16 Ocak 2013 Çarşamba

Muhalefetlerarası İlişki

            Kaleden doğru seyretmek Akyaka'yı öyle güzel. Batı'ya döndüğünüzde Sakar uzanıyor; volenli bir etek gibi onu sarınmış çam ormanları dalga dalga seriyor yeşilini açıklı koyulu. Hafif bir rüzgar tenini okşarken taşın, ağacın, mavi bir saten gibi gökle birleşmiş denizde dalga yok.

            Anayolun sesi, Azmak'tan gelen tur tekneklerinin sesi, buradan pek de duyulmuyor. Kuş sesleri, sincap sesleri ve bir de Akyaka'dan buralara kadar çarpan çocuk sesleri...Belli ki oyun oynuyorlar. Çocuk seslerini işitebileceğimi düşünmezdim buralardan, şimdi, şu eski kaleye çıkmamış olsam. Hafif hafif dalgalanan sazlıkların güzel rengi; Tarkovskice salınışlar bunlar, ruh dalgırları. Rüzgar dediğimiz şairdir aslında, var olan her şeye dokunabilir; var olan herşeye değgindir bir şair: Öylesine bir yaşama becerisi ve mahir bütün varlıklarla ilişki kurma hususunda. Ve aslında diyorum ki bir insana en çok yakışan da şairliktir. Bu durumda rüzgardan öğrenecek çok şeyimiz var. Daha çok koşmalı insan rüzgarın peşisıra. Bu güzellik bakanı da güzel kılıyor.

            "Doğa" deyip totalleştirdiğimiz ve kendimizden ayırdığımız parçanın, deneyim haline dönüştüğünde dille, şu yoksul(!) dille ifade edilemeyecek öyle dehşetengiz tatları var ki ne kamu adına, ne belediyecilik adına, ne  turizm adına dokunmamak gerekir onlara. Ancak safdil bir temenniden öte bir şey değil bu söylediğim. Zira gayet örgütlü bir güç ilişkileri düzeni üzerine oturur belediyecilik, turizm gibi alanlar kamu düzeni içinde ve insanca olan tüm bağları parçalar, sınıflar, ayırır ve duyguları aşağılar.

            Son yıllarda, Türkiye'de farklı farklı alanlarda yapılan muhalefetlerin dağınıklığı bir sorun olarak kendisini daha çok duyurur oldu; muhalefetlerin birliği bir ihtiyaç olarak da kendisini duyuruyor. Tabi ki yeni bir sorun değil bu, örgütlenme muhalefetin her zaman gündeminde olmuştur. Öğrenci hareketleri, çevre hareketleri, işçi hareketleri, memur eylemlilikleri ve diğer pek çok hareket arasındaki kopukluğu nasıl gidermek gerekir bilmiyorum. Üstelik bunun bir reçetesi de yok! Ancak bu farklı farklı muhalefetler arasında bir tür yatay bir ilişki geliştirmek gerekiyor. Böylesi anları Hrant Dink'in öldürülmesine karşı muhalefette, Roboski katliamında, Hes'lere karşı mücadelede, belki en yenilerde üniversite öğrencileri ve akademisyenlere karşı ODTÜ'de öne çıkmış olmakla birlikte bütün üniversitelerde şiddetini giderek artıran baskı politikalarına karşı muhalefette kısmen de olsa gördük. Ancak öyle sanıyorum ki bu ayrı ayrı patikaların daha genel platformlarda bir araya gelme ihtiyacı kendini duyuruyor. Akyaka söz konusu olduğunda da Akyaka'daki sivil toplum, demokrasi, yavaş şehir ve ekoloji tartışmaları ve bu bağlamda bir muhalefeti bünyesinde buluşturan Akyaka Platformunun zaman içinde, ki o zamanı güncel politikalar da belirleyecektir, başka yataklarla buluşacağını düşünüyorum. Anayasa çalışmaları ne yazık ki bu bağlamda bir buluşma alanı olamadı. Bizler belki böylesi geniş muhalefetlerin zamanını tayin edemeyebiliriz ancak bir yandan da bunun bilincinde olabiliriz. Ve içinde bulunduğumuz platformların, kuruluşların gündemlerine bu bağlamda tartışmalar, öneriler ekleyebiliriz. Sözünü ettiğimiz duruma tersinden baktığımızda ise farklı platformlar arasında ilişki kurulmadığında ya da bir muhalefet hareketi başka muhalefetlerle desteklenmediğinde yalnız bırakılmış oluyor, görmezden geliniyor ve çok daha güçlü ve yüksek bir mücadele doğamıyor. Bu farklı farklı muhalefetlerin farklılıklarını korumakla beraber ortak bir mücadele alanında da buluşmaları iktidardan pay istemek ve iktidara ortak olma arzusunun pratikleri açısından gereklidir sanıyorum ve artık iktidardan pay istemenin de zamanı gelmiştir.

            Bu yazıyı bana Türkiye gündemi ve Ece'nin platforma daha büyük ekonomik bir güçle birleşme doğrultusundaki önerisi ilham ediyor. Güzelim kalenin Akyaka'nın her yanından görülebilsin diye etrafındaki ağaçların kesilip, üstüne bir de bir yangınla çıplaklaştırılıp, müdahale edilmemiş halini hatırlıyorum ve lütfen diyorum belediyelere bir yerleri daha iyi yapacağız derken bozmayın, ellemeyin, bir şey yapmayın artık! Bizlere müdahale edilmemiş bir "doğa"yla da karşılaşma fırsatı verin. İşte iyimser bir temenni daha, çok yüceltilen insanın bile bir "artifact" bir ürün olduğu toplumda, nesne olarak çoktan gözden düşürülmüş ve kullanım ve değişim değeri olarak bakılan doğaya itibarı nasıl teslim edilebilir? İnsanlık onuru, o itibarı ancak mücadele geleneği içinde ve o gelenekle olan bağlarını hatırlayarak iade edebilir diyorum okumak için yanımda getirdiğim Maurice Blanchot'un Son İnsan'ını ve Rimbaud'un Cehennemde Bir Mevsim'ine cevap bekler gibi bakarken. Ne de olsa O Rimbaud'du "Ben bir başkasıdır" diyen ve Blanchot idi insanın gerçek cemaatini oluşturanın ölüm olduğunu hatırlatan. Ancak bizi ezilenlerin ve direnişin geleneğine bağlayan iki büyük düşünür Marx ve Benjamin yokluğunu burada hissettiriyor. O boşluğu doldurmak için o rehberleri bir kere bir kere daha hatırlamanın zamanı hiç geçmiyor.
 
Saliha Yazgaç

 

 

 

 

2 yorum:

  1. http://www.cafrande.org/?p=44235

    Bu adresteki Fikret Başkaya'nın yazısı Muhalefetler Arası İlişki hususunda daha detaylı, zengin bir metin. Bu önemli paylaşmadan edemedim.

    Sevgiler, saliha

    YanıtlayınSil


  2. Melih Pekdemir'İN 21 OCAK 2013 TARİHLİ BİRGÜN KÖŞESİNDEKİ YAZISIDIR. TARTIŞMALARIMIZ AÇISINDAN ÖNEMLİ BULDUĞUM İÇİN PAYLAŞIYORUM, SEVGİLER.

    http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187090030&news_code=1358761589&year=2013&month=01&day=21#.UP20kCcz2Kk







    YanıtlayınSil