cittaslow etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cittaslow etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı'nın Kıyı Kanunu Kapsamına Alınması Dilekçesine Bakanlıktan Olumlu Cevap !

21. Mart 2013 tarihinde Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmaklarının Kıyı Kanununun Uygulamasına Yönelik Yönetmeliğine eklenerek koruma statüsü kazandırılması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verdiğimiz 60 imzalı dilekçeye Bakanlığın Mekansal Planlama Genel Müdürlüğünden olumlu cevap geldi. Cevapta; talebimizin Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğinde yapılacak değişiklik çalışmasında dikkate alınacağı bildiriliyor (Cevabın kopyası aşağıdadır).

Henüz fiili durumda bir değişiklik olmasa da, bu cevabı ihtiyatla karşılayacağımız bir olumlu adım olarak  görmek mümkün. Bu gelişmenin Akyaka'daki tüm doğa  tahribatlarının ve imar suistimallerinin önüne geçilmesi için bir başlangıç  olmasını umuyoruz.  Yapacak o kadar çok iş var ki ! Doğanın korunması konusunda gerçekten samimiysek,  önce kendimizin, kurumlarımızın ve yasalarımızın neden olduğu tahribatlarla yüzleşmek, onları değiştirmekle işe başlamamız gerekiyor.

Bizlerin, belde sakinlerinin dahil edilmediği, yerel yöneticilerin kapalı kapılar arkasında kendi kendine karar verdiği, hesap vermeyen, şeffaf olmayan yerel yönetim anlayışı ile ne Cittaslow, ne Unesco Dünya Mirası Listesi, bunlar  kolaylıkla içi boş  birer ticari markaya dönüştürülebiliyor. Akyaka, ne yazık ki ülkemizde çokça görülen bu tür yozlaşmanın en çarpıcı örneği olarak önümüzde duruyor.

Doğayı artık insanın hizmetindeki bir meta gibi görmekten vaz geçip, sömürmeye son vermek, insanın doğanın bir parçası olduğu, onunla uyumlu hareket ettiği bir kültür değişikliğini sağlayamadığımız sürece, "sürdürülebilirlik", "gelecek kuşakların hakları", "torunlarımızdan kalan miras", vs. gibi parlak sözler, bizzat sebep olduğumuz doğanın yıkımının örtüsü olmanın ötesinde bir anlam ifade etmeyecektir.   Bu durum devam ettiği takdirde Akyaka'nın geleceği, Belediyenin Azmak Kıyı Bandı  projesini tanımlarken (neyse ki AYYP'nin girişimi ile durduruldu) çok güzel "itiraf" ettiği gibi, doğal yaşamı ortadan kaldırıp yerine "doğalmış hissi veren" bir eğlence parkına dönüşmek olacaktır.   Buna izin vermemeli, doğamıza, kent hakkımıza sahip çıkmalıyız. Bunu ancak hep birlikte başarabiliriz.

Serdar Denktaş


 

Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı'nın Kıyı Kanunu Kapsamına Alınması için Dilekçe

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı - Ankara
Konu : Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı’nın Kıyı Kanunu Yönetmeliği Kapsamına Alınması
Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı, Muğla İli, Ula ilçesi sınırları içerisinde, Gökova Özel Çevre Koruma alanı içinde yer alan, birlikte geniş bir sulak alan oluşturan akarsulardır. Her iki azmak da Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığının ulusal ortak olarak yer aldığı SMAP III Gökova Projesi’nin raporlarında, barındırdıkları zengin biyo-çeşitlilik nedeni ile özellikle korunması gereken ekosistemler olarak önem atfedilmiş ve şöyle tanımlanmıştır:
Kadın Azmağı çıkış yerinde suyun debisi 700 L/s’tir. Yaklaşık 1700 m uzunlukta, kıvrımlı, derinliği bazı noktalarda 6 m’yi aşan, kuzey kıyısında yapılaşmanın görüldüğü, güney yakası ise sazlıklarla kaplı, yer yer yoğun alg topluluklarının olduğu bir akarsudur. (Gökova Projesi, Ek-5, sayfa 10)
Akçapınar Azmağı kaynağı, Muğla-Fethiye karayolunun Marmaris sapağından sonraki 2000 metresinde, yolun kuzey-doğusunda yer alan Ataköy sınırları içindedir. Güneye doğru Muğla-Fethiye karayolunu kesip, ovanın güneyinde, Akçapınar Köyü’nün ise doğusunda yer alan Şirinköy’e doğru 4000 m yol alır. Şirinköy’e 600 m yaklaştıktan sonra batıya doğru menderes yaparak Akçapınar köyü sınırlarına girer. 1000 m kadar Akçapınar Köyü içinden gittikten sonra Muğla-Marmaris karayolu üzerindeki köprünün altından 2000 m uzunluğundaki tarım alanlarını da geçerek denize ulaşır. Akçapınar Azmağı, kaynağından Akçapınar Köyü sınırlarına kadar 7 m taban genişliğinde, 4m yan yüksekliğindedir. (Gökova Projesi, Ek-5,sayfa 11)
Doğal bir akvaryum niteliğiyle Kadın Azmağı’nın Akçapınar Azmağı ile birlikte oluşturduğu sulak alan, yapısındaki doğal ekosistemi koruyan sazlıklarıyla, endemik su bitkileriyle, anadrom ve katadrom balıkların üreme ve yaşam alanını oluşturması yanısıra; birçok ender kuş ve sucul canlının da üreyip yaşadığı hassas bir habitattır. Ayrıca, Gökova Körfezinde ‘Kırmızı Liste’ kapsamına giren 36 türe (su samuru, porsuk gibi memelilere, deniz kaplumbağalarına ve her yıl Atlantik kıyılarından göç eden su yılanlarına, vb) ev sahipliği yapmaktadır (Gökova Projesi, Ek-5, s.17-42) 
ÖÇK Kurumu Başkanlığının ortağı olduğu bu önemli bilimsel çalışmanın raporlarında açıkça akarsu ve hassas sulak alan tanımı yapılmış olduğu halde; her iki Azmak da ne yazık ki 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin  ‘Akarsularımızın “Nehir“ Tanımına Giren Kesimlerini Belirten Liste’sinde yer almamaktadır. Gökova Özel Çevre Koruma Alanında koruma amaçlı birçok büyük ölçekli proje yapılmasına karşın, her iki Azmak da Kıyı Kanunu ile koruma kapsamına alınmamış olması nedeni ile kıyılarında sazlık kesimi, yangın ve içeriye yapılan dolgularla yapılaşma, vb çeşitli müdahaleler sonucu Azmaklarda doğal yaşam ve biyo-çeşitlilik hızla yok olmaktadır.
Bizler, aşağıda isimleri bulunan bölge sakinleri olarak Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı’nın 3621 Sayılı Kıyı Kanunun Uygulanmasına Yönelik Yönetmeliğinin ‘Akarsularımızın “Nehir“ Tanımına Giren Kesimlerini Belirten Liste’ sine eklenerek yukarıda açıklanan çelişkinin giderilmesi ve azmaklarımıza yasal koruma statüsü kazandırılması için gereğinin yapılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.  21.03.2013



Ekler:
Ek-1 : Kadın Azmağı ve Akçapınar Azmağı’nın Kıyı Kanunu Yönetmeliği Kapsamına Alınmasına destek verenlerin listesi
Ek-2 : SMAP III Gökova Projesi Ek-5 Gökova İç Körfezinde Su Kalitesi ve Denizel Biyoçeşitlilik  (CD)

23 Şubat 2012 Perşembe

Sürdürülebilir Kent Yönetimi

Kaynak: Toward Sustainable Communities: Resources for Citizens and Their Governments (Stacy Mitchell), Bölüm 13 (Governing Sustainable Communities), Sayfa 190 -203.
Çeviren : A. Serdar Denktaş

Yönetim ve yönetişim farklı  kavramlardır. Yönetim işlerin “yapılması”, hizmetlerin sağlanması ile ilişkiliyken, yönetişim ortak amaçların ve stratejilerin gerçekleştirilmesi için topluma “önderlik” edilmesi, farklı ilgi gruplarının ikna edilmesi anlamına gelir.

Bu bölüm, yönetim ve yönetişim kavramlarını sürdürülebilirlik bağlamında ele almakta, özellikle karar alma süreçlerine halkın katılımı, yerel yönetimin rolü ve eylem planlaması üzerinde durmaktadır.



VATANDAŞ KATILIMI

Son yıllarda “katılım politikaları”na doğru önemli bir kayma sözkonusudur. Bu yeni politikaların önemi yalnızca bu yönde  talep olması ile açıklanamaz. Kararların alınmasına yaygın vatandaş katılımının asıl önemi, güçlü çıkar gruplarının lobi çalışmaları ile  şekillendirilen kamuoyuna göre  çok daha geniş katılımı sağlamasında yatmaktadır.  Geniş kesimleri etkileyen bazı karar kategorilerinde halkın görüşlerinin adil olarak alındığı alt komisyon toplantıları (“hearing”, ç.n) sürekli ve eşitlikçi bir sonuç için yeterli değildir. Karar alma süreçlerine doğrudan katılım gereklidir (Owen, 1994).

Daha fazla katılım konusunda halkın talebine alışılagelen yaklaşım, “karar al, eğit, duyur, savun” şeklinde tanımlanabilir. Daha iyi iletişim ve anlaşılmayı sağlamak konusunda “birlikte çalışmayı” içeren yaklaşımlar bir alternatif olabilir.  Çok farklı bakış açıları,  ortak zeminin bulunmasına ve özellikle zor meselelerde uzlaşı sağlanabilecek tavsiyelerin ortaya çıkmasına imkan tanıyabilirler. Bu, mutlaka herkesin tam uzlaşması anlamına gelmez, daha ziyade katılanların itiraz etmediği, yaşamsal anlaşmazlıkların olmadığı bir sonuç demektir.

Demokratik karar alma, karar alma erkinin paylaşılmasının sözde kalmayıp, gerçekten sağlandığı bazı bağlamlarda ve bazı bölgelerde etkin olmuştur. Maritimes’da toplum geliştirme örgütleri, A.BD.’deki “arazi kooperatifleri”, İspanya’nın Bask bölgesinde endüstri şirketlerinin uyguladığı Mondragon sistemi potansiyel demokratik karar alma uygulamalarının iyi örnekleridir.


Paylaşımlı Karar Alma (Shared Decision-Making)

Toplumların planlama ve yönetişimlerinde gelişmiş paydaş katılımının demokratik dayanağını, sürece karardan etkilenenlerin doğrudan katılımı oluşturur. Temsili demokrasinin geniş çerçevesi içinde, katılımcı demokrasi, tamamen temsili demokrasinin sınırlamalarına karşı güçler dengesini koruyan bir sistem sağlar (Duffy, Roseland and Gunton, 1996).

Katılımcı demokrasi yapılarının kentlerin planlamalarında geniş alana yayılan faydaları vardır. Paydaşlara “danışılması” artık yeterli değildir (Arnstein, 1969). Paydaşlar gittikçe daha fazla, açıkça karar alma süreci üzerinde kesin bir kontrolu değilse bile, gerçekten birlikte karar almayı talep etmektedirler. Buna bağlı olarak, devletin bazı kademelerinde halkın katılım talep eden girişimleri yasalarla düzenlenerek resmi tanıma sağlanmıştır. Bununla beraber, paydaş katılımını destekleyen politik cümleler, arkası yeterli kaynak, personel ve sorumlulukla  doldurulmadığı sürece yetersizdir. Gerçek anlamda katılım, tüm ilgilenen ve  etkilenen paydaşların karar alma sürecine etki ve katkı yapabilmeleri için gerekli bilgi ve kaynakların sağlanmış olmasını gerektirir. Planlama ve karar alma süreçleri; kapsayıcı paydaş katılımını teşvik edecek şekilde tasarlanmış ve uygulanmış olmalıdır. Kimin, ne zaman ve nasıl katılacağı gibi sorular karar alma sürecinin adil, etkin ve istikrarlı olması bakımından son derece önemlidir.

Alışılagelen karar alma süreçleri ile işbirliği içinde ya da “paylaşımlı” karar alma arasındaki temel fark, geleneksel olarak karar alma sürecine katılmayanların gerçek işbirliği ve katılımının düzeyidir (Crowfoot ve Wondolleck, 1990).  Daha açık olarak, paylaşımlı karar alma, paydaşlar için değil, paydaşlar ile planlama yapmayı içerir. Paylaşımlı karar alma süreçleri tüm paydaşların değerlerine ve çıkarlarının meşruluğunun açık kabulüne dayanır.


Fikirbirliği ile Karar Alma (Consensus Decision-Making)

Fikirbirliği, grup kararlarının oylama olmaksızın alınmasıdır. Uzlaşma, bilginin, görüşlerin, tartışmaların, karşılıklı ikna, önerilerin sentezlerinin biraraya getirilmesi, ve/veya tamamen yeni önerilerin geliştirilmesi süreçlerinin sonunda sağlanır.  Fikirbirliği mutlaka tam mutabakat anlamına gelmez. Fikirbirliği sürecinin amacı daha çok, kimsenin itiraz etmeyeceği bir karara ulaşmaktır. Fikirbirliği gurup birliğini sağlamak için baskı uygulamak yerine iknaya dayanır.


Sürdürülebilir Gelişme Konseyi Başkanı devletin her kademesinde, özellikle yerel yönetimlerde karar alma süreçlerine geniş vatandaş katılımının önündeki engellerin tanımlanmasını – çocuk sağlığı alanında eksiklikler veya ulaşım gibi – ve bu engellerin aşılması için strateji geliştirilmesini tavsiye etti. İşverenler, çalışanların ve ailelerinin toplum yaşamına daha fazla katılabilmeleri için esneklik ve maddi imkan tanımalı (PCSD, 1996).

Fikirbirliği yöntemi, üyelerinin birliklerine önem verdiği gruplar için çok yarayışlıdır. Fikirbirliği içinde karar alma bazen çok fazla sabır gerektirir. En iyi kararı verebilmek için farklı bakış açılarını sonuna kadar dinlemeyi gerektirir. Bu dezavantaja rağmen, fikirbirliği yöntemi oylama yöntemine göre şu avantajlara sahiptir (Beer ve Stief, 1997; Coover at al., 1997; Kaner et al., 1996):  herkesin en iyi düşüncesini ihtiva ettiği için daha entelektüel kararların alınmasına yol açar; bireysel egoların kazanma ya da kaybetmeye kilitlendiği uzlaşmaz tavırlara düşmekten korur; daha iyi ve yeni fikirlerin ortaya çıkma ihtimalini arttırır; bir kararın oluşturulmasında sürece katıldıkları için herkesin bir payı vardır (tamamen hemfikir olan katılımcılar birlikte yürütecekleri gurup çalışmasına daha fazla enerji ile katılırlar);  ve azınlıkların kabul edilmez bir kararın kendilerine dayatıldığı hissine kapılma ihtimalini azaltır.

Eyalet çapında ve yerel düzeyde birkaç “yuvarlak masa”nın katılımı ile oluşan Kanada Çevre ve Ekonomi Ulusal Yuvarlak Masa’sı, fikirbirliği süreci için rehber olabilecek bazı ilkelerin ortaya çıkmasını sağlamıştır:

  • Amaç odaklı : insanların bir sürece katılmak için bir nedenlerinin olması gerekir.
  • Kapsayıcı: soruna ilişkin belli bir ilgisi olan tüm taraflar fikirbirliği sürecine katılmalıdır.
  • Gönüllü: İlgili ya da etkilenen guruplar sürece gönüllü olarak katılmalıdır.
  • Öz tasarım : Katılımcılar fikirbirliği sürecini kendileri tasarlarlar.
  • Esnek: Sürece esneklik katılmalıdır
  • Adil: Tüm taraflar uygun bilgiye eşit ulaşma ve süreç boyunca etkin katılma imkanına sahip olmalıdır
  • Farklı ilgilere saygılı: fikirbirliği sürecine katılan paydaşların farklı değerlerinin, ilgilerinin ve bilgilerinin kabulü yaşamsal önemdedir.
  • Hesap verebilir: Paydaşlar hem temsil ettikleri kesimlere hem de oluşturmak için hemfikir oldukları sürecin kendisine karşı hesap verebilir olmalıdırlar.
  • Zaman sınırlı: Süreç boyunca gerçekçi zaman belirlenimleri koymak gereklidir.
  • Uygulamalı : Uygulama ve etkili izleme her anlaşmanın önemli bir parçasıdır (NRTEE, 1993)

Çatışma çözümüne farklı bir yaklaşım

Fikirbirliği, çatışma yönetimi bağlamında da kullanılmaktadır. Alternatif çatışma çözümü bir paylaşımlı karar alma biçimidir. İki anahtar strateji, görüşme ve arabuluculuktur. Bu süreçler alışılageldik yargı ya da hukuk yolu ile sorun çözme yöntemlerinin dışında olmaları bakımından “farklıdırlar”.  Bildik hukuki kanallar çatışmaların çözümünde genellikle çok masraflı ve yavaş olmaları nedeni ile (bu yüzden zaman ve para ile ölçülen), karar alma sürecinde belirsiz bir iklimin oluşmasına katkı sağladıkları ve kazan/kaybet ya da kazan/kazan çözümlerine vurgu yaptıkları için eleştirilirler. Bu nedenlerle alternatif çatışma çözümüne ilgi  önemli ölçüde artmıştır.

Fikirbirliğine dayalı çatışma çözümleme stratejilerine duyulan ilgi de artmaktadır.  Çatışma çözümleme bağlamında, fikirbirliği genellikle tüm tarafların kararda mutabık olduğu bir durumu ifade eder. Bu sonuç bir tarafın diğer tarafın argümanlarına ikna olması ya da iki tarafın birlikte ortak bir amaç bulmaları ile sağlanır (Minnery, 1985). Fikirbirliği pazarlık, görüşme, danışma, kolaylaştırma, arama konferansı ve/veya çatışmaları çözmek için aracılık yapmayı içerebilir. Oylama yolu ile veya bir otoritenin tek taraflı karar almasının tersine fikirbirliği süreci her katılımcının etkin veto hakkının saklı olması nedeniyle kalite olarak farklıdır. Bu veto hakkı “oyunun zeminini oluşturur” ve kararın alınmasında her paydaşa eşit yetki tanır. Fikirbirliğinin çatışma çözme aracı olarak gücü, azınlık ya da tek olan tarafı “çoğunluğun zulmünden” korumasıdır (Cormick, 1989)

YEREL YÖNETİMİN ROLÜ

Hepimiz toplumumuzda işçi, işveren, ebeveyn, çocuk, tüketici, öğrenci, öğretmen gibi birçok rol oynarız ve tüm bu roller sürdürülebilir bir kent yönetimine yönelmek için önemlidir. Bununla birlikte, sürdürülebilir kent ve sürdürülebilir bir ekonomi yaratmak vatandaşlar olarak birincil düzeyde (bir ölçüde de tüketici olarak) bizim elimizdedir. Sürdürülebilir kenti yaratmak  için gerekli önlemleri kentimizin yönetişimine katılarak alırız. Sürdürülebilirlik, yönetimlere etkin baskı  oluşturarak (örneğin vatandaş örgütleri ve gönüllü çevre gurupları  tarafından) ve seçim sisteminin gücünü kullanarak sağlanabilir. Bireysel eylemler ve geridönüşüm veya bisiklet ulaşımı gibi  yaşam biçimi seçimleri önemli kişisel katkılardır. Ancak sürdürülebilirlik, halkın  bireysel eylemlerinde ve  politik seçimlerde sürdürülebilirlik yönünde oy kullanarak yetki verdiği yönetimlerin işbaşına getirilmesi doğrultusunda kollektif hareket etmesini gerektirir. Demokrasi sürdürülebilirliğin temelidir.

Yerel yönetimler sürdürülebilir kentlere yönelimin gerekliliğini ve arzusunu göstermenin en iyi yollarından birini sağlar.

Yerel yönetimler kentin planlama ve gelişimi için tek arac olmasalar da kentle ilgili kararlardan sorumlu yerel olarak seçilmiş, temsilci ve hesap verebilir organlardır. Bu onları sürdürülebilir kent olma yönündeki harekette önemli oyuncular haline getirir.  Peterborough, Ontario Mayor Sylvia Sutherland (1991) şöyle der :
Yerel yönetimdeki bizler, toplumlarımıza en yakın olanlarız. Sürdürülebilirliğe geçişin başarılabilmesi için  doğrudan ve etkin katılımı zorunlu olan insanlara en yakınız.

Yeni sosyal değerlerin ve pratiklerin evriminde yardım edebilmek için çok özel konumdayız. Sürdürülebilir çevre ve gelişme için toplum kesimlerinin işbirliği yapmasını teşvik edebiliriz. Kendi yargılarımızın ötesinde bir yerel hareketin oluşması için katalizör olabiliriz.

Yerel yönetimler yerel ekonomiler için de önemli aktörlerdir. Ekonomik etkinlik için gerekli alt yapıyı kurar ve işlerliğini sağlarlar. Ekonomik gelişmenin parametrelerini oluşturan standartları, düzenlemeleri, vergileri, ve ücretleri belirlerler.  Yerel yönetimler pazarın ürün ve hizmetlerini etkileyebilecek  düzeyde çok hizmet ve ürün sağlarlar. Çevresel  hizmetler (su, atık yönetimi ve alan kullanımı yönetimi gibi), ekonomik hizmetler (taşıma altyapısı gibi), sosyal hizmetler (sağlık ve eğitim gibi) de bunlara dahildir(ICLEI, 1996; MEMSW,2003). Burlington, Ontario Alderman Jim Ryan (1992) şöyle not düşüyor:

[Sürdürülebilir gelişme] kent halkının karar verme yöntemlerini değiştirmek ve sürdürülebilir kent planlaması için ekolojik bir çerçeve geliştirmek yoluyla geleceklerinin bağlı olduğu çevreyi korumayı ve güçlendirmeyi gerektirir. Sürdürülebilir gelişme kavramının belediye düzeyinde hayata geçirilmesiyse uzağı gören kurumsal değişiklikleri, düşünme şeklinde, karar vermede, politika ve süreçlerde değişikliği gerektirir.…
Sürdürülebilir gelişme en büyük büyümenin olduğu, küresel ve yerel çevre sorunlarımızın büyük kısmının oluştuğu şehirlere odaklanan küresel bir dayatmadır. Şehir merkezlerimizin planlama ve yönetiminde temel değişiklikler talep eder. Yerel yönetimlerde hizmetleri yürüten belediye personelinin gerekli değişiklikleri etkilemekte önemli rolleri vardır.

Yerel yönetimler sürdürülebilir gelişme ve küresel çevre sorunlarıyla ilişkili olarak birçok şekilde tavır alabilirler.  Örneğin Gilbert (1991) yerel yönetimler için küresel iklim değişikliği ve küresel ısınma konusunda sekiz yöntem belirlemiştir (Tablo 1)
Yönetimler genelin iyiliğini korumak ve kollamak için oluşturulurlar. Çevreyi korumak, insan sağlığını korumak ve ulusal yaşam alanlarını korumak her devletin çevresel sorumluluklarının ayrılmaz bir bölümünü oluşturur.  Yerel yönetimler, kendi faaliyetlerinde ve düzenlemelerinde diğerleri tarafından denetlenen örnek çevreci vatandaşlar olmalıdırlar (New York Kenti Çevre Tüzüğü,1990)

Tablo 1: Yerel Yönetimlerin Küresel Isınmayla İlgili Alabilecekleri Tavırlar

Yöntem
Örnekler
1. Yasaları dikkate almamak
Yasalara aykırı olarak çevreyi kirleten araçları kullanmak
2. Sadece yasalara uymak
Ne eksik ne fazla, sadece gerekeni yapmak
3. Yönetimde iyi bir örnek oluşturmak
Ofis içi geri dönüşüm, biyogazla çalışan araç kullanımını tercih etmek
4. Yasalar çerçevesinde savunuculuk yapmak
Kullanımı azaltmayı, yeniden kullanımı, geridönüşümü cesaretlendir, merkezi ısıtmayı teşvik etmek
5. Yasalar çerçevesinde yasama yapmak
Belli malzemelerin araziye bırakılmasını yasaklamak, bölgede otomobil kullanımına kısıtlama getirmek
6. Yasaların dışında savunuculuk yapmak
Otomobillerin oluşturduğu kirliliğe karşı daha sıkı standartlar getirilmesi için çalışmak, şehirlerarası demiryolu taşımacılığını teşvik etmek
7. Yeni yasal otoriteler oluşturmanın yolunu aramak
Otomobil sahiplerinin vergilendirmek, CFC içeren ürünlerin satışını yasaklamak
8. Yasaların dışında yasama yapmak
CFC içeren ürünlerin satışının, paketleme yöntemlerinin birçoğunu yasaklamak


Yerel yönetimlerin aynı zamanda birçok kamu kurumunun olduğu gibi önemli kısıtlamaları vardır: sınırlı kaynaklar, yargı, hayal gücü, cesaret, zaman, vs. Sürdürülebilir kent olma yolundaki potansiyelleri gerçekleştirebilmek için yerel yönetimlerin yerel ortak olarak vatandaş örgütlenmelerine gereksinimi vardır.

Vatandaş örgütlenmeleri birçok ileri görüşlü program ve kavrama kapı açarlar, bilginin yatay akışını ve örgütlenmesini sağlayabildikleri için sorunların tanımlanmasında yepyeni paradigmalar oluşturabilirler. Tüzük ve devlet sınırlarını aşarak ağlar oluşturabilirler ve yeni bilgileri eskileri ile hızla sentezleyerek yeni yaklaşımlara ve paradigmalara dönüştürebilirler.  Günümüzde gezegenin yoksulluk, sosyal adaletsizlik, çevre kirliliği,  kaynakların tükenmesi, şiddet ve savaş sorunlarının çözümü için çalışan en yaratıcı, enerjik güçleri vatandaşların oluşturduğu taban hareketleridir. Hazel Handerson bu şekilde küresel düşünerek pragmatik yerel çözümler  üretilmesine “taban hareketlerinin küreselliği” adını vermektedir. Bu yaklaşımlar yukarıdan aşağıya süzülen damlalardan çok aşağıdan yukarıya yükselen su kabarcıkları gibidirler ve genellikle girişimcidirler, olumlu eylemlere ve rol modellere vurgu yaparlar (Henderson, 1996).

Taban hareketleri küreselliğine iyi bir örnek olarak 1990’larda Birleşmiş Milletlerin küresel düzeyde düzenlediği konferanslara her türden örgütün ilgisi ve katılımı gösterilebilir. tüm kıtaları etkileyecek genişlikteki sosyal süreçlerin “buzdağının görünen ucu” olduğu düşünülürse Bu durum, rastlantısal olmaktan çok örgütlenmiş sivil topluma duyulan ihtiyacı gösterir (ICPQL, 1996).

Sivil toplum gurupları ortaya çıkış nedenleri ve  amaçları bakımından çeşitlidir. Bazıları yapılandırılmıştır; devamlılık içinde hareket edebilirler, bazıları doğası gereği geleceğe ilişkin kaygıları dile getirirerek ve  yoğun ve aralıklı hareket ederler. Bazılarıysa varoldukları sürece içerden veya dışarıdan gelen her türlü kalıcı veya başka türlü değişim zorlamasına karşı koyarlar. Vatandaşlar güç kazandıklarında kendilerinin etkilendiği yerlerde örgütlü hareketlerini baskı uygulayabilecek duruma dönüştürebilirler. Bu eylem biçimlerinin çokluğu, kesişmelerinden doğan verimlilikleri ve yüzleşme güçleri toplumun her kesiminde müthiş bir yaşamsallık yaratır (ICPQL, 1996).
“Hükümet dışı örgütler (NGO)” ve “kar amacı gütmeyen” terimleri örgütlerin ne yaptıkları ya da ne için var oldukları hakkında bir şey söylemez, sadece ne olmadıklarını söyler. Bu tür örgütleri ve etkinlikleri tanımlamak için bazen “sivil toplum” veya “sosyal ekonomi” diye ifade edilen yeni bir kısaltma ortaya çıktı. STÖ sivil toplum örgütü demektir.  Bu açıdan bakıldığında birçok devlet ve kuruluş STDÖ’dür, yani Sivil Toplum Dışı Örgütler (Henderson, 1996).


Örnek Liderlik

Yerel yönetim çoğu zaman etkin bir işveren ve aynı zamanda tüketicidir. Kentimizi sürdürülebilir kılma konusunda önemli bir adım örnek  liderliktir, “yeşil” belediyecilik yapmaktır. Yerel yönetim çalışanlarının örnek olmaları konusunda ısrar etmeliyiz.  Bu kitabın tamamında anlatıldığı gibi bunun birçok yolu vardır. Topluluğun her üyesi beldelerinin daha sürdürülebilir olması için  yerel yönetimin ne yaptığı, ne yapabileceği ve ne yapması gerektiği konularında bilgi edinme hakkına sahiptir.
Ne yazık ki, belediye yemekhanesinde enerji tasarruflu ampuller ya da yeniden kullanılabilir seramik tabakların kullanılıyor olması tekbaşına sürdürülebilir gelişmeye ya da küresel iklim değişikliğini yavaşlatmaya yatmeyecektir. Bu tür iyi niyetli girişimler sürdürülebilir belde oluşturmak için atılan küçük adımlardır.

Çevre Yönetimi

Sürdürülebilir kent olma yolunda diğer önemli bir adım kavramsaldır ve örgütlenme ile ilgilidir. Sürdürülebilirliğin önündeki en büyük engellerden biri, sorunları alt parçalara ayırıp yönetimin sol elinin yaptığını sağ elinin anlayamayacağı hale getiren  indirgemeci yönetim anlayışıdır. Örneğin,  birçok çevre koruma programının (bazen kendileri de yok olma tehlikesi altında olan) önemli uyarılarına rağmen, bütçeler ve harcama tahminleri üzerinde yapılan serinkanlı analizler yönetimlerin kirlilik yaratan ve çevre tahribatını teşvik eden program ve politikalara  milyarlarca dolar harcadıklarını ortaya koymaktadır.  Bu tarz bir bürokratik şizofreni hem devletin her düzeyinde hem de akademi dünyasında yaygındır.

Sürdürülebilir kentler eskimiş yönetim anlayşının ürünü olan parçalanmış ve bürokratikleştirilmiş yönetimlerle oluşturulamaz. Belde düzeyinde, taşıma, arazi kullanımı, ekonomik gelişme, halk sağlığı, çevre koruma, ve konut edinme gibi sorunlar farklı birimler tarafından farklı stratejilerle çözülemezler.

Alışılmış yöntemler çevreyi daha iyi yönetimle çözülebilecek bir sorun olarak ele alır – çevreyi küçücük parçalara bölerek tabii.  Bu yaklaşımın çevrenin karmaşıklığına etkin, duyarlı ve kapsamlı çözümler üretemeyeceği artık anlaşılmaktadır.

Çevrenin bir yönetim sorunu olmasından ziyade  yönetimin kendisi bir çevre sorunudur. Alışılmış belediye yönetimlerine tek alternatif ortaya çıkan bir çevresel yönetim biçimidir ki bunu parçalanmamış, açık, merkezi ve teknokratik olmayan ve esnek olarak tanımlayabiliriz (Paetlke ve Torgerson, 1990). Çevresel yönetim hem “çevresel” sorunların hem de çok geniş ölçekte belde sorunlarının çözümünde bütüncül bir yol sunar. Bu yaklaşımın bazı örnekleri aşağıda tartışılacaktır.

Yerel yönetim sistemini çevresel yönetimin mükemmel örneği haline getirmek için denemek zorunda olduğumuz uzun süreli çok büyük çabaların harcanmasını gerektirecektir. Bununla birlikte, bu geçiş dönemlerinde sürdürülebilir kent gelişimini sağlamak için etkili ve yaygın bir yöntem geliştirmek acilen gereklidir.


Yerel Yönetimin Ötesinde

Sürdürülebilir kent olma yolunda üçüncü önemli bir adım sürdürülebilir belde planlaması ve yönetişimdir. Bu  yerel düzeyin ötesine bölgesel, ülkesel ve federal düzeylerdeki programlara ve politikalara bakmayı gerektirir. Bu programlar sürdürülebilir bir gelecek için yerel girişimler planlamaya başlamış olan kentleri teşvik eder, cesaretlendirir ve onlara güç verir, henüz başlamamış olanları da başlamak için teşvik eder.


PLANLAMA İÇİN ÇALIŞMA

Kentin sürdürülebilirliğini ancak planlama ile geliştirebiliriz. Sürdürülebilir kent için bir “vatandaş planlama süreci” altı aşamada düzenlenebilir (ORTEE, 1995).

Birincisi, beldenin birlikte çalışmasını sağlayacak, geniş katılımlı, ortak bir vizyon geliştirin. İkincisi, bu vizyonu nasıl gerçekleştireceğinizle ilgili planlar geliştirin.  Bunun, çok açık bir görev tanımı oluşturmayı, gurubun ve beldenin güçlü ve zayıf yönlerinin analizini, önüne gelebilecek fırsatları ve engelleri değerlendirmeyi içeren bir takım alt basamakları vardır. Artık gerçekçi amaçlarlar ve hedefler oluşturulmalı ve  belirli görevleri ve etkinlikleri tanımlayan bir eylem planı ortaya konulmalıdır.
Üçüncüsü,  belediyeyi sahaya taşıyın.

Dördüncüsü, planları gerçekleştirmek için gerekli kaynakları geliştirin.

Beşincisi, düşünceleri ve etkinlikleri kent halkıyla paylaşmak için iletişim stratejileri hazırlayın.

Altıncısı, çalışmalarınızı düzenli olarak değerlendirin. Böylece  koyduğunuz hedefler doğrultusunda hareketinizi daha iyi değerlendirebilir, başarılarınızı görebilir, kayıt altına alabilir ve beldenizle paylaşabilirsiniz.

Belediyeyi Sahaya Taşımak

Birçok kentin sürdürülebilirlik çalışmalarında önündeki engellerden biri belediyenin sürecin ve çabaların bir parçası olma konusundaki isteksizliğidir. Hem seçilmişlerin hem de maaşlı personelin düşünce biçimleri ve birlikte hareket etmeleri sürdürülebilirlik yolunda ilerleyebilmek için çok önemlidir. Çünkü artık  farklı yapılması gereken işler için değişiklikleri onların desteklemeleri gereklidir. Politikacılar ve profesyonel çalışanlardan elde edilmiş bazı “nasıl yapmalı” tavsiyeleri aşağıdadır (ORTEE 1995) :
1.  Belediye tarafından ciddiye alınmak için “sürdürülebilirlik” tablonuzda geniş ve farklı kesimlerin katılımının sağlanmasından başlamak hayati önemdedir.

2. Yönetimin son durumunu görmenizi sağlaması açısından belde halkı hakkında güncel bilgi edinin.

3. Sivil süreçler konusunda kendinizi eğitin. İdare, kasabanın veya şehrin işbirliğinin bir parçasıdır. Konsey belediye meclisi gibi davranır. Fikirlerin nasıl dikkate alındığını, ve sonra da politikalara ve programlara dönüştürüldüğünü bilmek yeni fikirleri anlatmada çok yardımcı olabilir. Bütçe süreçlerini de iyi anlamak gerekir.

4. Beldenizdeki sorunların durumuna dair bir fikriniz olduğunu hissettiğinizde nereye gitmek istediğinizle ilgili bir vizyon geliştirin. Ama bir defada çok fazla şey yapmaya çalışmayın. Üzerinde yoğunlaşmak için bir, iki veya üç anahtar sorun seçin. Başlangıçta büyük sürdürülebilirlik resmini anlatmaya çalışmayın. Eylem sürdürülebilirlik ilkelerinden veya ideallerinden kendiliğinden ortaya çıkmayacaktır.  Yaklaşım her zaman  daha küçük bir ölçekte, pratik ve “yapılabilir” terimlerle ifade edilmelidir.

5. Girişiminiz için ittifaklar oluşturun:

  • Beldenizin içinde geniş destek arayın. Seçmenlerin desteğini kazanın. Politikacılar ve personel bu tür desteği önemserler.
  • Politikacılardan önce bürokrasiyle yakınlaşın. Belediyenin ilgili bölümlerinde işin yapılışını önceden araştırın. Personel içinde girişiminize destek verebilecek kişilerle bağlar kurmaya çalışın. Girişimi onlara pratik ifadelerle anlatın. Planlama aşamasındaki belediye çalışmalarına dahil edilip edilemeyeceğini araştırın. Bir pilot program geliştirilebilir mi?  Onları sonra daha geniş  programlara sıçrama tahtası olarak kullanabileceğiniz belli hedeflere ikna edin.
  • Kent konseyi olarak girişiminiz için destek olacak politik önderler bulmaya çalışın. Değişiklik gereksinimini dayatmadan konseyde en iyi kimin anlatabileceğini dikkate alın. Bu konsey üyeleri ile ön planda çalışın. Girişiminiz için arkanızdaki belde desteğinin gücünü ortaya koyun.

  1. Aşağıdakiler de dahil herşeyi düzene koymadan konseye gitmeyin: 
  • Beldede saygınlığı olan ve anahtar kesimleri temsil eden kişilerden oluşan bir yönlendirme grubu;
  • Girişiminiz için belirleyici temel gerçekler ve veriler;
  • Belediye öncelikleri ile uyumlu amaç ve hedefler;
  • Konsey içinde ve belediye bölümlerinde önderler ve ittifaklar;
  • Girişim için sağlam belde desteği; ve
  • Önerilen sürdürülebilirlik önlemlerini finanse edebilmek için sağlam bir teklif
  1. Değişiklikler yoluna girdiğinde kaydedilen aşamaları gösteren/ölçen göstergeler oluşturun. İnsanlar girişimin sonuçlarını görmeli ve hissetmelidir. Göstergeleri mümkün olduğu ölçüde belde amaçları ile ilişkilendirin.
Kent Vizyonu Oluşturma

Sürdürülebilir gelişim planları oluşturan kentlerin çoğu bir şekilde halkı sürece katmışlardır.   Örneğin, Racine , Wisconsin (85.000 nüfuslu) vizyon oluşturma sürecinin üretken ve açık olmasını sağlamak için aşağıdaki ilkeleri geliştirmiştir:
“Kent vizyonu oluşturma süreci aşağıdakileri temel almalıdır:
  • Eşitlikçi ve adil olun ki,  tüm kent sakinleri sürece dahil olsun.
  • Süreç boyunca kentin genel demografik yapısını yansıtan birey ve örgüt fikirlerini oluşturun.
  • Kent sakinlerinin katılımını sağlamak için fikirlerin ve önerilerin öne çıkmasına yardım edecek değişik yöntemler belirleyin.
  • Kent halkının kabul etmesi ve sahiplenmesini sağlamak için basit, anlaşılır, olumlu, açık, şeffaf, güvenilir ve esnek olun.
  • Vizyonun oluşturulmasında ve gerçekleştirilmesine kent sakinlerinin ve örgütlerin sürece tam katılmasını öngören bir kültürün gelişimini destekleyin.
  • Sürecin sonunda  hem bireylerin hem de beldenin ortak yaşamının nasıl daha iyi olacağını göstererek bireylerin ve örgütlerin dikkatini çekin.
  • Kent vizyonunun oluşturulmasında ve gerçekleştirilmesinde gençliğe  öncelik verilmesi gereksiniminin farkında olun.
  • Belde halkının biran önce çözümler üzerinde çalışılmaya başlanması ihtiyacının farkında olarak olabildiğince kısa zamanlı planlarla çalışın.
  • Vizyon oluşturma  sürecini kent halkının genel amacı ile ilişkilendirin. Bu, vizyon oluşturmanın sürdürülebilir kent olma yönündeki çalışmaların sadece ilk adımı olduğunu gösterecektir.
  • Kent halkını öğrenen bir topluluk olmak için teşvik edin – öğrenmek sürekli gelişime önderlik eder”  (Johnson Foundation, 1997).

Birlikte Yönetme

Birlikte yönetme ifadesi, devletin kaynak yönetimi birimleri ile halk temelli kesimler arasında
paylaşımlı karar almaya yönelik kapsamlı düzenlemeleri ifade etmek üzere geniş anlamda kullanılmıştır. Birlikte yönetme şimdilerde geniş anlamda “kamu mallarının” veya balık, su, yaban hayatı, ormanlar ve av sahaları gibi ortak kamu kaynaklarının  yönetimi sorunsallarının çözümüne katkıda bulunmak olarak anlaşılmaktadır.

Birlikte yönetme düzenlemeleri tipik olarak bir veya daha fazla devlet birimi ile bir veya daha fazla toplum tabanlı gurubun birlikte çalıştığı katılımcı karar almayı ve bir veya daha fazla yönetim işlevini içerir.  Yönetim hedefleri (mesela sürdürülebilir hasat fiyatları) ile birlikte sorun çözme niyeti arasında belirgin bir örtüşme olduğu sürece, toplum tabanlı gurupların veya kesimlerin aynı güç, hak veya yönetim yetkesi düzeyinde olmaları gerekmez. Planlama tüm etkilenen gurupların kararlarda bir sözü olduğunda daha başarılı  gerçekleşir (Pinkerton, 1996).

Birlikte yönetmenin örnekleri arasında  Batı Washington Eyaletinin cemiyet temsilcileri ile Washington Balıkçılık Bakanlığı arasında gerçekleştirilen, Somon balığı ile ilgili yönetim yetkesinin paylaşıldığı ve müşterek hasat planlamanın önemli unsurlarını yerine getiren anlaşma; batı Kanada’da bir ulusal koruma alanı konusundaki  Gwaii Haanas Sözleşmesi; ve Ontario’nun Temegami bölgesi hakkında Wendaban Hizmet Yetkisi anlaşması  gösterilebilir (Duffy, Roseland ve Gunton, 1996; Parks Canada, 2003; WDFW, 2004).

Yerel Yuvarlak Masalar

Yerel yuvarlak masanın amacı tam temsiliyeti sağlayan bir organ olmak, birçok farklı çıkarı  biraraya getirmek,  sürdürülebilirliğin sağlanması için fikirbirliği arayışı ve yerel gelişmeler konusunda tavsiyede bulunmaktır. Bu amaçlar birçok yöntem ve girişim aracılığı  ile sağlanır. Örneğin, yerel yuvarlak masa üyeleri çok kesimli temsiliyeti sağlamak üzere, uzlaşmak ve bölgede sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla bölgedeki çok farklı kesimlerden gelirler. Üyelik coğrafi temsiliyeti olduğu kadar, bilgi ve becerilerin karışımını, cinsiyet dengesini, ve etnik-kültürel çeşitliliği de dikkate alır.

Yerel yuvarlak masalar araştırma, değerlendirme, yeni politika, plan ve girişim önerileri ve  izleme rapor ve verilerini biraraya getirerek yerel yönetimin etkinlikleri hakkında yorum ve tavsiyelerde bulunur.  Çalışmalarının önemli bir unsuru da konuşmacılar, özel etkinlikler ve yayınlar aracılığı ile halkı çevresel ve ekonomik sorunlar hakkında eğitmektir. Etkinlikler  yerel eylem guruplarının ağları ile birlikte hareket ederek  yerel sürdürülebilirlik sorunlarında halka  veri ve katılım sağlanmasıında yardım ederler (ORTREE,1995). Sürdürülebilirlikle ilgili  yerel yuvarlak masa girişimleri Kuzey Amerika ‘nın birçok  bölgesinde  düzenlenmiştir ve ulusal, federal ve bölgesel düzeylerde kullanılmaktadır (NRTEE;2004).


Mahalle Konseyleri

Belde düzeyinde, paylaşımlı karar alma değişik biçimlerde olabilir. Mahalle konseyleri beldenin gelişiminde katılımcı planlama yaklaşımına bir örnektir (CANC, 2004; Quebec Belediyesi, 2004; UNCHS, 2000; Clague, 1993).

Mahalle konseyleri komşuların biraraya gelerek oluşturduğu örgütsüz birlikler olabildiği gibi kayıtlı, kar amacı gütmeyen sosyal ve yardımlaşma kurumları; ya da  belediye tarafından kurulmuş ve ona bağlı çalışan resmi kurumlar olabilir. Genellikle ayrılmış bütçeleri olduğu gibi özel projeler için bağış veya masraflarını karşılama üzere belediyeden küçük yardımlar alabilirler.

Mahalle konseyleri mahalledeki her siteden  vey/veya yerel örgütlerden temsilci sağlanarak yapılanırlar. Etkinliklere eşgüdüm ve destek sağlamak üzere, tüm üyelerin düzenli olarak biraraya gelebilmesi için küçük bir yürütme organı seçerler.  Yürütme organı belediyenin bir sosyal plancısından veya planlama konseyinden de destek alabilir.

Mahalle konseyleri mahalle sorunları/etkinlikleri ve mahalleyi etkileyen kent etkinlikleri hakkında mahalle sakinlerine bilgi akışını ve iletişimi sağlarlar. Mahalleliyi yerel sorunlarla ilgili belediyeye karşı savunuculuk da dahil olmak üzere planlama ve sorun çözme amacı ile ile biraraya getirirler. Mahallede guruplararası ve aileler arası iyi ilişkilerin geliştirilmesini kolaylaştırırlar, ve mahalle sakinlerinin sosyal, eğitsel, ekonomik, mekansal, çevresel, veya kültürel boyutlu her sorununu çözebilirler. Mahalle konseyleri belde hayatını güçlendirecek etkinlik ve projeler önerir ve üzerinde de çalışırlar.

Mahalle konseylerine katılım insanlara demokratik katılımla ilgili becerilerini geliştirmek için bir  fırsatı verir. Mahalle konseyleri açık gündem ve esneklikle hareket ederek en az maddi kaynakla en fazla katkı sunarlar. Aynı zamanda sorunlarla ilgili belediyenin seçilmişlerinin görüşlerini iletebildikleri değerli bir kaynaktırlar.

Mahalle örgütlenmeleri mahallenin yaşam kalitesini yükseltirler. Caddeleri temiz tutarlar, suçla mücadele ederler, çocukları eğitirler, rekreasyon programları düzenlerler, mahalle bahçeleri  oluştururlar, konut yaparlar, vs. Doğal olarak coğrafi temelli, gönüllülükle işleyen, sorun çözücü, harekete geçirici, çok amaçlı ve esnektirler (Dobson, 1995).

Çalışmaları her zaman da takdir görmeyen, çok fazla kişisel zaman ayırmaya hazır, adanmış bir gönüllü çekirdeğine gereksinim duymaları mahalle konseyleri için kısıtlayıcı unsurdur. Ayrıca tek bir sorun gurubu ya da mahalleyi temsil etmeyen guruplar tarafından baskılanma riskiyle karşı karşıyadırlar. Dahası, demokratik katılım ve karar alma için becerilerin geliştirilmesi konusunda yardıma ihtiyaç duyabilirler.

Kısıtlamalarına rağmen, mahalle konseyleri mahallelerinde liderlik, sorumluluk, ve birlikte iş yapma yönlerinden çok başarılıdırlar.  Seattle’ın mahalle birlikleri ekonomik gelişimde ve mahallelerin yeniden yaşama kavuşturulması projelerinde çok önemli yer aldılar (Seattle Belediyesi, 2004).  Mahalle birlikleri aile destek merkezleri, sağlık klinikleri, vs. kurulması için 65 milyon dolarlık bir paketin kabul edildiği bir Eğitim Zirvesi düzenlediler. Bu etki mühiş bir destek gördü.

Portland’da 95 mahalle birliği ve semt koalisyonu Portland’ın tamamını temsil ederler ve gerçekten sivil olmanın her anlamında yerel yönetimin karar alma süreçlerine katılırılar (Portland Belediyesi, 2004).

Amaç Odaklı Planlama

Sürdürülebilir kent planlaması en iyi destek amaçlı bölgesel ve ulusal planlama çerçevesi bağlamında mümkün olur. Anahtar amaç odaklı planlamadır – yani, sürdürülebilir belde gelişimi için planlama. Bazı bölgelerde yönetişim sistemleri sağlıklı çevre için planlama ve yönetimde göreli başarılı olmuştur.

Destek amaçlı ulusal planlama programları Fransa, Norveç, Finlandiya, ve Hollanda’da vardır. Kuzay Amerika’da vilayet veya eyalet kanunları her kasabanın alan kullanımının belli bölgesel çıkarlarla uyumlu olmasını zorunlu kılabilir ama asıl planlama sürecini yerel halka bırakır. Kanada’da İngiliz Kolombiyası  1990’ların ortalarında büyüme stratejileri kanununu devreye soktu. A.B.D’de buna benzer bir kanun sekiz eyalette şehir planlama için yeni güç oluşturdu: Florida, Georgia, Maine, New Jersey, Oregon, Rhode Island, Vermont ve Washington’da. Bu eyaletlerdeki tüm şehir ve kasabalardan enerji tasarrufu, açık alanların korunması, ve bütçeye uygun konut yapımı gibi belirli hedefler doğrultusunda kendi gelişim planlamalarını yapmaları istendi. Bu eyalet genelinde planlama gereksinimleri sadece bölgesel işbirliğini geliştirmiyor,  ama aynı zamanda kentlere alan kullanımı konusunda kapsamlı, uzun vadeli vizyon uygulamaları için ihtiyaç duydukları arka plan desteğini veriyor (Lowe, 1992; Florida, 2004; Georgia, 2003; New Jersey, 2004; Oregon, 2004; Rhode Island, 2004; Vermont, 2002; Washington, 2004).


Sürdürülebilir Kent Planlaması

Kuzey Amerika’daki tüm vatandaş örgütleri ve yerel yönetimler sürdürülebilir kent planlaması süreçlerine dahil olmuşlardır. Bazı dikkate değer girişimler A.B.D’de  Chattanooga ve San Fransisco Körfez Bölgesi, Kanada’da Ottowa, Hamilton-Wendtworth, ve Büyük Toronto, Brezilya’da Cuirtiba’dır.

1969’da Chattanooga, Tennessee A.B.D’nin çevre kirliliği en yoğun olan kentiydi. 1990’da ülkenin en iyi dönüşüm hikayesi olarak gösteriliyordu. Bu nasıl oldu? 1984’te tüm kent halkı 2000 yılında kentlerinin nasıl olmasını istedikleri konusunda bir vizyon oluşturmaya çağrıldılar.  Sürdürülebilir kent gelişimi için ortak vizyon çalışmasında düşük maliyetli konut üretimi, halk eğitimi, ulaşım alternatifleri, daha iyi kent tasarımı, parklar, yeşil alanlar ve yaşanabilir mahallelere duyulan ihtiyaç halkının gündeminin ilk sıralarındaydı. Kamu kuruluşları, üreticiler ve vatandaşların enerjik işbirliği havanın temizlenmesi ve geriye giden kent yaşamına yeniden hayat verilmesinde başarılı girişimlerle sonuçlandı. Kentin ekonomik temelini yeniden kurmak, ekonomik gelişme ve çevre korumanın birlikte sağlanabileceğini kanıtlamak için bazı eko-endüstriyel parklar oluşturuldu. En önemlisi,  tüm katılımcılar kapsamlı, birbiriyle ilişkilendirilmiş ve stratejik süreçleri harekete geçirmeye karar verdiler (Bernard ve Young, 1996; Gilbert ve diğerleri, 1996).

Kent Ekolojisi, kendileri için “Sürdürülebilir bir Körfez Bölgesi için Mavi Kitap” geliştirmek için beş yıllık bir katılımcı süreç başlattı.  Bu çalışma kent sakinlerine refah bir yaşam için yeni alternatifler sunmayı;  doğanın korunmasını, iyileştirilmesini ve insanların yaşamına katılmasını; sosyal, çevresel ve ekonomik adalet için çalışmayı: gelişim ve bölgeyi birbirine bağlayan ulaşım alternatiflerini iyileştirmeyi; kaynakların korunmasını ve yeniden kullanılmasını; yerel ve tarihsel özelliklere saygı göstererek tasarım yapmayı; kentte yaşayanların güçlü bir mekan, birlik ve sorumluluk duygusu geliştirmelerini sağlamayı temel alıyordu (Kent Ekolojisi, 1996). Raporda yer alan  95 öneri kitabın girişim ve araçlarının  yaygınlığını yansıtmaktadır. Sürdürülebilir kent planlama  San Fransisco’nun kent gelişiminin tamamlayıcı bir parçası olmaya devam etmektedir (San Fransisco, 2002).

Belediye Başkanının desteği ile, San Fransisco Danışmanlar Kurulu’nun Sağlık, Aile, ve Çevre Komiteleri 1997’de anlaştıkları, belediyenin tüm komisyonlarının  ve bölümlerinin kararlarına yol gösterecek bir Sürdürülebilir Plan açıkladılar. Hava kalitesi, katı atık,  biyoçeşitlilik, gıda ve tarım 150 sayfalık planın en önemli 10 başlığı arasındadır. Planda ulaşım önerileri gelecek dört yıl içinde 10 araçsızlaştırılmış alan yaratılmasını, araç park vergilerinin arttırılmasını, yakıt vergilerini ve köprü geçiş ücretlerini arttırmayı, ve yoğun saatlerde araç kullanımının ücretlendirilmesini öngörüyordu. Sağ kesimden gelen eleştirilerde,  radyo sunucusu Rush Limbaugh ve konzervatif dergi National Review bunu “eko-totaliterizm” olarak adlandırdılar. San Fransisco, yoğun çevre planları olan Amerikan şehirleri Santa Monica, California ve Chattanooga’nun arasına katılıyordu (GreenClips, 1997; Langton,1997).

Ontario bölgesindeki Ottawa’nın, halka danışılarak güçlü halk desteği ile oluşturulan  1992 Resmi Planı, sürdürülebilir kentsel gelişimi temel alıyordu. Kentin sürdürülebilir gelişim konusundaki kararlılığı Planın başında yer alan Görev Tanımı, Yol Gösterici İlkeler, ve Ottawa Vizyonu bölümlerinde  ifade ediliyordu. Bu bağlılığı yansıtmak üzere tasarlanmış  özel politikalar Planda yer alıyordu.  Örneğin, bütçeye uygun konut yapımını, boşluksuz ve yoğun yerleşimi öne çıkaran konut politikaları,  kaynak temelinin korunması ve iyileştirilmesi, yeterli barınma yol gösterici ilkelerini yansıtıyordu. Ulaşım politikaları toplu taşımayı, bisiklete binmeyi ve yürümeyi yaygınlaştırmayı destekleyerek otomobile dayalı olmayan ulaşımın arttırılması ilkesini yansıtıyordu. İlave olarak, plan gündelik pratiklerin ve gelişim projelerinin çevre üzerindeki toplam etkisini çözmek amacı ile tasarlanmış kentin çevre etki değerlendirme sürecini özetliyordu (ORTREE, 1995; Ottawa, 2003).

Toronto’nun 75 km batısındaki Hamilton-Wendtworth bölge yönetiminde devam eden bir işbirliği süreci olan Sürdürülebilir Kent Girişimi, birlikte oluşturulmuş kent vizyonunu gerçekleştirmek için binlerce vatandaşın katılımı ile işlemektedir. Vizyon 2020’nin oluşturulduğu 1993 yılından beri bölge yönetimi vizyona ulaşmak için önemli politik kararların alınmasını gerektiren, belirli eylemler için 400’den fazla tavsiye ve izleme süreci için tek bir yaklaşımı içeren uygulama stratejilerini planladı. Yıllık Rapor Kartında Yıllık Sürdürülebilir Kent Gününe ve Vizyon 2020 hedefleri ile ilişkili değerlendirme sürecine temel oluşturan yirmisekiz sürdürülebilirlik göstergesi belirlendi. Sürdürülebilir Kent Girişiminin yerel yönetimin çalışma şekli üzerinde derin bir etkisi olmuş ve bir bisikletle ulaşım ağının geliştirilmesi, yaban hayatın korunması için yaşam koridorları yaratılması, ve bir ev-enerjisi ve çöp-izleme programının oluşturulması gibi konularda yerel yöntime belirgin iyileştirmelerin sağlanması yönünde liderlik etmektedir (Hamilton, 2003; ICLEI, 1995).

1988’de, Toronto Sahili’nde bölgenin kullanımı, keyif alınabilirliği ve gelişimi ile ilgili konuları incelemek üzere bir Toronto (Göl, ç.n) Sahili’nin Geleceği için Kraliyet Komisyonu kuruldu. 1980’lerin ortalarında Toronto’nun sahil bölgesi utanç verici durumdaydı. Çevre kirliliği plajları kapatmış, halk ulaşımını ekspres yollar ve sıra halinde inşa edilmiş bloklar yüzünden engellenmekte; liman bölgesi zehirli  ve kirli endüstriyel sahalarla bozulmuş ve iyileştirme gayretleri federal, eyalet, bölge ve vilayet otoriteleri arasındaki hukuki kavgalarla boşa çıkarılmaktaydı. Toronto Belediye Başkanı David Crombie’nin başkanlık ettiği Komisyon, sahildeki sorunlarla ilgili geniş katılımlı halk toplantıları gerçekleştirdi.  Bu tartışmalarda alışılagelmiş, parçalı, sahile odaklı yaklaşımın işlemeyeceği hemen anlaşıldı ve kapsamı sahilden tüm sulak alana genişletmeye karar verildi. Komisyonun Büyük Toronto biyo-bölgesi adını verdiği bu geniş alanda sosyal ve ekolojik olarak karmaşık ilişkiler içinde dört milyon insan ve sayısız bitki ve hayvan türleri yaşamaktaydı.  Crombie Komisyonu’ndan önce biyo-bölgesel ve ekosistem planlama nosyonu profesyonel ve vatandaş planlama çevreleri dışında pek bilinen bir şey değildi ve ekonomi, halk ve ekolojiyi yeniden birleştiren pratik çabalarda önder rol oynayabileceği düşünülmüyordu. Bunun geçerliliği şimdi artık gerçek bir ihtimal olarak deneyimlenebilecekti (Gibson vd., 1997). Toronto Sürdürülebilirlik Sözleşmesi taslağı bu ilkelerin birçoğunu biraraya getirmektedir (Toronto, 2004).

Brezilya’da Curitiba kendi bütünleşik ulaşım sistemi, arazi kullanımı planlaması, ve çöp yönetimi programlarını yapmak için çalışan bir kent olarak uluslararası ün kazanmıştır. Her ikisi de sürdürülebilir kent planlamanın iyi örnekleridir. Peki Curitiba hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için iyi örnek olmayı nasıl başardı? Kentin başarısı kısmen güçlü liderliğe bağlanabilir – kentin kurumları yerel düzeyde gerçekleştirilebilir ve değişen koşullara uyarlanabilir basit, esnek ve karşılanabilir çözümlerin geliştirilmesine yoğunlaştı. Ek olarak, “yönetim güçlü bir halk katılımını destekledi. Resmi kurumlar sorunlara bakma, halkla konuşma, ana sorunları tartışma, ve ancak ondan sonra kaleme sarılmayı tercih ediyordu” (Rabinovitch, 1996).

Kentler ortak kent sorunlarına ortak çözümler üretebilmek için  çeşitli bölgesel birlikler ve ortaklıklar geliştiriyorlar. CO2 Azaltımı Programı, Uluslararası Yerel Çevresel Girişimler Konseyi (ICLEI)  tarafından yönlendirilen bir ortaklıktır. Uluslararası Kentler İklim Koruma Kampanyasına 27 ülkeden 100’den fazla yerel yönetim katılmıştır. Katılımcılar İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinde yer alan  CO2 salınımının 2005 yılına kadar en az %20 azaltılmasının gereklerini yerine getirmek için söz vermişlerdir. Bu girişimin bir parçası olarak,  ICLEI 14 kentte CO2 salınımının azaltılması için kapsamlı yerel eylem planları oluşturdu (Brugmann, 1996).

Curitiba Belediye Başkanı Jaime Lerner’e uzun dönem danışmanlık yapan Jonas Rabinovitch’e göre Curitiba’dan alınması gereken ders, finansal kaynakların yerine yaratıcılığın geçebileceğidir. Zengin ya da fakir, herhangi bir kent, çevresel sorunların çözümünde kent sakinlerinin becerilerinden yararlanabilir (Rabinovitch, 1996). Tüm bu örnekler 1. bölümde bahsedilen sosyal sermayenin sürdürülebilir kentler yolunda anahtar önemde olduğunu göstermektedir.



Kaynak: Toward Sustainable Communities: Resources for Citizens and Their Governments (Stacy Mitchell),   Bölüm 13 (Governing Sustainable Communities), Sayfa 190 -203.
Çeviren : A. Serdar Denktaş (Akyaka Kent Konseyi Eski Başkanı)

5 Aralık 2011 Pazartesi

CITTASLOW : ‘Yavaşşehir’ in Düşündürdükleri

      ‘Hızlı yaşa genç öl… cesedin yakışıklı olsun…’. Mefisto’yu kıskandıracak türden bir kara deyiş, hayli yaygın kullanıma sahiptir. İnsanların suyunu sıkıp kısa yoldan posasını çıkarıp atmaya azmetmiş, mezarda emekliliği dayatan modern yaşam koşulları için biçilmiş kaftan gibi bir deyim, Modern yaşamın ruhu…
        Saatte 180 km. hızla gece yarısı, kanında kim bilir kaç promil alkolle, ses hızını değilse de budalalık sınırını ötelemeğe hevesli bir yeni yetmenin can çekişen bedenini hastahaneye yetiştirmek için sıkışmış trafikte kaplumbağa hızıyla ilerleyen, sirenleri avaz avaz bir cankurtaranın boşuna feryadı… Ne ‘sıradan’ bir şehir görüntüsüdür! Bu ‘sıradanlık’ modern toplumun sırrını açığa vuruyor olmasın.
        Rekabetçi mühendisliğin kendi sınırlarını zorlayarak ürettiği,neredeyse havalanacak denli hız yapabilen,otomobil denilen boyalı fetiş,tekerlekli benzin bidonları yollarda böcekler misali dolaşırlar.İçinde,kendini bir başkası olarak var edebileceğini sanan,düş kırıklığının global ilacı olarak sunulan alkole teslim olmuş vatandaş yollara vurur hayallerini.Gerisi kendiliğinden gelir.Hızlı tüketim pazarının yarattığı trafik canavarı misyonunu kusursuzca yerine getirir.İçindekiyle birlikte hurdaya dönen et kemik ve teneke yığını Pazar için gerekli boşluğu yaratmıştır.Hızın felaket olduğunu  kim söylemiş? Hız,tersine ,pazarın bereketidir!
        Bir depremde hızlı olmak hayati önem taşır.İlk 48 saatin üst düzey aciliyeti olduğu bilinir.İyi de,bu işin sorumluları, ‘Ağır ol molla desinler’, ya da ‘Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerini karanlık tarihinin..’ türünden dünya görüşlerini benimsemiş bireylerin bir örgütüyse, yavaş devlet ya da yavaşlatılmış devlet hayat kurtarmaya değil ölü gömücülüğüne  soyunmuş demektir.
        Modern teknoloji (makine vs.) kullanarak çok kısa sürede hızla konut üretmek mümkün hale gelmiştir. Yapılan konutlar küçük bir depremde, olağan bir su baskınında vs. iskambil kâğıdından şatolar misali hızla yokoluyorsa, buradan basitçe; ‘Kahrolsun modern teknoloji’ sonucunu çıkarıvermek de aşırı hızlı bir uslama biçimi olacaktır.
         Genellikle yaşamı, özellikle şehir yaşamını ‘Hızlı’, ‘Yavaş’, ya da ‘Sakin’ kavramlarıyla anlatmaya çalışmak onu dar bir çerçeveye hapsetmek olurdu. ‘Sakin’ sözcüğü Sükûnetten yani durağanlıktan, ataletten türemiş olduğuna göre, sakin şehir hareketsiz şehir anlamını yüklenecektir ki, mezarlıklarda bile kendine özgü bir hareket vardır. Hal böyleyse Sakin Şehir; ölü şehir, donmuş şehir, atıl şehir vs gibi anlamları da imleyecektir ki hiçbir şehir sakini bu denli sükûneti özler olmayacaktır.
         Şehir yaşamını ‘yavaşlatmak’ mümkün müdür? Ya da aşırı hızlılık sonucu oluşan sıkışmaların getirdiği aşırı yavaşlamaları ortadan kaldırmak ne kadar olanaklıdır?Bir yandan özel oto üretimini ve kullanımını özendirmek ve sürekli arttırmak, öte yandan trafik sıkışmalarının  önüne geçmek istemek olanaksızı istemekten pek farklı olmayacaktır.Tıpkı,bir yandan ‘..Yiyin,için, uçun,mıçın..vs’.türünden reklamların ideolojik bombardımanıyla sersemlemiş insanları,öte yandan asgari ücret ya da işsizlik marifetiyle soğan-ekmeğe mahkum eden zihniyetin yönetsel başarısı sürekli tekrarlanan ekonomik krizler olabilir ancak.Hızlının aniden yavaşa  dönüşmesi ve tersi.Şoka dayalı yaşam biçimi.Modern yaşam bu ve buna benzer çelişkilerle yüklüdür ve aslında bunlara dayalı olarak var olur
 Şehir yaşamı ‘hızlı’ sıfatıyla ifade edilecekse, ‘yavaş’ olan, şehrin karşıtına denk düşecektir. Şehrin karşıtı bilindiği üzere Köy’dür. Köy aslında yavaş değil, normaldir. Günümüz dünyasında şehir- köy karşıtlığı hala etkinliğini sürdürmektedir. Kaba bir hesapla dünya nüfusunun yarısı kırsalda yaşamaktadır. Kırsal olan, varlığı toprağa bağlı olandır. Şehrinse varlığının sanayi ve ticarete bağlı oluşu gibi. Beğenelim ya da beğenmeyelim, şehri yok sayamayacağımız gibi, tersine, doğaya yakınlığı hatta iç içeliği simgelemekten öte gerçekleştiren köyden de vazgeçemeyeceğimiz bellidir; Ne yerden ne yardan.
         Cittaslow  bizi kendiliğinden köye ve köy yaşamına  doğru yönlendiriyor.Köy ise esas itibarıyla hava-su -toprak-bitki-hayvan-insan birliğinin geleneksel formudur.Şehir bu birliğin sanai lehine bozulmasını temsil eder kabaca.Cittaslow  konusu-fast ya da slow food olarak dahi-kolayca yenilip yutulacak bir lokma olmaktan uzaktır.Bir yaklaşım olarak henüz bozulmamış kırsal yaşantının savunulması,Çevrecilik genel perspektifinin bir boyutu,hatta belki merkezi olabilir.Zira Çevrecilik (Yeşilcilik) işi çoğu zaman insansız doğayı kutsamaya kadar vardırmaktadır.Bu,artık hemen hemen karşılığı olmayan bir soyutlamadır..Oysa Köy yaşamı,insanın doğayla yaşadığı tarihsel deneyim ve sonuçlarının elle tutulur halidir ve soyut çevrecilikten daha yukarıda durur.Ondan öğrenilecek çok şey vardır..Köy’e sızmaya çalışan şehir ve ‘şehirliler’ ve köylerini savunmaya çalışan köylüler; kaotik sanai ve ticaret ve doğanın karşı karşıya gelişi.(Akla gelmişken; ‘Avatar’ sadece güzel bir film değil,derin anlamı da olan bir hikayeydi).
         Akyaka’nın Cittaslow oluşu ne anlama gelir? Hemen her konuda olduğu gibi farklı anlamalar ve anlamlandırmalar kaçınılmazdır. Daha iyi deyişle temel çelişki burada da belirir. Akyaka  ‘işgal’ altındaki köy kategorisine sokulabilir. ‘İşgalciler’ belli ki şehirlilerdir. Hatta Akyaka bir şehirli köyü, yazlıkçılar yaylası vs gibi de tariflenebilir. Bu, ilk bakışta olumsuz hatta umutsuz bir sonuç gibi görünebilir. Köy elden gitmiş, koyunlar çoban, balıklar restoran işletmecisi, keçiler 4-çeker abduramançelebi olmuş. Ama eğer ‘işgalci’ şehirliler arasında biraz L.Tolstoy okumuşlar, birkaç köy enstitüsü mezunu ya da ilhamlısı, özgün ve özgül mimari tutkunu mimar ya da beğenili kişi, birkaç yetenekli ya da hevesli doğa ressamı, fotoğrafçısı, arkeolojiye bir insan bilim olarak bakmayı tercih eden birkaç saf insan, tuttuğu küçük balığı gerisin geri denize uğurlayan zengin gönüllü yoksul balıkçı, zeytin ağaçlarını,marul soğan salyangoz ve gülleri ayrımsızca bağrına basan eski ya da yeni çiftçi,ormanda gezinip rüzgarın ve kuşların sesini çamların çıtırtısını duyabilen,denizin mavisini soluyabilen,sessizliği dinleyebilen ve kendini, bitimsiz yaratısının incelikleriyle şaşkınlığa uğramaya hazır duyan,herkes için parasız rehabilitasyon sunan Doğaya dalan şehirli ya da köylü ya da Marslılar varsa umut var demektir.

Alptekin Akkoyunlu

4 Kasım 2011 Cuma

Yavaş Kentler ve Yaşanabilir Bir Dünya Umudu

Cittaslow (Yavaş Kent) hareketi dünyada ve ülkemizde “yavaşça” yayılırken Yavaş Kent Akyaka’da bu çalışmaların pratiği içinde yer almış bir vatandaş olarak deneyimlerimden yola çıkarak sürdürülebilirlik kavramı üzerinde düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Citta/slow, İtalyanca citta (kent) ve İngilizce slow (yavaş) kelimelerinin birleşiminden oluşan melez bir kelime. İtalya’da 1989’da başlayan, yerel yeme içme kültürlerini tehdit eden fastfood kültürüne karşı çıkmak ve yerel, geleneksel lezzetleri korumayı amaçlayan Slowfood hareketinin devamında ortaya çıkmıştır.

Kentlerde kurduğumuz hızlı tüketim odaklı yaşam biçimleri ile anlamsız bir koşuşturmacaya dönüşen yaşamlarımız gittikçe standartlaşıyor, aynılaşıyor, nihayet yaşamdan keyif almayan, sürekli gereksiniminden “daha fazlasını” isteyen, tatminsiz bireyler haline geliyoruz.  Bunca “hırsı” umutsuzca doyurmaya çalışan zavallı kentlerimiz doğal kaynaklarını hızla tüketiyor, yozlaşıyor ve kimliğini yitiriyor, yaşam kalitesi hızla düşüyor. “Yavaş” hareketi özünde, bu hızlı tüketim anlayışı ile yaşamın her alanında doğanın ve yerel kültürlerin metalaştırılmasına,  geri dönüşü olmayan biçimde yok edilmesine itiraz ediyor.

İtalya’da 32 tane küçük kasabanın yerel yönetimleri 1999’da biraraya gelerek bir manifesto hazırlamışlar ve oluşturdukları ortak ilkeler doğrultusunda kasabalarının sahip olduğu doğal ve kültürel değerleri koruyarak sürdürülebilir kent yaşamları oluşturmak için çalışma kararı almışlar. Merkezi Orvieto’da bulunan ve uluslararası hale gelen Cittaslow örgütünün en önemli özelliği hareketin bir küçük kentler hareketi olması. Örgüte nüfusu 50.000’de az olan küçük kentler üye olabilmektedir.

Bugün dünyada 150 civarında üyesi olan harekete Türkiye’den katılan ilk küçük kent Seferihisar olmuştur (2009). 2011 yılında 4 küçük kentin daha katılımı ile (Akyaka, Yenipazar, Gökçeada, Taraklı) bu sayı 5’e çıkmıştır. Böylece artık Türkiye’de Ulusal Yavaş Kentler Ağı oluşturulmuş oldu. Seferihisar bu ağın merkezidir.

Yaşam kalitesinin önemi

Cittaslow kendisini “yaşam kalitesinin önemli olduğu kentler ağı” olarak tanımlamaktadır. Yaşam kalitesi, bir kentte yaşayan bireylerin eylemlerinin “ortak ürünüdür” ve yaşam standardından farklıdır. Bireylerin satın alma gücünü ifade eden yaşam standardının yüksekliği, o bireylerin yaşadıkları kentte yüksek yaşam kalitesine sahip oldukları anlamına gelmez. Örneğin yaşamdan haz alabilmek için temiz hava solumak bir gösterge ise, bu ancak o kentte yaşayan bireylerin birlikte oluşturabilecekleri bir değerdir. Yani yaşam standardı bireysel, yaşam kalitesi kollektif olarak oluşturulur.

Yavaş Kent hareketi de dahil olmak üzere dünyada sürdürülebilir kent yaşamı oluşturmak için çıkış arayanlar, yaşam kalitesini oluşturan altı tane temel alan belirlemişlerdir. Yaşam kalitesini yükseltmek için bu alanların herbirinin değerini yükseltmek için çalışırken, hiçbirinin diğeri için feda edilmemesi gerekiyor. Yani bu alanların arasındaki hassas denge çok iyi korunmalıdır. Yaşam kalitesini oluşturan altı bileşen kısaca şöyle tarif edilebilir:

Doğal zenginlik: Tüketim odaklı yaşam biçimlerinin doğrudan nesnesi durumunda olan doğal zenginliklerin korunması kaliteli bir yaşam için önemlidir. Temiz hava, su, gıda,enerji,  araç trafiğine terkedilmemiş gürültüsüz ve rahat yürünen caddeler, tüm bunlar doğal zenginliğin göstergeleridir. Özellikle doğanın korunabilmiş olduğu bölgeler için en büyük tehdit turizm baskısıdır. Artan turizm faaliyetleri ile birlikte gelen toprak rantı iyi yönetilemediğinde,  o bölge betonlaşmaya teslim olmakta, doğa kendini yenileyebilme gücünü yitirmekte ve artık yaşam sürdürülebilir olmaktan çıkmaktadır. Kitle turizmine, hızlı ve plansız gelişmeye teslim olan bu kentler bir süre sonra kimliklerini yitirmekte, yaşam kalitesi bir daha iyileştirilmesinin çok zor olduğu yaralar almaktadır.

Fiziksel zenginlik: Bir kentin sahip olduğu tüm altyapı ve üstyapı değerlerini ifade eder. Temiz içme suyu şebekesi, kanalizasyon, sağlık merkezi, eğitim imkanları, çocuklar için oyun parkları, bahçeler, bisiklet yolları, vs. bir kentin fiziksel değerlerini oluştururlar. Yaşam kalitesinin önemli bir bileşeni olarak  kentin sunduğu sağlık ve eğitim imkanlarını arttırmaya çalışmak gerekir.

Ekonomik zenginlik: Kent sakinlerinin ekenomik faaliyetlerinin sonuçları ile ilgilidir. Yavaş kent hareketi mutlu azınlıklar üretme projesi değildir. O kentte yaşayan her bireyin yaşam standardının yükseltilmesi önemlidir. Bu anlamda yeni iş imkanları yaratmak, faaliyetlerden kazanılan paranın yine o kent içinde harcanması, biriken sermayenin  kent için yatırıma dönüştürülmesi kentin ekonomik zenginliğine katkı sağlıyacaktır. Ekonomik zenginliği arttırırken yerel üretimin desteklenmesi, faaliyetlerin sürdürülebilir olması ve olabildiğince kendine yeten bir kent olmak hedeflenmelidir.

Sosyal zenginlik Kent sakinlerinin birbirleri ile olan ilişkileri ile oluşur. Tüketim odaklı kent yaşamı bireyleri birbirlerinden izole etmekte ve gittikçe yalnızlığa itmektedir. Kaliteli bir kent yaşamı için insan ilişkilerinde sıcaklık, dayanışma duygusu ve sevgi  önemlidir. İnsanların birbirlerini farklılıkları yüzünden dışlamadığı, ötekileştirmediği, aksine farklılıkları zenginlik olarak kucakladığı bir birlik duygusunun hakim kılınması gereklidir. Diğer yandan yerel demokrasinin geliştirilmesi,  buyurgan değil, tüm bireylerin katılabildiği bir karar alma  mekanizmasının kurulması (yönetişim), yönetim etiğinin oluşturulması (şeffalık, hesap verilebilirlik, katılımcılık)  sosyal değer olarak önemlidir ve “medeniyet”  ölçüsüdür. Sosyal zenginliğin arması medeniyet düzeyinin de yükselmesi anlamına gelir.

İnsan zenginliği: Kentte yaşayan bireylerin bilgi, beceri ve yetkinlik düzeyi, kentin yaşam kalitesinin bir başka göstergesidir. İnsan kaynağının zenginleştirilmesi hem bireylerin  hem  de kurumların kapasitelerini geliştirmeleri ile mümkündür.

Kültürel zenginlik: Geleneklerin yaşatılması, tarihsel mirasın korunması yaşam kalitesinin bir diğer göstergesidir. Tarihine ve geleneksel kültürlerine yabancılaşmış bir kent yaşamının kaliteli olduğu söylenemez.  Tarihin ve geleneksel değerlerin korunması ve yaşatılması amaçlanmalıdır.


Yavaş Kent ne değildir ?

Cittaslow örgütü yukarıda tanımlanan alanları içeren, yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik 59 somut kriter oluşturmuştur. Birliğe üye olan kent yönetimleri bu kriterleri yerine getirmek üzere taahhütte bulunurlar. Birliğe üye olmakla bir kentin yönetimi, o kentteki yaşam kalitesini arttırmak üzere çalışmayı öngörür ve kriterleri sağlamak üzere eylem planları geliştirir. Üyelik sertifikası bir ödül değil bir taahhüttür.

Yavaş Kent bir turizm projesi değildir. Ne yazık ki Cittaslow’un, marka değerini kullanarak gelen turist sayısını arttırmak üzere araçsallaştırma eğilimi de yaygındır. Elbetteki turizm ekonomik zenginliği arttırmak için önemli bir bileşendir ve Cittaslow da prestijli bir markadır. Ancak, tüm diğer bileşenleri yok sayarak, özellikle doğal dengeyi ve biyolojik çeşitiliği yok ederek yapılacak plansız programsız turizm faaliyetleri Cittaslow felsefesi ile çelişir. Bu nedenle doğayı koruyarak sürdürülebilir, alternatif turizm faaliyetleri geliştirmeyi öngören “Yavaş Turizm” kavramı geliştirilmiştir.

Yavaş Kent “sessiz kent” değildir. Yavaş Kent’le ilgili yanlış algılamalardan bir tanesi de eğlencenin dışlandığı şeklindedir. Elbette gürültü kirliliğinin azaltılması bir yavaş kent kriteridir ama bu kentin sesini kesmek anlamına gelmiyor. Aksine, yavaş kentin sosyal zenginliği arttırmak gibi bir derdi var. Kent yaşamının  eğlenceli kılınmasına, eğlence kültürünün çeşitlenerek zenginleşmesine önem verir. Gelenekselleşen ulusal ve uluslararası festivaller vasıtası ile farklı kültürlerden insanların karşılaşmasını, birbirlerini zenginleştirmesini öngörür. Başka türlü eğlenmek, bağırıp çağırmadan, birbirini rahatsız etmeden eğlenmek te mümkündür.

“Yavaş Kent” mi “Sakin Kent” mi?

Türkiye’de Cittaslow hareketi başladığında en çok kafa yorulan konulardan birisi kavramın Türkçeye nasıl aktarılacağı konusunda olmuştur. Logosu salyangoz olan bir “yavaş” hareketinin Türk insanının bünyesine uymayacağı düşüncesi ile kavramın tam karşılığı olan Yavaş Kent yerine Sakin Kent olarak “türkçeleştirilmesi” genel kabul görmüştür.

Bu iyi niyetli çarpıtmanın Yavaş Kent hareketinin felsefesine uygun olmadığı düşüncesindeyim ve kişisel olarak yavaş kent demeyi tercih ediyorum. “Yavaş”ın bizim kültürümüzde olumsuz algılandığı iddiası, haklı bile olsa, aslında Yavaş hareketinin tam da karşı çıktığı, sürdürülebilir olmayan, “hızlı” yaşam tarzına uygun davranmak anlamına gelir. “Yavaş”, bizi doyumsuz bir  hırsla hızla tükettiğimiz doğal ve insani değerlerle yüzleşmeye, bunun yerine sürdürülebilir yaşam biçimleri oluşturmaya davet ederken, bu çarpıtma yüzleşmeden mahcup bir kaçış anlamına geliyor. Elbetteki  “yavaş” “sakinliği” de içerir ama daha fazlasıdır ve “sürdürülebilirliği ifade etmektedir.

Yavaş Kent hareketinin felsefesini içselleştirdiyseniz, yapmanız gereken kavramı bünyeye uygun hale getirmeye çalışmak değil, bünyenizi değiştirmektir. Çünkü hastalanmış yaşamlarımızı tedavi etmek için kendimizi değiştirmemiz şart ve Cittaslow açıkça bizi bünyemizi değiştirmeye ve yavaşlamaya davet ediyor. Dürüst olmamız ve yaşam kalitesini arttırmak için bunun gerekli olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Ne yazık ki bizim kültürümüz kavramları çarpıtarak içini boşaltmaya, rant aracına dönüştürerek kirletmeye çok yatkındır. Örneğin Akyaka’da Akyaka Kent Konseyi’nin öncülüğünde halkın talebi olarak ortaya konan ve belediye yönetiminin isteksizce desteklediği Cittaslow üyelik süreci,  üyeliğe kabul edildikten sonra belediye yönetimi tarafından yalnızca turizm tanıtma çalışmalarının konusu haline geldi. Yerel yönetim yaşam kalitesinin arttırılması konusunda hiçbir olumlu girişimde bulunmadığı gibi, karar alma mekanizmalarından halkı dışlayarak yönetimini dayatmacı yöntemlerle sürdürmeye devam ediyor.

Yavaş Kentler ve Katılımcı Yerel Yönetim

Sürdürülebilir kent olma hedefi olan yerel yönetimlerin, hareketin özüne sadık kalarak felsefesini anlamaya ve anlatmaya daha fazla zaman ayırmaları gerekiyor. Burada başlangıç noktası, yavaş kent sürecinin katılımcılığı gerektiren bir demokrasi hareketi olduğunun bilincinde olarak eylem planları oluşturulurken halkın karar alma mekanizmasına katılımının sağlanması ve bunun kurumsallaştırılması olmalıdır. Yani yerel yöneticilerin iktidarlarını halkla paylaşmaya hazır olmaları gerekiyor.

Bu ülkenin vatandaşları olarak en iyi bildiğimiz  şeylerden birisi, kapalı, hesap vermeyen, dayatmacı yönetim anlayışları ile birilerinin yaşam standartları yükselirken, kentlerimizin yaşam kalitesinin kötüye gittiğidir.  Türkiye’deki yavaş kentler bir değişimin öncüsü olabilirler ve demokratik yerel yönetim anlayışına güzel örnekler sunabilirler.  Cittaslow üyeliği yavaş kentlerimize böyle bir sorumluluk yüklüyor. Elbette vatandaşlar ve sivil toplum örgütleri de yerel yönetimleri karar mekanizmalarına katılım konusunda daha fazla zorlamalılar. Bu arada belediye yönetimlerinin  katılımcılık adına düzenledikleri ve yalnızca “halkı bilgilendirdikleri” halk toplantılarına rağbet etmemek gerekiyor. Çünkü bu toplantılarda genellikle belediye yönetimlerinin halkın haberi olmadan önceden aldığı kararlar ilan edilir. Katılımcılıkla kastedilen, politikalar oluşturulurken halkın katılımının sağlanmasıdır. Kararlar alınmadan önce bilginin kent halkı ile paylaşılması, gündemin birlikte oluşturulması ve kararların bir yuvarlak masa etrafında eşit paydaşlar olarak yerel yönetimin ve halkın temsilcilerinin birlikte alması hedeflenmelidir.

Demokratik yerel yönetim konusu yalnızca yavaş kentlerin değil ülkemizdeki tüm kentlerin sorunu elbette.  Yasalar seçimle işbaşına gelen yöneticileri adeta padişah yetkileri ile donatırken karar alma süreçlerine halkın katılımı ancak seçilmişlerin insafına kalmaktadır. Belediyeler kanunu ve kent konseyi yönetmeliklerinde gerekli değişiklikler yapılarak halkın karar alma süreçlerine katılımının önü açılmalı, yerel yönetimlerin şeffaflığı ve hesap verilebilirliğinin sağlanması için yasal düzenlemeler yapılmalıdır. 

Yazımı bitirirken kentlerinin yaşam kalitesini arttırmak için iyi niyetle çalıştığını bildiğim ülkemizin yavaş kent yöneticilerine selam gönderiyor ve onlara başarılar diliyorum. Umarım tüm yavaş kentlerimiz bu dönüşümü  gerçekleştirebilir ve ülkemizin daha yaşanılır bir ülke olmasına birlikte çalışarak öncü olurlar. Bu çalışmaların “uluslararası” bir hareketin parçası olduğunu da unutmamalıyız. Dünyanın daha yaşanılır bir yer olması için de dünyadaki yavaş kent sayısının artmasına ihtiyaç var.  Dünyanın değişik yerlerinde küçük kasabalarda gösterilen sürdürülebilirlik çabaları daha yaşanabilir bir dünya oluşturma potansiyeli taşıyor. Yavaş hareketi ”farklı bir dünya” için umut veriyor.

Serdar Denktaş