorlar tesis edilir”. Madde5(g) ve korunan alanlarda ekosistem işlevlerinin sürekliliğini amaçlayan yönetim planı çalışmaları yapılır Madde 5 (f) ilkelerine aykırıdır.

Rapor, Doğa Koruma Alanlarının korunması ile ilgili uygulamadaki zaaflara değinmiyor, daha iyi koruma ile ilgili hiçbir öneri getirmiyor.

Mevcut durumun fotoğrafını çekme iddiasında bulunan bir çalışmada koruma ile ilgili yaşanan sorunların da irdelenmesi, eksikliklerin raporlanması beklenirdi. Ne yazık ki bu tür sorunlara hiç değinilmiyor.

Ekolojik temelli bilimsel bir çalışmadan, doğa koruma mevzuatı ile ilgili  eksikliklerin de belirlenmiş olması ve giderilmesi için öneriler getirilmiş olması beklenirdi. Örneğin, Türkiye Barselona Sözleşmesi’ne taraf olmakla birlikte sözleşmenin yedi protokolünden birisi olan  Akdeniz’de Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimi Protokolü’nü (ICZM) imzalamamıştır. Bu eksiklik, Gökova’da olduğu gibi biyolojik çeşitlilik açısından zengin tüm kıyı ekosistemleri için yönetim planlarının oluşturularak etkili yönetilmesinde zafiyet oluşturmaktadır. SMAP III Gökova Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetim Projesi tam da bu nedenle sonuca ulaşamamış, projenin sonuç raporunda da mevzuattaki eksikliklere dikkat çekilmiştir.

Sonuç:

Yukarıdaki saptamalar, Gökova Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu’nun biyolojik çeşitliliği koruma niyeti ile hazırlanmadığını ortaya koyuyor ve halkın katılımını dışlayan, şeffaf ve katılımcı olmayan hazırlanış şekli ile Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğin korunması yönünde taraf olduğu birçok uluslararası sözleşmeyi de ihlal ediyor. Eğer uluslararası sözleşmelerin öngördüğü gibi katılımcı ve şeffaf bir proje çalışması yürütülse idi, yerel paydaşların katkısı ile eksikleri giderilebilir ve doğal yaşam alanları için koruma statülerini düşürmek ya da ortadan kaldırmak yerine daha iyi koruma sağlayan bir rapor hazırlanabilirdi. Kamuoyundan gizleyerek yapılan bu çalışmada, daha en başından kamunun değil yalnızca proje sahiplerinin amaçlarına uygun sonuçlar çıkarmanın hedeflediği anlaşılıyor. Yoksa bir bilimsel çalışma neden kamuoyundan gizlenmek istenebilir?  

Aslında 18 Ekim 2017 tarihinde Gökova Bölgesi Sit Değişikliklerinin onaylanması üzerine Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün Bodrum’da düzenlediği bilgilendirme toplantısında Genel Müdür Kemalettin Tekinsoy’un, tüm Muğla için yeniden değerlendirme çalışması yapılmasına rağmen neden yalnızca Gökova bölümünün onaylandığı sorusuna verdiği cevap bir itiraf niteliğindeydi. Tekinsoy soruya şu şekilde cevap vermişti: “Gökova ÖÇKB içinde bulunan Okluk Koyu’nda Cumhurbaşkanımızın konutunun inşaatı söz konusu. Bu inşaatın bir an önce başlayabilmesi için Gökova bölümünü öne aldık, diğer bölümleri de sırası geldiğinde onaylayacağız”.  Okluk Koyu 1. Derece Doğal Sit Alanı iken mümkün olmayan bu inşaatın bir an önce başlayabilmesi için Gökova Raporu apar topar onaylanmıştı. Ne yazık ki uluslararası sözleşmelerle korunan bu bölgede on binlerce ağaç kesilerek, yurttaşların arazileri kamulaştırılarak gerçekleştirilen bu inşaat ile hem karasal hem denizel ekosistemler tekrar geri gelmemek üzere yok edildi. Yalnızca bu örnek bile kararların bilimsel çalışma yapılmadan çok önce verildiğini, bir gayrimenkul şirketine hizmet satın alımı şeklinde yaptırılan 'Muğla Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu'nun da bu kararlar doğrultusunda adrese teslim ısmarlama bir iş olduğunu gösteriyor. Politik kararlar doğrultusunda bilim ne yazık ki araçsallaştırılmıştır.

Bu değerlendirme çalışmamızda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Türkiye genelinde aynı yöntemle yürüttüğü Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma çalışmalarının yalnızca Gökova bölümünü irdeledik. Bilimsellik, ekoloji, ulusal ve uluslararası mevzuat açısından yaptığımız bu değerlendirme vahim bir tablo ortaya koyuyor. Doğal sit alanlarının yeniden tanımlanmasının sadece Muğla için değil, ülke geneli için geçerli olduğu göz önüne alındığında, çalışmaların Muğla’da olduğu gibi aynı bilimsel ciddiyetsizlik, gizlilik, hak ve hukuk tanımazlık ile yapılmakta olduğunu ve ülkemizin tüm doğa koruma alanlarının yatırımcılara hızlı rant sağlamak adına büyük bir betonlaşma tehdidi altına girdiğini söyleyebiliriz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı, ülkemizin ekolojik değerleri daha fazla tahrip edilmeden doğal sit alanlarının yeniden değerlendirilmesinden vazgeçmeye, yurdunu seven tüm yurttaşlarımızı, bilim, yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşlarını bu ekolojik yıkım projesine karşı birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.

 

Muğla Çevre Platformu Gökova Meclisi


[1] Aynı raporda,  Tablo 17 ve 18’deki yorumla çelişir şekilde, Tablo 2’de alanın önemli bir kısmı farklı şekillerdeki antropojenik etkiler nedeniyle doğallığını kaybetmiş ve modifiye alan tipine dönüşmüştür denmektedir. Raporda bu tür çelişik ifadeler oldukça fazladır.


29 Ağustos 2020 Cumartesi

Orman Genel Müdürlüğü’nden bilgi edinmek için servet ödemek gerekiyor!

Orman Genel Müdürlüğü, yurttaşların kurumdan istediği bilgi ve belgelerin verilmesi için fiyat tarifesi belirlemiş. Gökova Ekolojik Yaşam Derneği Başkanı olarak Muğla Bölgesi orman amenajman planlarının kopyalarının gönderilmesi talebime kurumdan verilen cevaba göre, istenen bilgiyi alabilmem  için bir servet ödemem gerekiyor.  CİMER üzerinden yaptığım bilgi edinme talebine Orman İdaresi ve Planlama Dairesi Başkanlığı’ndan verilen cevapta, Muğla bölgesi için 75 plan ünitesi olduğu ve her ünite için 1719 TL fiyat belirlendiği bildirildi. Yani Muğla Bölgesinin amenajman planlarının tamamını elde etmek için ödemem gereken bedel 75 X 1719 TL= 128.925 TL !



Çok paranız varsa bilgi edinme hakkınız var

Anayasal bir hak olan “bilgi edinme”, mevzuatta 4982 sayılı kanun ile düzenleniyor. Yasanın amacında şöyle deniyor:  “Bu Kanunun amacı; demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.”  Yasanın iki yönü var; bir tarafta devletin kurumlarının şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesi gereği “bilgi verme görevi”, yurttaşların da “bilgi edinme hakkı” vardır.




Gelin görün ki, uygulamada birçok durumda devletin kurumları uygun bulmadıkları soruları ya geçiştirerek cevapsız bırakıyor, ya da fahiş ücretler talep ederek yasayı anlamsız kılıyor. Öyle anlaşılıyor ki, bilgi edinme hakkını, yalnızca devlet uygun buluyorsa ya da çok paranız varsa kullanabilirsiniz.

Yurttaşların orman amenajman planlarını görebilmesi neden önemli

Orman Genel Müdürlüğü (OGM) birkaç yıldır ülke genelinde endüstriyel plantasyon, gençleştirme, seyreltme, vb gerekçelerle ormanlar yoğun bir şekilde kesilmeye devam ediyor. Ülkemizdeki odun üretimi miktarının 2020 yılında 31 milyon metreküpe çıkarılması hedefleniyor. Böylece sadece son 15 yıl içinde odun üretimimiz 2.5 kata yakın arttırılmış olacak.



Bu uygulamalarla ülkemizin doğal orman varlığı yok ediliyor. Dünyada ekolojik kırımlara dayalı bir iklim krizi yaşanırken yenilenmesi yüzyıllar sürecek orman ekosistemleri tahrip ediliyor; toprağın su tutma kapasitesi azaltılıyor, biyolojik çeşitlilik yok ediliyor, verimli toprakların erozyonla bir daha geri gelmemek üzere sürüklenip gitmesine neden olunuyor.  Bu uygulamaların  amenajman planlarına, belirlenmiş bilimsel  kıstaslara ne kadar uyduğunu görmek istediğinizde ise sizden bir servet talep edilerek bilgi edinmeniz adeta engelleniyor. Belli ki  orada yanlış bir şeyler oluyor.


OGM'nin para talebine Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu'na başvurarak itiraz edeceğiz. Bakalım oradan ne karar çıkacak.

Serdar Denktaş
Gökova Ekolojik Yaşam Derneği Başkanı



15 Ağustos 2020 Cumartesi

“Akyaka Kavşak” Projesinde Bilirkişi raporunu verdi: Kamu yararı yok!

Kaynak: sozcu.com.tr

Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü tarafından 2015 yılında Sakar geçidinde inşa edilen ve “Akyaka Kavşak” ismi ile anılan, Akyaka’ya orman içinden tünel ile bağlantı projesine karşı Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’nin açtığı yürütmenin durdurulması talepli davada yeni bir aşamaya gelindi. 17 Şubat 2020 tarihinde Bilirkişi Heyetinin proje uygulama sahasında yaptığı inceleme sonucunda hazırladığı raporu tamamlayarak İzmir Bölge İdare Mahkemesine gönderdi. 16.07.2020 tarihli 36 sayfalık rapor, Orman Mühendisliği, İnşaat Mühendisliği ve Şehir ve Planlama alanlarında uzman üç akademisyen tarafından hazırlandı.

Raporun giriş bölümünde; “Kurulumuz, Sakar geçidindeki Akyaka sapağında tünel ile orman içinden Akyaka’ya bağlantı yolu projesinin trafik güvenliğinin arttırılması, yol standardı ve yol kullanıcılarının sürüş konforunun yükseltilmesi amacı taşıyıp taşımadığı, yolun ormanlık alanda yapılmasında kamu yararı ve zaruret bulunup bulunmadığı, turizm mevsiminden kaynaklanan sebeplerle trafik yoğunluğunda artışın yaşandığı, artan trafik yoğunluğunun hayati tehlikelere yol açmasının önlenmesi amacıyla dava konusu projenin hazırlanıp hazırlanmadığı, yapılan çalışmaların üstün kamu yararı gereği olup olmadığı, yürürlükteki planlara uygun olup olmadığı hususlarının dava dilekçesinde belirtilen iddiaları da göz önüne alarak, dava dosyası içeriğinde yer alan taraflarca ibraz edilen tüm bilgi ve belgeleri incelemiş ve teknik yönden gerekli değerlendirmeleri yapmış bulunmaktadır” denilerek devamında uzmanların değerlendirmelerine yer verildi. Üç uzmanın hazırladıkları raporda öne çıkan saptamalar şöyle:

Toprak, su rejimi ve orman ekolojik yapısı zarar görecek, yangın tehlikesi artacak

Orman Mühendisliği açısından yapılan değerlendirmenin sonuç bölümünde “dava konusu alana izin verilmesinin, alanın yangına 1. Derece hassas ormanlarla kaplı olması, toprak muhafaza karakteri taşıdığından, üzerindeki bitki örtüsünün kaldırılmasının toprak, su rejimine ve ormanın ekolojik yapısına zarar vereceği gibi nedenlerle uygun olmayacağı değerlendirilmesine rağmen, bu yol ve kavşak için, bu ormanlık alandan başkaca bir geçiş yolu olmadığı düşüncesi ve kamu yararı gözetilerek yasalara zorunlu olarak izin verildiği görüş ve kanaatindeyiz” ifadesine yer verildi.

Yapılan proje trafik güvenliği sağlamıyor

İnşaat Mühendisliği açısından yapılan değerlendirmenin sonuç bölümünde “uygulama Ulaştırma Mühendisliği açısından değerlendirildiğinde, bölgede bir kavşak ihtiyacının olduğu kesindir. Ancak yukarıda anlatılanlar dikkate alındığında hali hazırda inşa edilen kavşakta trafik güvenliğini zora sokacak durumların bulunduğu düşünülmektedir. Projenin düzeltilmesi ve/veya yeniden yapılması kapsamında durumun maliyet uzmanlarınca değerlendirilmesinin uygun olacağı kanaatine varılmaktadır. Yeniden düzenleme ve/veya yeniden yapılmasının mühendislik ekonomisince uygun olmaması halinde kavşağın bu haliyle işletilmesinin devam ettirilmesinde açık bir biçimde kamu yararının olduğu düşünülmektedir.

Proje şehircilik ilkeleri ve imar mevzuatına uygun değil


Sakar Geçidindeki Akyaka sapağında tünel ile orman içinden Akyaka’ya bağlantı yolu projesinin, planlamanın kademeli birliktelik ilkesi açısından uygun olmakla birlikte yürürlükteki uygulama ölçeği olan 1/1000 ölçekli Akyaka Mevkii İlave İmar Planı ve Koruma Amaçlı Planında söz konusu projenin yer almaması ve bu planın bir üst ölçeği olan 1/5000 ölçekli Akyaka İlave ve Koruma Amaçlı Nazım İmar Planında da yer almaması, ve üstün kamu yararı ilkesi açısından da uygun olmaması hususları dikkate alındığında, şehircilik ilkeleri, imar planlarında kademeli birlikteliği ilkesi imar mevzuatı, planlama teknikleri ve kamu yararına uygun olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

Kamu yararı yok

Raporun sonuç bölümünde “Şehircilik ilkelerine, imar mevzuatına, planlama tekniklerine ve kamu yararına uygun olmadığı gerekçeleri ile Muğla İli, Ula İlçesi, Akyaka Mahallesinde Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 7.05.2015 tarihinde onanan “Akyaka Kavşak” projesinin belirtilen açılardan uygun olmadığı sonucuna varılmıştır” denilerek kamu yararına aykırı olarak inşa edildiği ifade ediliyor.

Kamu kaynakları boşa gitti, düzeltilmesi yüksek maliyetli

Sonuç bölümünde yer verilen ifade ile; hatalı yapıldığı için trafik güvenliği sağlamayan projenin düzeltilmesi/yeniden yapılmasının yüksek maliyetine dikkat çekilerek, güvensiz de olsa uygulamanın bu hali ile sürdürülerek bu ek maliyetten kaçınmakta "kamu yararı" olduğu kanaati dile getiriliyor.

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’nin değerlendirmesi

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, bilirkişi incelemesinden sonra 24.2.2020 tarihinde Mahkemeye verdiği dilekçe ile ek uzman görüşlerinin alınmasını talep etmişti. Verilen dilekçede bilirkişi heyetinde; söz konusu proje sahasının deprem fay hattı üzerinde yer alması nedeni ile afet riski açısından incelenmesi için bir jeolog,  Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisinde yer alması bakımından neden olunan biyolojik çeşitlilik kaybı açısından incelenmesi için bir biyolog da bulunması talep edilmişti.  Mahkeme bu taleple ilgili bir yanıt vermedi.

İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin ne karar vereceği merakla beklenirken, Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’nin dava vekili Av. Berna Babaoğlu Ulutaş, Bilirkişi Raporu hakkında Mahkemeye beyanda  bulunacaklarını bildirdi.

Dernek Başkanı Serdar Denktaş da Bilirkişi Raporu ile ilgili şunları söyledi: “Proje henüz onaylanma sürecinde iken ilgili tüm kurumlarla görüşerek elimizdeki bilgi ve belgelerimizi ileterek itirazlarımızı bildirmiş olmamıza rağmen, görüşlerimiz dikkate alınmayarak adeta yangından mal kaçırırcasına bir mühendislik garabeti olan bu proje onaylandı ve gerçekleştirildi. Onay veren tüm kurumlar bu kamu zararına ortak oldular. Bu oldubittiye rağmen dört yıldır sürdürdüğümüz hukuk mücadelesinde ortaya çıkan Bilirkişi Raporu iddialarımızı haklı çıkardı. Bizce raporda eksik olduğunu düşündüğümüz jeolog ve biyolog görüşlerinin de alınması durumunda raporun daha da vahim bir hal alacağından eminiz. Raporun sonuç bölümünde  doğanın tahrip edildiği,  trafik güvenliği açısından sorunun çözülmediği gibi ek risklerin oluştuğu, tüm yanlışlıkları ile projeye harcanan 2015 yılı rayici ile yaklaşık 14 Milyon TL tutarındaki kamu kaynağının boşa gittiği net olarak ortaya konuluyor. Mahkemenin ne karar vereceğini merakla bekliyoruz. Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi uzun süredir kamu ve sermaye kesimleri tarafından kuşatılmış durumda ve bir rant alanına dönüştürülmek isteniyor. Bölge halkı ve sivil toplum örgütleri olarak hukuk ve vicdan tanımayan tüm bu saldırılara karşı mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz.”

 

2 Ağustos 2020 Pazar

Akyaka Pandemi Merkezi Olmasın !

MUÇEP Gökova Meclisi'nin Kamuoyu Duyurusu

Ula’ya bağlı Akyaka Mahallesinin merkezindeki ormanlık alanda, beldemizde bayram dolayısı ile olağanüstü insan yoğunluğunun yaşandığı bir dönemde Ula Belediyesi’nce bir festival düzenlendi.  Üstelik sahne düzenlemesi yapmak üzere söz konusu alanda ağaç kesimi de gerçekleştirildi. 

Tam da covid19 pandemisinin tekrar yükselişe geçtiği bir dönemde böyle bir organizasyon, pandemiye davetiye çıkarmaktır! Konserler için düzenleme yapılan orman alanı, yerleşim yerinin tam merkezinde bulunmaktadır. Bu alanda tatilcilerin çadırlar kurarak kalmaları ve yeterli altyapı olmadan ihtiyaçlarını gidermeleri, bölgede yaşayanlar için korona virüsünün yayılması dışında da önemli sağlık tehditleri içermektedir. Ayrıca, orman alanında çay ve yemek pişirmek için kullanılan tüpgazlar ve ağaçların altına parkedilen benzinli araçların yakınlığı gözönüne alındığında, çıkabilecek küçük bir yangının kısa sürede felaket boyutlarına ulaşabileceğini tahmin etmek zor değildir.
Ormanlar anayasaya göre amaçları dışında kullanılamaz. Anayasa’nın 169. Maddesine göre “ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez”. Dolayısıyla, Ula Belediyesince ormanlık alanın ormancılık dışındaki faaliyetler için kullanılması ve festival sahnesinin kurulması için ağaçların kesilmesi Anayasa’ya aykırıdır.
Bizler Akyaka’da yaşayan yurttaşlar olarak Ula Belediyesi Yönetimini halk sağlığını tehlikeye atan, orman ekosistemine zarar veren bu uygulamadan derhal vaz geçmeye davet ediyoruz ve Muğla Orman Bölge Müdürlüğü’nü orman ekosistemini korumak üzere gerekli önlemleri almasını talep ediyoruz.
Kamuoyuna saygı ile duyururuz. 2.8.2020

Muğla Çevre Platformu Gökova Meclisi


23 Temmuz 2020 Perşembe

Akyaka'da kıyı işgallerine geçit yok!


Kovid-19 pandemi döneminde ülkenin birçok yerinden halkın evlere kapanmasından yararlanarak doğayı ve kamusal alanları talan etmek için fırsata dönüştürme haberleri  geliyor.  Bunlara Akyaka’nın Maden İskelesi mevkiindeki otellerin önlerindeki deniz kıyı alanını işgal ederek özel kullanım alanına çevirme girişimi haberi de eklendi. Otel işletmelerinin hemen önlerindeki kıyı alanına iskele ve platformlar inşa ettikleri, bu alanları bariyerlerle çevirerek özel kullanım alanına dönüştürdükleri belirlendi.

Şikayet dilekçesi kampanyası düzenlendi

Bu işgal girişimine sessiz kalmayan Muğla Çevre Platformu Gökova Meclisi üyeleri, 3.6.2020 tarihinde bir dilekçe kampanyası başlatarak ilgili makamlara şikayet ettiler. Dilekçenin içeriği şu şekildeydi:

“Muğla ili, Ula İlçesine bağlı Akyaka Mahallesinde, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içinde yer alan Maden İskelesi Mevkiinde, deniz kenarında işletilen bazı oteller tarafından tapulu olmayan, devletin hükmü altındaki alanlarda, kıyı kenar çizgisini aşan iskeleler ve platformlar inşa edilmiş ve daha önceden yol olarak herkesin kullanımına ait alanlara bariyerler yerleştirilerek halkın kıyıya serbestçe erişimi engellenmiştir. İşletmelerin bu tür faaliyetleri, kamusal alanları yalnızca kendi müşterilerinin yararlanabileceği şekilde özelleştirmesi Kıyı Kanunu’na, İmar Kanunu’na, Akyaka İmar Plan Hükümlerine ve Çevre Kanunu’na ve ilgili yönetmeliklerine aykırıdır.

Kıyı Kanunu’nun, 5. Maddesinde “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” denilmektedir.

Yasaları ihlal eden bu inşaatların sorumlularının belirlenerek idari ve hukuki cezai işlem uygulanmasını, yasalara aykırı inşaatların ve engellerin kaldırılarak kıyı şeridinin yeniden halkın ücretsiz ve engelsiz erişimine açılmasını talep ediyoruz. “

Üç kurumdan cevap geldi

Şikayet dilekçelerine Ula Belediyesi, Muğla Büyükşehir Belediyesi İmar ve Planlamadan Sorumlu Şube Başkanlığı ve  Tabiat Varlıklarını Koruma 2. Şube Müdürlüğü tarafından cevap verildi.

Ula Belediyesi’nden 26.6.2020 tarihinde gelen cevapta ise, “bahsi geçen iskele ve platformların yapı kayıt belgeleri kurumumuza sunulmuş olup, geçerli olup olmadığına dair Muğla Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne görüş sorulmuş, gelecek cevaba göre işleyişe yön verileceği” deniliyordu.

Muğla BŞB İmar ve Planlamadan Sorumlu Şube Başkanlığı’ndan 16 Haziran 2020’de gelen cevapta “İddia konusu yapı kaçak(ruhsatsız) veya onaylı mimari projesine aykırı imalatlar hakkında 3194 sayılı İmar Kanununun Geçici 16. Maddesi kapsamında olmaması durumunda (31.12.2017 tarihinden sonra yapılan veya 31.12.2017 tarihinden sonra ilave yapı alanı ihdas edilen yapılar )ilgili belediyesi ve 5216 sayılı Kanun kapsamında Muğla Büyükşehir Belediyesince 3194 sayılı İmar Kanununun 32.ve 42.maddeleri gereğince idari işlemler yapılması gerekmektedir”  denildi.

Son olarak Tabiat Varlıklarını Koruma 2. Şube Müdürlüğü’nden 22.7.2020 tarihinde verilen cevapta “Başvurunuzda bahsi geçen hususlar incelenmiş olup talep konusu alanda tespit edilen izinsiz uygulamalara ilişkin 30/06/2020 tarih ve E.30299 sayılı, 03/07/2020 tarih ve E.31000 yazılarımız ile işlem yapılmış olup ilgili mevzuatlar kapsamında işlemler devam etmektedir” denilerek son nokta konuldu.

Yasadışı işgaller belirlendi ve yasal işlem başlatıldı


Üç kurumun verdiği cevaplardan,  sahada incelemeler yapılarak  yasaya aykırılıkların belirlendiği ve yasal mevzuat çerçevesinde başlatılan işlemlerin devam ettiği anlaşılıyor.

MUÇEP Gökova temsilcileri Maden İskelesi’ndeki gelişmeleri takip edeceklerini ve kıyı işgallerine izin vermeyeceklerini bildirdiler.



11 Şubat 2020 Salı

Kadın Azmağı'na yine darbe vuruldu !...

Sazlıkların tahrip edildiği alan

Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde yer alan Akyaka’da Kadın Azmağı kenarında sazlıklar kesilerek sulak alan ekosistemine yeni bir darbe daha vuruldu. Azmak Köprüsüne yakın, Bani Resoran’ın önünde gerçekleşen tahribatın incelenmesi ve sorumluları hakkında cezai işlem yapılması için Gökova Ekolojik Yaşam Derneği dilekçe vererek Çevre ve Şehircilik Muğla İl Müdürlüğü’nü göreve davet edildi.

Azmak kenarındaki işletmelerden Elif Hanım Otel üç yıl önce benzer suçtan yargılanmış ve önce para cezası, sonra da suç tekrar işlendiği için hapis cezasına hükmedilmişti.



Sazlıkların Önemi

Gri Balıkçıl
Son derece sık ve boylu olarak yetişen sazlıklar, bulundukları alanı üretken ekosistemlere dönüştürürler. Sulak alanlarda bulunan sazlıklar doğal yapıları ile bulundukları bölgeye canlılık verirler, çevrenin kirlenmesinin önüne geçerler.

Sulak alanlar  ve sazlıklar, ördekler, kazlar, balıkçıllar, dalgıçlar, yağmurcunlar, karabataklar, pelikanlar, düdükçünler, saz bülbülleri, martılar, kaşıkçı kuşları, çeltikçiler, sumrular gibi birçok kuş türüne  ev sahipliği yaptığı gibi balıkların da yumurtlama ve saklanma alanlarıdır. Kadın Azmağı, Gökova'nın Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmesindeki önemli unsurlardan birisi olan ve IUCN Kırmızı Listesinde yer alan, nesli tehdit altındaki su samurlarının da yaşam alanı.

Su Samuru
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Başkanı Prof. Dr. Ahmet Nuri Tarkan,   
sazlıkların kökünde antibiyotik işlevi gören maddeler olduğunu, bu maddelerin salgılanmasının  yalnızca sazlıkları değil, çevrelerini de zararlı bakterilerden doğal olarak koruduğunu, özellikle koli basili ve entorkokların yaşamasına izin vermediklerini ifade ediyor.  Daha ayrıntılı bilgi için Prof. Dr. Ahmet Nuri Tarkan’ın  2012 yılında gerçekleşen “Azmak'ta Doğal Yaşam Yok Olmasın Sempozyumu“ ‘nda yaptığı  “Kadın Azmağında Biyoçeşitlilik” başlıklı sunuma bu bağlantıdan erişebilirsiniz.


30 Ocak 2020 Perşembe

Slow Food Gökova Topluluğu Kuruldu



Gökova bölgesinde Uluslararası Slow Food Birliği’ne katılmak üzere yerel üreticiler ve gönüllüler bir araya gelerek Gökova Slow Food Topluluğu’nu oluşturdular.

Muğla Çevre Platformu’nun Gökova Meclisi, Yavaş Kent Akyaka’ın yavaş kent kriterlerine uygun eylem planlarının yapılmasına stratejik hedefleri içinde yer vermişti. Meclis üyeleri, Slow Food’un  yavaş kent eylem planları içinde önemli bir başlık olduğunu belirterek bu çerçevede çalışmaların örgütlü olarak yürütülmesine karar verdiler. Meclis üyeleri, Slow Food çalışmalarının bütüncül bir yaklaşımla, yalnızca Akyaka’da değil, tüm Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde sürdürülmesi gerekliliğinden hareket ederek tüm bölgeyi kapsayacak şekilde örgütlenme çalışmalarına başladılar.

Kuruluş süreci 2019 Aralık ayında başlatılan Gökova Slow Food Topluluğunun kuruluşu, Uluslararası Slow Food Birliği'ne yaptığı başvurunun kabul edilmesi ile resmiyet kazandı. Topluluğun tam adı “Gökova’da Ekosistemin ve Gıda Biyolojik Çeşitliliğinin Korunması” şeklinde tescillendi.

Uluslararası Slow Food Birliği nedir ?

Fast food kültürünün toplum üzerindeki olumsuz etkilerine karşı 1986 yılında İtalya'da  başlayan mücadele örgütlenerek uluslararası bir harekete dönüştü. Hareket, yemek kültürlerini korumayı, insan sağlığını gözeten gıda üreticilerini, mevsiminde ve doğal şartlarda yetişmiş sebze, meyve, tahıl satan yerleri, ekolojik tarım yapan çiftlikleri, zengin ve değişken mönülü geleneksel lokantaları, otantik olarak yöresel ve etnik yemekler sunan lokantaları korumayı ve geliştirmeyi hedefliyor.

Uluslararası Slow Food Birliği’nin İlkeleri :

Uluslararası Slow Food Birliği’ne üye olan topluluklar, İyi, temiz ve adil gıdanın  herkesin vazgeçilmez hakkı olduğunu temel ilke olarak benimsiyor ve  Uluslararası Slow Food hareketini, herkesin yaşamının iyileştirilmesi ve korunması, biyolojik çeşitliliğin ve ekosistemin korunması, ekolojik bir gıda kültürünün yeniden oluşturulması, doğanın korunması, sosyal ve ekonomik eşitsizliklerle mücadele için bir eylem modeli olarak kabul ediyor.

Topluluğun kuruluş bildirgesinde ayrıca şu cümleler yer alıyor:

“Gıdanın yalnızca bireylerin ve halkların yaşam kalitesinde değil, aynı zamanda onların kültürünün ve kimliğinin tarihinde, oluşumunda ve evriminde de merkezi rol oynar;

İklim değişikliğine karşı doğanın korunması önceliğimizdir ve karasal ve denizel biyolojik çeşitliliğin, daha sürdürülebilir bir gıda sisteminin desteklenmesi anahtar niteliktedir;

Ne yediğimiz ve diğerlerine ne yedirdiğimizden başlayarak gündelik tercihlerimiz gelecek kuşaklara daha iyi bir gelecek sağlamaya ve dünyayı değiştirmeye katkı sağlayabilir;

Her nerede ve koşulları ne olursa olsun herkes fikirleri, pratikleri, doğru bilgi yayarak, farkındalığın yükseltilmesi için çalışarak, sürdürülebilir üretim ve tüketim tercihleri ile Slow Food’a katkı sağlayabilir.”

Slow Food Gökova Topluluğu’nun kuruluş amacı:


Uluslaraası Slow Food  Birliği’nin kuruluş ilkelerine bağlı kalacağını taahhüt eden Gökova Slow Food Topluluğu’nun kuruluş amacı şu şekilde ifade ediliyor:

“Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde sürdürülebilir bir gıda döngüsü oluşturarak bölgenin biyolojik ve kültürel çeşitliliğinin korunmasına, bölgede yer alan Cittaslow Akyaka’nın Slow Food başlığı altında Yavaş Kent eylem planlarının oluşturulmasına katkı sağlamak”

Gökova Slow Food Topluluğu ilk bir yıl için aşağıdaki etkinleri yapmayı öngörüyor:

  • Endemik bitki ve hayvan türlerinin ve biyolojik çeşitliliğin daha iyi korunması için farkındalık çalışmaları yapmak
  • Tarımsal üretimde yerel tohum kullanımının yaygınlaştırılması için çalışmak
  • Yerel üretim ve tüketimi desteklemek üzere kooperatifler kurmak
  • Gökova Bölgesinde her yıl bir Slow Food festivali düzenlemek
  • Evlerde ve restoranlarda Slow Food ilkelerine uygun yemek üretimi yapan mutfak sayısının arttırılması için etkinlikler düzenlemek
  • Gençlerde Slow Food farkındalığını arttırmak için öğrencilerle ortak etkinlikler düzenlemek