23 Ağustos 2013 Cuma

Zeytinliklerimize Neler Oluyor?

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk ve en önemli çevreci yasalarından, 1939 yılında kabul edilen ve halk arasında Zeytin Koruma Yasası olarak bilinen,  3573 sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun”,  yasal mevzuatımızın tozlu raflarında yerini almak üzere mi?   Ve bu yasa halk arasında niçin zeytinciliğin geliştirilmesi gibi ekonomik bir kavramla değil de,  Zeytin Koruma Yasası olarak bilinmekte?


Antik Yunan’da tek dalını dahi kesmenin ölümle cezalandırıldığı yaşam ağacı zeytin, ekonomik gelir getiren zirai bir bitki olması yanında, fundalık-makilik sistemin ayrılmaz bir parçası. İşte  ülkemizde çalı, çırpı olarak düşünülen bu ekosistemi koruma altına alan ve aynı zamanda zirai  değeri de olan bitkileri ekonomiye kazandırmayı hedefleyen bu yasa çok çok önemli.

Maalesef yeni imar alanlarının oluşturulması, kontrolsüz ve plansız yapılaşma, maden-petrol-doğalgaz arama gibi sebeplerle hızla yok edilen fundalık-makilik alanlar ile tesis veya ıslah edilmiş zeytinliklerin ne derece önemli olduğunu anlamak için,  Zeytin Koruma Yasasının amacını ve bu korumayı sağlamak için getirdiği emredici düzenlemeleri iyi bilmek ve iyi anlamak gerekiyor.

3573 sayılı yasa, bilimum aşılı zeytinliklerin tesisi ile yabani zeytinliklerin açma ve aşılama işlemlerini devlet kontrolü altına alıyor. Zeytin yetiştirmeye elverişli fundalık ve makiliklerin tespiti ve tespit edilen bu arazilerin zeytin yetiştirmek isteyen gerçek ve tüzel kişilere tahsisi koşullarını belirliyor. En önemlisi de tesis edilen bu zeytinlik alanların korunmasına ilişkin emredici hükümler içeriyor.

Şunu da belirtmek gerekir ki;  3573 sayılı yasa, sadece yabani zeytinliklerin tespitini değil, Antep fıstığı, harnup, sakız ağacı, buttum ve menengiç ağaçlarının da aşılanarak tarımsal üretime dahil edilmesini, geniş yorumlandığında fundalık ve makilik alanların da tespiti ile korunmasını amaçlayan bir yasadır. 1939 yılından itibaren ülke olarak hem fundalık, makilik alanların korunması, hem de bu bitkilerin ekonomik gelir sağlayan zirai bitki haline dönüştürülmesinde ne kadar yol aldık?  Nereye gidiyoruz ? Bu soruları sormanın vakti geldi de geçti bile…

Maalesef, 3573 sayılı yasa gereğince tespiti yapılmamış bir çok fundalık ve makilik alan hiçbir bilimsel değerlendirmeye tabi tutulmadan, çalı-çırpı gibi görülerek, başlı başına bir ekosistem olduğu düşünülmeksizin yapılaşmaya açılıp,  yok edildi.

3573 sayılı yasanın getirdiği korumacı düzenlemelere bakacak olursak, karşımıza çıkan en önemli düzenlemenin 20. madde olduğunu söyleyebiliriz.

Bu madde ile zeytinlik alanlar içinde ve zeytinlik alanlara en az 3 km mesafede, zeytinlerin gelişmesine engel olacak kimyevi atık bırakan, toz, duman çıkaracak tesis yapılamayacağı, zeytinlik olarak tesis edilmiş arazilerin daraltılamayacağı, her türlü zeytin ağacının kesilmesi ve sökülmesinin bilimsel gerekçeye dayalı izinlere tabi olduğu, kesin zaruriyet bulunmayan hallerde zeytin ağaçlarının kesilemeyeceği ve sökülemeyeceği, hükme bağlanmıştır. En önemlisi de “belediye sınırları içerisinde bulunan zeytinlik sahalarının imar hudutları kapsamı içine alınması halinde alt yapı ve sosyal tesisler dahil toplam yapılaşma, zeytinlik alanın %10’unu geçemez” düzenlemesi ile zeytinlik alanların yapılaşmaya açılmasının önüne geçilmiştir.

3573 sayılı yasa 1995 yılında bir değişiklik görmüş, bu değişiklikle zeytinlik alanların korunmasına ilk darbeyi vuran “Bu kanunun yayımından önce zeytinlik alanlarına ilişkin kesinleşmiş imar planları geçerlidir” hükmü eklenmiştir. Yani bu tarihe kadar zeytin koruma yasasını ihlal eden, fundalık ve makilik alanları imara ve yapılaşmaya açan hukuka aykırı bütün imar planlarına geçerlilik sağlanmıştır.

Ve maalesef en son 3573 sayılı yasanın uygulama esaslarını belirlemek üzere yapılan 1996 tarihli yönetmelikte, 2012 yılında yapılan değişiklikler ve 2005 tarihli Toprak Koruma ve Kullanım Kanununda getirilen istisnalar ile birlikte Türkiye’de zeytinlik alanların bir çoğu koruma dışında ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmıştır.

1996 yılında çıkarılan yönetmelikte yapılan ilk değişiklik; yönetmeliğe “zeytinlik saha”  tanımı eklenmiştir.  “Zeytinlik Saha”  Devlet tarafından tespit edilen zeytincilik alanları ile gerçek ve tüzel şahıslar tarafından tesis edilmiş ve tapuya zeytinlik olarak kayıt ettirilmiş zeytinlikleri de  kapsam içine alır şekilde  en az 25 dönümlük alan olarak tanımlanmıştır.  

Zeytin Koruma Yasası, bilimum aşılı zeytinlikler ile ıslah edilmiş yabani zeytinlikleri kapsar. 3573 sayılı yasanın 1. maddesi  “alelümum zeytinlikler” ifadesi ile bu iradeyi  açıkça ortaya koymaktayken, yönetmelikte yapılan bu tanımlamanın yasanın lafzına, özüne ve  amacına aykırı olduğu  anlaşılmaktadır. 

3573 sayılı yasadaki, zeytinciliğe elverişli fundalık ve makilik alanlardan  devlet tarafından tespit edilecek zeytinlik alanların en az 25 dönümlük parseller halinde düzenleneceği hükmünün, zeytinlik sahanın, gerçek ve tüzel şahıslar tarafından tesis edilmiş ve tapuya zeytinlik olarak kayıt ettirilmiş zeytinlikleri de kapsam içine alır şekilde  “en az 25 dönümlük alan” olarak tanımlanmasına izin vermeyeceği gayet açık ve nettir. Yasanın lafzında ve özünde olmayan bu tanım, kamuya ve gerçek veya tüzel kişilere ait 25 dönümün altındaki zeytinliklerin, “zeytinlik saha” sayılmayacağı sonucunu doğurmakta ve 25 dönümün altındaki zeytinlikleri doğrudan doğruya 3573 sayılı yasanın koruması dışında  bırakmaktadır.

Yönetmelikte 2012 yılında yapılan ve zeytinlik alanları koruma dışında bırakan bir diğer değişiklikte, zeytinlik alanlar içinde ve zeytinlik alanlara en az 3 km mesafede, zeytinlerin gelişmesine engel olacak kimyevi atık bırakan, toz, duman çıkaracak tesis yapılamayacağı kuralına getirilen istisnalar. Bu istisnalar;

Alternatif alan bulunmaması ve Çevresel Etki Değerlendirme Raporuna uygun olması, bitkilerin gelişimine zarar vermeyeceği Bakanlık araştırma enstitüleri veya üniversiteler tarafından belirlenmesi halinde, izin verilen başka bir alanda  eşdeğer büyüklükte zeytin bahçesi tesis etmek koşuluyla jeotermal kaynaklı sera yatırımları, bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış plan ve yatırımlar, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesisleri, ilgili bakanlıkça kamu yararı kararı alınmış madencilik faaliyetleri, petrol, doğal gaz arama ve işletme faaliyetleri, savunmaya yönelik stratejik ihtiyaçlar için faaliyette bulunacak kişi ve kurumlara ilişkindir.

Yönetmelikler dayanağı oldukları yasaların yürütme esaslarını belirleyen idari düzenlemelerdir. Dayanağı olan yasalara uygun olmak zorundadır. Yasa ile belirlenmemiş tanımların ve istisnaların idari bir tasarruf olan yönetmelikle getirilmesi usule ve hukuki ilkelere aykırıdır. Bu durum yasaya aykırı yönetmelik esaslarına dayalı olarak alınmış her türlü kararın batıl ve geçersiz olması sonucunu doğuracaktır. Bu yönetmeliğin iptali için açılmış bir dava var mı henüz tespit edebilmiş değilim ancak  derhal iptali gerekmekte.

Peki yönetmelikte yapılan bu değişikliklerin ne gibi sonuçları olacaktır? Öncelikle, 25 dönümün altındaki zeytinlik alanlar zeytin sahası kabul edilmediği için 3573 sayılı yasanın açıkça koruma alanı dışında sayılacak ve imar planları içerisine alınabilecek, %10 sınırlamasına tabi olmaksızın tamamı yapılaşmaya açılabilecektir. Bu alanlar üzerindeki zeytin ağaçları zaruri sebepler ve  fenni gerekçeye dayalı izinler olmaksızın kesilebilecek/sökülebilecektir.
ÖÇK Bölgesi Akyaka'da imara açılmak istenen zeytinlik

Zeytinlik alanlar içinde ve zeytinlik alanlara en az 3 km mesafede, mevcut zeytinliklerin kesilmesi/sökülmesine ya da olumsuz çevresel etki sebebi ile yok olmasına sebep olabilecek tesislere, yoruma açık “alternatif alan bulunmaması” ve “kamu yararı” gibi bir kavramla izin verilebilecektir. 25 dönümden büyük ya da küçük yılların emeği ile oluşturulmuş zeytinlikler, bir başka alanda yenilerinin (!) oluşturulması koşulu ile yok edilebilecektir. Üstelik yasal dayanağı olmayan idari bir düzenleme ile…

Gelelim 3573 sayılı yasa ile düzenlenmiş zeytincilik alanlarına, 2005 yılında yürürlüğe giren 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile getirilen istisnalara. Bu yasanın 8. maddesinde tarım arazilerinin parsel büyüklüklerine ilişkin bazı yasal sınırlamalar düzenlenmiş,  hemen akabinde “Bakanlığın uygun görüşü ile kamu yatırımları için ihtiyaç duyulan yerler” için bu sınırlamalardan daha küçük parsellerin oluşturulabileceği hükme bağlanmıştır.

Sonuç olarak; 25 dönümün altındaki zeytinlik alanlar 3573 sayılı yasanın koruması dışında bırakılmakla birlikte 25 dönümün üzerinde bulunan zeytinlik alanlar da kamu yatırımları için bölünebilecek, küçültülebilecektir.

Tüm bu hukuki tespitlerden sonra bir sonuca varacak olursak; Avrupa Birliğine uyum süreci dahilinde son 10 yıl içerisinde, tarım arazilerinin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak kullanım planlarının hazırlanması, koruma ve geliştirme sürecinde toplumsal, ekonomik ve çevresel boyutların katılımcı yöntemlerle değerlendirilmesi ve korumayı sağlayacak yöntemlerin oluşturulması amacı ile yapılmış bir çok yasal düzenleme ve değişikliğin, karar alma yetkisini “soyut kamu yararı kavramı” altında tamamen merkezi yönetime bırakan istisnai düzenlemeler  ile  koruma amacından ve katılımcı demokrasi ilkelerinden çoktan uzaklaştığı,  tartışma kabul etmeyecek bir olgu.

Ayrıca T.B.M.M gündeminde olan, insan, yatırım ve kalkınma odaklı Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısını tüm bu yasal düzenlemeler ile birlikte değerlendirdiğimizde, yaşamımızı borçlu olduğumuz doğanın nasıl büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu  daha net açıklayabiliriz.

Aslında, parçası olduğumuz doğayı insandan ayrı bir çevre gören, mevcut ekosisteme zarar verirken bir yandan yeni alanlar oluşturmayı korumacılık sayan yasa anlayışlarıyla ancak insanlığa zarar vereceğimiz gerçeğin ta kendisi. Çünkü; doğanın kendini yenileyebilmesi için insana ihtiyacı yok….

ZEYNEP YILMAZER

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme