27 Ağustos 2012 Pazartesi

İmza kampanyası hızla devam ediyor



Bağımsız yurttaş girişimi Akyaka Yerel Yönetim Platformu'nun 22 Ağustos 2012'de Akyaka'da başlattığı "Büyükşehir Yasasına Hayır" imza kampanyası kapsamında toplanan imza sayısı 7. gününde 2000'e yaklaştı.
30 Eylül'e kadar sürmesi planlanan kampanyada toplanan imzalar TBMM'ye ve siyasi partilerin grup başkanvekillerine elden verilecek.

Kampanyanın haberi 26. Ağustos 2012 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yer aldı.     
 Cumhuriyet 26. Ağustos 2012
 

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Büyükşehir Yasasına Hayır !



İmza Kampanyası

30 Eylül 2012 tarihine kadar
sürecek kampanyaya
Akyaka
Yerel Yönetim
Platformu'nun
Akyaka içindeki standlarinda
aşağıdaki mektuba
imza vererek katılabilirsiniz.

Kampanya Fotoğrafları >>>>>





Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ankara




Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

 58. Hükümet tarafından hazırlanan ve komisyon görüşmeleri tamamlanan, “Büyükşehir Yasası” olarak bilinen yasa tasarısının meclisin yeni çalışma döneminde TBMM gündemine ivedilikle alınacağını basından takip etmekteyiz.

Tasarının aynen yasalaşması durumunda, yasadan etkilenecek illerde birçok küçük belediye örgütü büyük şehirlere bağlanmak yoluyla kaldırılacaktır. Bizler, yasanın doğrudan etkileyeceği bir belde olan Muğla ili, Ula ilçesine bağlı Akyaka’da yaşamaktayız. Akyakalılar olarak bizler bu yasanın evrensel bir hak olan  kamu hizmetlerinin verilmesinde yerindenlik ilkesine aykırı olduğunu, bu anlamda vatandaşlık haklarımızı elimizden aldığını düşünüyoruz.  Beldemizde sürdürülebilir bir gelişim sağlayabilmek için halkın, sivil toplum örgütlerinin ve belediyenin katılımı ile bir Akyaka Vizyonu belirlenmiş ve bu vizyonu gerçekleştirebilmek yolunda da Uluslararası Yavaş Kentler Birliği’ne (Cittaslow) üye olunmuştur. Çıkartılmak istenen yasa Akyakalıların yıllardır yerinden yönetim anlayışı içinde sürdürülebilirlik kaygıları ile yaptıkları çalışmaların da boşa gitmesi anlamına gelmektedir. 

 Etkileyeceği vatandaşların görüşüne başvurmaksızın yasalaştırılmaya çalışılan bu tasarı, hazırlanış biçimi ile de halkı karar alma süreçlerinden dışlayan, vesayetçi ve merkeziyetçi bir anlayışın ürünüdür.

 Türkiye Cumhuriyeti’nin 1988 yılında imzalayarak uymayı taahhüt ettiği Avrupa Yerel Yönetimler Şartının 4. maddesinin 3. fıkrasında “kamusal sorumluluklar -genellikle ve tercihen- vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılır” denilerek yerinden yönetim ve yerindenlik ilkesi tarif edilmektedir.  Yine üyesi olmak istediğimiz Avrupa Birliği müktesebatı, merkeziyetçilikten uzaklaşarak yerinden yönetim ilkesinin gerçekleştirilebilmesi için önemli reformların yapılmasını gerektirmektedir.

Avrupa Birliği normları ile bağdaşmayan, yerinden yönetim hakkımızın ortadan kaldırılması, ve Avrupa Yerel Yönetimler Şartının açık ihlali anlamına gelen bu yasa tasarısının komisyonda yeniden gözden geçirilmesini ve yerinden yönetimin desteklenmesi doğrultusunda değiştirilmesini  aşağıda imzası olan vatandaşlar olarak talep ediyoruz.



Saygılarımızla,


17 Ağustos 2012 Cuma

Akyaka Akyaka'dan Yönetilmelidir !

Yaklaşan yerel seçimler göz önüne alındığında, Ekim ayında meclis gündeminin ilk sırasını hiç kuşkusuz Büyükşehir yasa tasarısı işgal edecek.

Tasarının yasalaşmasıyla içinde Muğla’nın da bulunduğu 13 yeni Büyükşehir belediyesi daha kurulurken, ülke genelinde, Akyaka dâhil, 1023 Belde ve 16 bin 82 Köy yerel birim olmaktan çıkacak!

Tasarı bu haliyle yalnızca kimi belediyeleri ele geçirme hesaplarının basit, sıradan bir ürünü olmakla kalmıyor, aynı zamanda mevcut demokrasinin gerçek yüzünü de sergiliyor.

İpliği pazara çıkmış temsili demokrasinin iktidarlara tanıdığı mutlak, denetimsiz güç yetmezmiş gibi, şimdi de çok yetersiz de olsa yerel yönetimler üzerindeki denetim olanakları halkın elinden hepten alınmak isteniyor.

Buna ek olarak, belediye olmaktan çıkarılmasıyla Akyaka’nın Yavaş Kent (Cittaslow) olma hedefi de güzel bir hayal olmaktan öteye gidemeyecektir.

Çünkü Yavaş Kent olmak öncelikle şeffaf, hesap sorulabilir bir yerel yönetimi, bunun için de halkın kent yönetimine doğrudan katılımını gerektirir.

Bunlar olmadan sürdürülebilir bir Yavaş Kent kültürünün oluşması mümkün değildir.

Fazla söze gerek yok! Gözden ırak olan gönülden de ırak olur!

Muğla’nın ya da Ula’nın bir mahallesi olmak istemiyoruz! Yerinden yönetmek istiyoruz!

Akyaka’ya sahip çık!

Baş eğme, mücadele et!  

Akyaka Yerel Yönetim Platformu



Akyaka Yerel Yönetim Platformu

Amaç ve İlkeleri

Akyaka halkı,  beldenin sahip olduğu doğal ve kültürel değerlerin gelecek kuşaklara bozulmadan ve zenginleştirerek taşınması için birlikte bir kent vizyonu oluşturmuştur. Akyaka Vizyonu "Doğaya Saygılı, Mimari Yapısını Koruyan, Hizmet Altyapısı Güçlü, Sürdürülebilir ve Alternatif Turizme Odaklı, İnsanların Birlik ve Beraberlik İçinde Ortak Hareket Edebildiği Akyaka şeklinde belirlenmiştir.

Akyaka Belediyesi, Akyakalıların bir referandumla aldıkları karar doğrultusunda bu ortak vizyonu gerçekleştirmek üzere çok uygun bir çerçeve program sunması dolayısı ile Uluslararası Yavaş Kentler Birliği (Cittaslow)’ne de üye olmuştur.  

Ancak Akyaka, belirlenen vizyonu ve Yavaş Kent kriterlerini gerçekleştirmenin zorunlu koşulu olan halkın yönetime katılımını sağlayacak araç, yol ve yöntemlerin geliştirilmesi bir yana, halkı karar alma süreçlerinden dışlayan, şeffaf ve hesap verilebilirliği olmayan bilindik yönetim anlayışı ile yönetilmeye devam edilmektedir. Bunun sonucu olarak Akyaka Vizyonundan gittikçe uzaklaşılmaktadır. Ormanlık ve sulak alanlarda biyolojik çeşitlilik rant hırsı ile her geçen gün biraz daha tahrip edilmekte, Çakırhan mimarisi suistimal edilmekte, çöp ve trafik sorunu gittikçe büyümekte, Yavaş Kent kriterlerini yerine getirmek üzere hiçbir çalışma yapılmamaktadır. Sonuç olarak beldemizde yaşam kalitesi gittikçe bozulmakta ve beldenin gelişimi sürdürülebilir olmaktan çıkmaktadır.

Amaç:

Bu platform, Akyakalıların doğrudan demokrasi anlayışı ile dayanışma içinde, ortak sorunlarına ortak çözümler bulmayı ve Akyaka Vizyonu’nu insanın ve doğanın uyumlu, sürdürülebilir birlikte-evriminin mümkün olduğu, ekolojik bir uygarlık anlayışı doğrultusunda geliştirerek gerçekleştirecek bir yerel yönetim oluşturmayı hedefledikleri bağımsız bir çalışma platformudur.


Nasıl Bir Yerel Yönetim ?

Seçilmişlerin seçmenlerine hesap vermeden kent halkının kaynaklarını kendi anlayışları doğrultusunda yönetme yetkisi aldığı yönetim modeli, yani temsili demokrasi, bugün sadece ülkemizin değil, dünyanın en yaygın demokrasi sorunlarındandır.  Değişen dünyada artık sürdürülebilir olmayan bu anlayışın yerine, seçmenlerin karar alma süreçlerine daha doğrudan katılabildiği, yöneticilerden hesap sorabildiği bir katılımcı yerel yönetim anlayışını yaşama geçirmek mümkündür.


Doğrudan Demokratik Katılımcı Yönetimin İlkeleri:

Hedeflediğimiz yönetimin gerçekleşebilmesi için aşağıdaki ilkelerin hayata geçirilmesi, hem halkın hem de yerel yönetimin gündelik yaşamında yer etmesi, kurumsallaştırılması gerekir:


1)      Şeffaflık : Belediye yönetimi halkın vergileri ile oluşan belediye bütçesinin her kuruşunun harcanmasından halka karşı sorumludur. Harcama kararlarının nasıl alındığı (meclis ve encümen toplantı tutanakları)  ve gerçekleşen bütçe harcamaları düzenli olarak farklı araçlarla (internet, basılı bültenler, bilgilendirme panoları) halkla paylaşılmalıdır.

2)      Hesap verilebilirlik: Belediye yönetimi, yapılan bütçe harcamalarının stratejik planlarla uyumlu olduğunu, vatandaşların her sorusunda açıklayabilmelidir.

3)      Katılımcılık: Kent yaşamını belirleyen stratejik kararlar yalnızca belediye başkanı ve meclis üyeleri tarafından değil,  olabildiğince farklı toplum kesimlerinin katılımı ile oluşacak ortak akıl doğrultusunda alınmalıdır. Stratejik kararların hayata geçirilmesinden sorumlu olan belediye yönetiminin uygulamalarının kararlara uygunluğu yine halk tarafından düzenli olarak denetlenebilmelidir. Kadınların ve gençlerin bu süreçlere örgütlü katılımı özellikle desteklenmelidir. Karar alma ve yerel yönetimin uygulamalarının denetim süreçlerine halkın katılımının yöntemleri yerel yönetim ve halk ile birlikte belirlenmelidir.



Yerel Yönetim Platformunun Çalışma İlkeleri:

Platformda biraraya gelenler aşağıdaki temel ilkeler doğrultusunda çalışmayı kabul eder:

  • Platform her türlü siyasi görüş ve toplumsal kesimden bireylerin katılımına açıktır, ayrımcı değildir.
  • Ekolojik bir gelişmenin ifadesi olan Akyaka Vizyonu’nun gerçekleştirilmesi için doğrudan demokrasinin hedeflenmesi esastır.
  • Platform, Akyaka Vizyonu’ndan uzaklaşılmasına neden olan, özel veya kamu kuruluşlarının neden olduğu doğal ve kültürel tahribatların engellenmesi için kamuoyu oluşturmak üzere meşruiyetini haklılığından alan eylem birliği yapmayı öngörür. Referans noktası, Akyakalıların ortak aklının ifadesi olan ve belediye yönetiminin de kabul ettiği Akyaka Vizyonu ve Belediyenin bu doğrultuda uymayı taahhüt ettiği yerel, ulusal ve uluslararası sözleşmeler/yönetmeliklerdir.
  • Çalışmalarda açıklığa ve kamuoyu ile olabildiğince geniş paylaşıma önem verilir.
  • Platformun bütçesi yoktur, çalışmalarda gereken kaynak gönüllülük temelinde sağlanır.
  • Platformun organizasyonundan ve katılımcılarla iletişimden çağırıcı üyeler sorumludur.
  • Kararlar olabildiğince geniş katılım ve tam mutabakat hedefiyle yapılan görüşmeler sonunda çoğunlukla alınır.

    23 Mayıs 2012 Çarşamba

    Seve Seve Öldürmek !


            “Eşimi seve seve öldürdüm. Pişman değilim. Boşandığı kişiyle görüşmeye devam ediyordu.”

            Öyle sanıyorum dünyanın hiçbir yerinde böyle bir gerekçeyle cinayet işlenmez. Adam öylesine pişkin ki, pişman olmadığını söylüyor. Daha da ilginci “ seve seve öldürdüm” diyor.

            Her gün benzeri bir dolu olayın yaşandığı, kadına şiddet uygulamalarının her geçen gün daha da arttığı ülkemizde insanlar neyi, kimi, nasıl severler ve sevdiklerini nasıl öldürürler, yeniden ve toplumun her kesiminde sorgulanması gerekir diye düşünüyorum.

            Çünkü Türkiye de insanlar çok sevdikleri için öldürüyorlar çoğu zaman. Bazan da öldürmekten beter ediyorlar.

            Geçmişte uğruna ölümleri göze aldığımız kişi ya da örgütleri, değerleri en küçük bir yanlışını gördüğümüzde yerden yere vuruyor, öldürmekten beter ediyoruz. Kaldı ki yanlış olduğuna da kendimiz karar veriyor, hiçbir araştırmaya, sorgulamaya gerek duymadan yargısız infazı gerçekleştirebiliyoruz.

            Çocuklarımızı çok seviyoruz, onları özgür bireyler olarak yetiştirmek yerine kendimize benzetmeye çalışıyoruz.

            Eşlerimizi çok seviyoruz, onlara hayatı zindan etmekte üstümüze yoktur. Sevgililerimize tahakküm etmekten vahşi bir zevk alırız.

            Hayvanları sevdiğimizi sanırız, aslında sevdiğimiz kendi egolarımızdır, öyle olunca da canımız sıkıldığında o güzelim kedileri, köpekleri sokaklarda bırakıp gideriz.

            Sözde doğaya vurgunuzdur ama onu korumak için kılımızı kıpırdatmadığımız gibi özel zevk ve hobilerimiz, rahat ve çıkarlarımız için gerektiğinde onlara en büyük zararı yine bizler veririz.

            Yaşadığımız yerleri hepimiz çok severiz ama buraları daha yaşanır kılmak, güzelleştirmek, çağdaş, temiz ve düzenli bir kent haline getirmek için görev almaktan ısrarla kaçarız.

            Ülkemize tutkunuzdur ama o “ çok sevdim, öldürdüm” diyen çılgın aşık gibi ne doğasına, ne kültürel değerlerine, ne tarihine sahip çıkmayız. Sahip çıkmayı da çoğu zaman, o şark kafasıyla ırza geçmek olarak algılarız.

            Cumhuriyeti çok severiz ama demokrasiyi asla!

            Cumhuriyetin temel değerleri diye diye demokrasiyi, özgürlükleri görmezden gelir, yenilenmeye, değişime karşı çıkarız.

            İnsan hakları, eşitlik, adalet diye ortalığa düşer ama kendimiz gibi düşünmeyen, bizim gibi giyinmeyen, bizden olmayana düşman kesilir; fikirlerini yok etmeye, daha olmadı öldürmeye kalkışırız.

            Atatürk’ü çok severiz, hatta taparız neredeyse ama yaptığımız her kötülüğü, her çirkinliği onunla perdelemekten, kişisel hırs ve çıkarlarımız, siyasi geleceğimiz için kullanmaktan geri durmayız.

            Mustafa Kemal bir zamanlar Mersin’ e yaptığı bir ziyarette vatandaşlara seslenirken şöyle der.” Sevgili Mersin’liler, hanımlar, beyler; lütfen bu güzel kente Mersin’e sahip çıkın.” Yıllar önce bir konferansta bir öğretim üyesi bu örneği verdikten sonra söylemişti.”Bizim kültürümüzde sahip çıkmak ırza geçmektir, Mersinliler de çok sevdikleri kentlerine sahip çıkacağız derken ırzına geçtiler.

            Tanrıya inanır, peygambere biat ederiz ancak her fırsatta kendimize yeni peygamberler, tapınacak yeni tanrılar yaratırız.

            Seve seve öldürme kültürü gelişkin bir toplumda, bu kadar çok faili meçhul cinayetlerin, toplu katliamların, işkencelerin ve de her fırsat bulduğunda darbe yapmaya yeltenen zalimlerin olmasından daha doğal ne olabilir ki?

            O zaman da insanın “ne olur sevmeyin beni!” diyesi geliyor.

            Eski eşiyle görüştü diye karısını öldüren bir cani haberinden sonra sizde sizi çok sevenlere kuşkuyla bakmaz mısınız?

            Bu ülkeye kim ne kötülük yaptıysa sorun ona, ülkeyi çok seviyordur. Sevdiğiniz ister çocuk, ister kadın, ister doğa ya da hayvan olsun. Ve hatta önemsediğiniz değerler, uğruna hayatınızı feda ettiğiniz idealleriniz, inançlarınız olsun, gün geliyor onları yine bizler kendi ellerimizle öldürüyoruz.

    Halkını çok sevdiği için onu özgürlüklerinden yoksun bırakan, en doğal hak ve taleplerini yerine getirmeyi siyasal hesapları için pazarlık konusu yapan politikacılar, ne olur sevmeyin bizleri.

            Artık sevilmekten korkar olduk!
    Ayhan Ongun

    23 Şubat 2012 Perşembe

    Sürdürülebilir Kent Yönetimi

    Kaynak: Toward Sustainable Communities: Resources for Citizens and Their Governments (Stacy Mitchell), Bölüm 13 (Governing Sustainable Communities), Sayfa 190 -203.
    Çeviren : A. Serdar Denktaş

    Yönetim ve yönetişim farklı  kavramlardır. Yönetim işlerin “yapılması”, hizmetlerin sağlanması ile ilişkiliyken, yönetişim ortak amaçların ve stratejilerin gerçekleştirilmesi için topluma “önderlik” edilmesi, farklı ilgi gruplarının ikna edilmesi anlamına gelir.

    Bu bölüm, yönetim ve yönetişim kavramlarını sürdürülebilirlik bağlamında ele almakta, özellikle karar alma süreçlerine halkın katılımı, yerel yönetimin rolü ve eylem planlaması üzerinde durmaktadır.



    VATANDAŞ KATILIMI

    Son yıllarda “katılım politikaları”na doğru önemli bir kayma sözkonusudur. Bu yeni politikaların önemi yalnızca bu yönde  talep olması ile açıklanamaz. Kararların alınmasına yaygın vatandaş katılımının asıl önemi, güçlü çıkar gruplarının lobi çalışmaları ile  şekillendirilen kamuoyuna göre  çok daha geniş katılımı sağlamasında yatmaktadır.  Geniş kesimleri etkileyen bazı karar kategorilerinde halkın görüşlerinin adil olarak alındığı alt komisyon toplantıları (“hearing”, ç.n) sürekli ve eşitlikçi bir sonuç için yeterli değildir. Karar alma süreçlerine doğrudan katılım gereklidir (Owen, 1994).

    Daha fazla katılım konusunda halkın talebine alışılagelen yaklaşım, “karar al, eğit, duyur, savun” şeklinde tanımlanabilir. Daha iyi iletişim ve anlaşılmayı sağlamak konusunda “birlikte çalışmayı” içeren yaklaşımlar bir alternatif olabilir.  Çok farklı bakış açıları,  ortak zeminin bulunmasına ve özellikle zor meselelerde uzlaşı sağlanabilecek tavsiyelerin ortaya çıkmasına imkan tanıyabilirler. Bu, mutlaka herkesin tam uzlaşması anlamına gelmez, daha ziyade katılanların itiraz etmediği, yaşamsal anlaşmazlıkların olmadığı bir sonuç demektir.

    Demokratik karar alma, karar alma erkinin paylaşılmasının sözde kalmayıp, gerçekten sağlandığı bazı bağlamlarda ve bazı bölgelerde etkin olmuştur. Maritimes’da toplum geliştirme örgütleri, A.BD.’deki “arazi kooperatifleri”, İspanya’nın Bask bölgesinde endüstri şirketlerinin uyguladığı Mondragon sistemi potansiyel demokratik karar alma uygulamalarının iyi örnekleridir.


    Paylaşımlı Karar Alma (Shared Decision-Making)

    Toplumların planlama ve yönetişimlerinde gelişmiş paydaş katılımının demokratik dayanağını, sürece karardan etkilenenlerin doğrudan katılımı oluşturur. Temsili demokrasinin geniş çerçevesi içinde, katılımcı demokrasi, tamamen temsili demokrasinin sınırlamalarına karşı güçler dengesini koruyan bir sistem sağlar (Duffy, Roseland and Gunton, 1996).

    Katılımcı demokrasi yapılarının kentlerin planlamalarında geniş alana yayılan faydaları vardır. Paydaşlara “danışılması” artık yeterli değildir (Arnstein, 1969). Paydaşlar gittikçe daha fazla, açıkça karar alma süreci üzerinde kesin bir kontrolu değilse bile, gerçekten birlikte karar almayı talep etmektedirler. Buna bağlı olarak, devletin bazı kademelerinde halkın katılım talep eden girişimleri yasalarla düzenlenerek resmi tanıma sağlanmıştır. Bununla beraber, paydaş katılımını destekleyen politik cümleler, arkası yeterli kaynak, personel ve sorumlulukla  doldurulmadığı sürece yetersizdir. Gerçek anlamda katılım, tüm ilgilenen ve  etkilenen paydaşların karar alma sürecine etki ve katkı yapabilmeleri için gerekli bilgi ve kaynakların sağlanmış olmasını gerektirir. Planlama ve karar alma süreçleri; kapsayıcı paydaş katılımını teşvik edecek şekilde tasarlanmış ve uygulanmış olmalıdır. Kimin, ne zaman ve nasıl katılacağı gibi sorular karar alma sürecinin adil, etkin ve istikrarlı olması bakımından son derece önemlidir.

    Alışılagelen karar alma süreçleri ile işbirliği içinde ya da “paylaşımlı” karar alma arasındaki temel fark, geleneksel olarak karar alma sürecine katılmayanların gerçek işbirliği ve katılımının düzeyidir (Crowfoot ve Wondolleck, 1990).  Daha açık olarak, paylaşımlı karar alma, paydaşlar için değil, paydaşlar ile planlama yapmayı içerir. Paylaşımlı karar alma süreçleri tüm paydaşların değerlerine ve çıkarlarının meşruluğunun açık kabulüne dayanır.


    Fikirbirliği ile Karar Alma (Consensus Decision-Making)

    Fikirbirliği, grup kararlarının oylama olmaksızın alınmasıdır. Uzlaşma, bilginin, görüşlerin, tartışmaların, karşılıklı ikna, önerilerin sentezlerinin biraraya getirilmesi, ve/veya tamamen yeni önerilerin geliştirilmesi süreçlerinin sonunda sağlanır.  Fikirbirliği mutlaka tam mutabakat anlamına gelmez. Fikirbirliği sürecinin amacı daha çok, kimsenin itiraz etmeyeceği bir karara ulaşmaktır. Fikirbirliği gurup birliğini sağlamak için baskı uygulamak yerine iknaya dayanır.


    Sürdürülebilir Gelişme Konseyi Başkanı devletin her kademesinde, özellikle yerel yönetimlerde karar alma süreçlerine geniş vatandaş katılımının önündeki engellerin tanımlanmasını – çocuk sağlığı alanında eksiklikler veya ulaşım gibi – ve bu engellerin aşılması için strateji geliştirilmesini tavsiye etti. İşverenler, çalışanların ve ailelerinin toplum yaşamına daha fazla katılabilmeleri için esneklik ve maddi imkan tanımalı (PCSD, 1996).

    Fikirbirliği yöntemi, üyelerinin birliklerine önem verdiği gruplar için çok yarayışlıdır. Fikirbirliği içinde karar alma bazen çok fazla sabır gerektirir. En iyi kararı verebilmek için farklı bakış açılarını sonuna kadar dinlemeyi gerektirir. Bu dezavantaja rağmen, fikirbirliği yöntemi oylama yöntemine göre şu avantajlara sahiptir (Beer ve Stief, 1997; Coover at al., 1997; Kaner et al., 1996):  herkesin en iyi düşüncesini ihtiva ettiği için daha entelektüel kararların alınmasına yol açar; bireysel egoların kazanma ya da kaybetmeye kilitlendiği uzlaşmaz tavırlara düşmekten korur; daha iyi ve yeni fikirlerin ortaya çıkma ihtimalini arttırır; bir kararın oluşturulmasında sürece katıldıkları için herkesin bir payı vardır (tamamen hemfikir olan katılımcılar birlikte yürütecekleri gurup çalışmasına daha fazla enerji ile katılırlar);  ve azınlıkların kabul edilmez bir kararın kendilerine dayatıldığı hissine kapılma ihtimalini azaltır.

    Eyalet çapında ve yerel düzeyde birkaç “yuvarlak masa”nın katılımı ile oluşan Kanada Çevre ve Ekonomi Ulusal Yuvarlak Masa’sı, fikirbirliği süreci için rehber olabilecek bazı ilkelerin ortaya çıkmasını sağlamıştır:

    • Amaç odaklı : insanların bir sürece katılmak için bir nedenlerinin olması gerekir.
    • Kapsayıcı: soruna ilişkin belli bir ilgisi olan tüm taraflar fikirbirliği sürecine katılmalıdır.
    • Gönüllü: İlgili ya da etkilenen guruplar sürece gönüllü olarak katılmalıdır.
    • Öz tasarım : Katılımcılar fikirbirliği sürecini kendileri tasarlarlar.
    • Esnek: Sürece esneklik katılmalıdır
    • Adil: Tüm taraflar uygun bilgiye eşit ulaşma ve süreç boyunca etkin katılma imkanına sahip olmalıdır
    • Farklı ilgilere saygılı: fikirbirliği sürecine katılan paydaşların farklı değerlerinin, ilgilerinin ve bilgilerinin kabulü yaşamsal önemdedir.
    • Hesap verebilir: Paydaşlar hem temsil ettikleri kesimlere hem de oluşturmak için hemfikir oldukları sürecin kendisine karşı hesap verebilir olmalıdırlar.
    • Zaman sınırlı: Süreç boyunca gerçekçi zaman belirlenimleri koymak gereklidir.
    • Uygulamalı : Uygulama ve etkili izleme her anlaşmanın önemli bir parçasıdır (NRTEE, 1993)

    Çatışma çözümüne farklı bir yaklaşım

    Fikirbirliği, çatışma yönetimi bağlamında da kullanılmaktadır. Alternatif çatışma çözümü bir paylaşımlı karar alma biçimidir. İki anahtar strateji, görüşme ve arabuluculuktur. Bu süreçler alışılageldik yargı ya da hukuk yolu ile sorun çözme yöntemlerinin dışında olmaları bakımından “farklıdırlar”.  Bildik hukuki kanallar çatışmaların çözümünde genellikle çok masraflı ve yavaş olmaları nedeni ile (bu yüzden zaman ve para ile ölçülen), karar alma sürecinde belirsiz bir iklimin oluşmasına katkı sağladıkları ve kazan/kaybet ya da kazan/kazan çözümlerine vurgu yaptıkları için eleştirilirler. Bu nedenlerle alternatif çatışma çözümüne ilgi  önemli ölçüde artmıştır.

    Fikirbirliğine dayalı çatışma çözümleme stratejilerine duyulan ilgi de artmaktadır.  Çatışma çözümleme bağlamında, fikirbirliği genellikle tüm tarafların kararda mutabık olduğu bir durumu ifade eder. Bu sonuç bir tarafın diğer tarafın argümanlarına ikna olması ya da iki tarafın birlikte ortak bir amaç bulmaları ile sağlanır (Minnery, 1985). Fikirbirliği pazarlık, görüşme, danışma, kolaylaştırma, arama konferansı ve/veya çatışmaları çözmek için aracılık yapmayı içerebilir. Oylama yolu ile veya bir otoritenin tek taraflı karar almasının tersine fikirbirliği süreci her katılımcının etkin veto hakkının saklı olması nedeniyle kalite olarak farklıdır. Bu veto hakkı “oyunun zeminini oluşturur” ve kararın alınmasında her paydaşa eşit yetki tanır. Fikirbirliğinin çatışma çözme aracı olarak gücü, azınlık ya da tek olan tarafı “çoğunluğun zulmünden” korumasıdır (Cormick, 1989)

    YEREL YÖNETİMİN ROLÜ

    Hepimiz toplumumuzda işçi, işveren, ebeveyn, çocuk, tüketici, öğrenci, öğretmen gibi birçok rol oynarız ve tüm bu roller sürdürülebilir bir kent yönetimine yönelmek için önemlidir. Bununla birlikte, sürdürülebilir kent ve sürdürülebilir bir ekonomi yaratmak vatandaşlar olarak birincil düzeyde (bir ölçüde de tüketici olarak) bizim elimizdedir. Sürdürülebilir kenti yaratmak  için gerekli önlemleri kentimizin yönetişimine katılarak alırız. Sürdürülebilirlik, yönetimlere etkin baskı  oluşturarak (örneğin vatandaş örgütleri ve gönüllü çevre gurupları  tarafından) ve seçim sisteminin gücünü kullanarak sağlanabilir. Bireysel eylemler ve geridönüşüm veya bisiklet ulaşımı gibi  yaşam biçimi seçimleri önemli kişisel katkılardır. Ancak sürdürülebilirlik, halkın  bireysel eylemlerinde ve  politik seçimlerde sürdürülebilirlik yönünde oy kullanarak yetki verdiği yönetimlerin işbaşına getirilmesi doğrultusunda kollektif hareket etmesini gerektirir. Demokrasi sürdürülebilirliğin temelidir.

    Yerel yönetimler sürdürülebilir kentlere yönelimin gerekliliğini ve arzusunu göstermenin en iyi yollarından birini sağlar.

    Yerel yönetimler kentin planlama ve gelişimi için tek arac olmasalar da kentle ilgili kararlardan sorumlu yerel olarak seçilmiş, temsilci ve hesap verebilir organlardır. Bu onları sürdürülebilir kent olma yönündeki harekette önemli oyuncular haline getirir.  Peterborough, Ontario Mayor Sylvia Sutherland (1991) şöyle der :
    Yerel yönetimdeki bizler, toplumlarımıza en yakın olanlarız. Sürdürülebilirliğe geçişin başarılabilmesi için  doğrudan ve etkin katılımı zorunlu olan insanlara en yakınız.

    Yeni sosyal değerlerin ve pratiklerin evriminde yardım edebilmek için çok özel konumdayız. Sürdürülebilir çevre ve gelişme için toplum kesimlerinin işbirliği yapmasını teşvik edebiliriz. Kendi yargılarımızın ötesinde bir yerel hareketin oluşması için katalizör olabiliriz.

    Yerel yönetimler yerel ekonomiler için de önemli aktörlerdir. Ekonomik etkinlik için gerekli alt yapıyı kurar ve işlerliğini sağlarlar. Ekonomik gelişmenin parametrelerini oluşturan standartları, düzenlemeleri, vergileri, ve ücretleri belirlerler.  Yerel yönetimler pazarın ürün ve hizmetlerini etkileyebilecek  düzeyde çok hizmet ve ürün sağlarlar. Çevresel  hizmetler (su, atık yönetimi ve alan kullanımı yönetimi gibi), ekonomik hizmetler (taşıma altyapısı gibi), sosyal hizmetler (sağlık ve eğitim gibi) de bunlara dahildir(ICLEI, 1996; MEMSW,2003). Burlington, Ontario Alderman Jim Ryan (1992) şöyle not düşüyor:

    [Sürdürülebilir gelişme] kent halkının karar verme yöntemlerini değiştirmek ve sürdürülebilir kent planlaması için ekolojik bir çerçeve geliştirmek yoluyla geleceklerinin bağlı olduğu çevreyi korumayı ve güçlendirmeyi gerektirir. Sürdürülebilir gelişme kavramının belediye düzeyinde hayata geçirilmesiyse uzağı gören kurumsal değişiklikleri, düşünme şeklinde, karar vermede, politika ve süreçlerde değişikliği gerektirir.…
    Sürdürülebilir gelişme en büyük büyümenin olduğu, küresel ve yerel çevre sorunlarımızın büyük kısmının oluştuğu şehirlere odaklanan küresel bir dayatmadır. Şehir merkezlerimizin planlama ve yönetiminde temel değişiklikler talep eder. Yerel yönetimlerde hizmetleri yürüten belediye personelinin gerekli değişiklikleri etkilemekte önemli rolleri vardır.

    Yerel yönetimler sürdürülebilir gelişme ve küresel çevre sorunlarıyla ilişkili olarak birçok şekilde tavır alabilirler.  Örneğin Gilbert (1991) yerel yönetimler için küresel iklim değişikliği ve küresel ısınma konusunda sekiz yöntem belirlemiştir (Tablo 1)
    Yönetimler genelin iyiliğini korumak ve kollamak için oluşturulurlar. Çevreyi korumak, insan sağlığını korumak ve ulusal yaşam alanlarını korumak her devletin çevresel sorumluluklarının ayrılmaz bir bölümünü oluşturur.  Yerel yönetimler, kendi faaliyetlerinde ve düzenlemelerinde diğerleri tarafından denetlenen örnek çevreci vatandaşlar olmalıdırlar (New York Kenti Çevre Tüzüğü,1990)

    Tablo 1: Yerel Yönetimlerin Küresel Isınmayla İlgili Alabilecekleri Tavırlar

    Yöntem
    Örnekler
    1. Yasaları dikkate almamak
    Yasalara aykırı olarak çevreyi kirleten araçları kullanmak
    2. Sadece yasalara uymak
    Ne eksik ne fazla, sadece gerekeni yapmak
    3. Yönetimde iyi bir örnek oluşturmak
    Ofis içi geri dönüşüm, biyogazla çalışan araç kullanımını tercih etmek
    4. Yasalar çerçevesinde savunuculuk yapmak
    Kullanımı azaltmayı, yeniden kullanımı, geridönüşümü cesaretlendir, merkezi ısıtmayı teşvik etmek
    5. Yasalar çerçevesinde yasama yapmak
    Belli malzemelerin araziye bırakılmasını yasaklamak, bölgede otomobil kullanımına kısıtlama getirmek
    6. Yasaların dışında savunuculuk yapmak
    Otomobillerin oluşturduğu kirliliğe karşı daha sıkı standartlar getirilmesi için çalışmak, şehirlerarası demiryolu taşımacılığını teşvik etmek
    7. Yeni yasal otoriteler oluşturmanın yolunu aramak
    Otomobil sahiplerinin vergilendirmek, CFC içeren ürünlerin satışını yasaklamak
    8. Yasaların dışında yasama yapmak
    CFC içeren ürünlerin satışının, paketleme yöntemlerinin birçoğunu yasaklamak


    Yerel yönetimlerin aynı zamanda birçok kamu kurumunun olduğu gibi önemli kısıtlamaları vardır: sınırlı kaynaklar, yargı, hayal gücü, cesaret, zaman, vs. Sürdürülebilir kent olma yolundaki potansiyelleri gerçekleştirebilmek için yerel yönetimlerin yerel ortak olarak vatandaş örgütlenmelerine gereksinimi vardır.

    Vatandaş örgütlenmeleri birçok ileri görüşlü program ve kavrama kapı açarlar, bilginin yatay akışını ve örgütlenmesini sağlayabildikleri için sorunların tanımlanmasında yepyeni paradigmalar oluşturabilirler. Tüzük ve devlet sınırlarını aşarak ağlar oluşturabilirler ve yeni bilgileri eskileri ile hızla sentezleyerek yeni yaklaşımlara ve paradigmalara dönüştürebilirler.  Günümüzde gezegenin yoksulluk, sosyal adaletsizlik, çevre kirliliği,  kaynakların tükenmesi, şiddet ve savaş sorunlarının çözümü için çalışan en yaratıcı, enerjik güçleri vatandaşların oluşturduğu taban hareketleridir. Hazel Handerson bu şekilde küresel düşünerek pragmatik yerel çözümler  üretilmesine “taban hareketlerinin küreselliği” adını vermektedir. Bu yaklaşımlar yukarıdan aşağıya süzülen damlalardan çok aşağıdan yukarıya yükselen su kabarcıkları gibidirler ve genellikle girişimcidirler, olumlu eylemlere ve rol modellere vurgu yaparlar (Henderson, 1996).

    Taban hareketleri küreselliğine iyi bir örnek olarak 1990’larda Birleşmiş Milletlerin küresel düzeyde düzenlediği konferanslara her türden örgütün ilgisi ve katılımı gösterilebilir. tüm kıtaları etkileyecek genişlikteki sosyal süreçlerin “buzdağının görünen ucu” olduğu düşünülürse Bu durum, rastlantısal olmaktan çok örgütlenmiş sivil topluma duyulan ihtiyacı gösterir (ICPQL, 1996).

    Sivil toplum gurupları ortaya çıkış nedenleri ve  amaçları bakımından çeşitlidir. Bazıları yapılandırılmıştır; devamlılık içinde hareket edebilirler, bazıları doğası gereği geleceğe ilişkin kaygıları dile getirirerek ve  yoğun ve aralıklı hareket ederler. Bazılarıysa varoldukları sürece içerden veya dışarıdan gelen her türlü kalıcı veya başka türlü değişim zorlamasına karşı koyarlar. Vatandaşlar güç kazandıklarında kendilerinin etkilendiği yerlerde örgütlü hareketlerini baskı uygulayabilecek duruma dönüştürebilirler. Bu eylem biçimlerinin çokluğu, kesişmelerinden doğan verimlilikleri ve yüzleşme güçleri toplumun her kesiminde müthiş bir yaşamsallık yaratır (ICPQL, 1996).
    “Hükümet dışı örgütler (NGO)” ve “kar amacı gütmeyen” terimleri örgütlerin ne yaptıkları ya da ne için var oldukları hakkında bir şey söylemez, sadece ne olmadıklarını söyler. Bu tür örgütleri ve etkinlikleri tanımlamak için bazen “sivil toplum” veya “sosyal ekonomi” diye ifade edilen yeni bir kısaltma ortaya çıktı. STÖ sivil toplum örgütü demektir.  Bu açıdan bakıldığında birçok devlet ve kuruluş STDÖ’dür, yani Sivil Toplum Dışı Örgütler (Henderson, 1996).


    Örnek Liderlik

    Yerel yönetim çoğu zaman etkin bir işveren ve aynı zamanda tüketicidir. Kentimizi sürdürülebilir kılma konusunda önemli bir adım örnek  liderliktir, “yeşil” belediyecilik yapmaktır. Yerel yönetim çalışanlarının örnek olmaları konusunda ısrar etmeliyiz.  Bu kitabın tamamında anlatıldığı gibi bunun birçok yolu vardır. Topluluğun her üyesi beldelerinin daha sürdürülebilir olması için  yerel yönetimin ne yaptığı, ne yapabileceği ve ne yapması gerektiği konularında bilgi edinme hakkına sahiptir.
    Ne yazık ki, belediye yemekhanesinde enerji tasarruflu ampuller ya da yeniden kullanılabilir seramik tabakların kullanılıyor olması tekbaşına sürdürülebilir gelişmeye ya da küresel iklim değişikliğini yavaşlatmaya yatmeyecektir. Bu tür iyi niyetli girişimler sürdürülebilir belde oluşturmak için atılan küçük adımlardır.

    Çevre Yönetimi

    Sürdürülebilir kent olma yolunda diğer önemli bir adım kavramsaldır ve örgütlenme ile ilgilidir. Sürdürülebilirliğin önündeki en büyük engellerden biri, sorunları alt parçalara ayırıp yönetimin sol elinin yaptığını sağ elinin anlayamayacağı hale getiren  indirgemeci yönetim anlayışıdır. Örneğin,  birçok çevre koruma programının (bazen kendileri de yok olma tehlikesi altında olan) önemli uyarılarına rağmen, bütçeler ve harcama tahminleri üzerinde yapılan serinkanlı analizler yönetimlerin kirlilik yaratan ve çevre tahribatını teşvik eden program ve politikalara  milyarlarca dolar harcadıklarını ortaya koymaktadır.  Bu tarz bir bürokratik şizofreni hem devletin her düzeyinde hem de akademi dünyasında yaygındır.

    Sürdürülebilir kentler eskimiş yönetim anlayşının ürünü olan parçalanmış ve bürokratikleştirilmiş yönetimlerle oluşturulamaz. Belde düzeyinde, taşıma, arazi kullanımı, ekonomik gelişme, halk sağlığı, çevre koruma, ve konut edinme gibi sorunlar farklı birimler tarafından farklı stratejilerle çözülemezler.

    Alışılmış yöntemler çevreyi daha iyi yönetimle çözülebilecek bir sorun olarak ele alır – çevreyi küçücük parçalara bölerek tabii.  Bu yaklaşımın çevrenin karmaşıklığına etkin, duyarlı ve kapsamlı çözümler üretemeyeceği artık anlaşılmaktadır.

    Çevrenin bir yönetim sorunu olmasından ziyade  yönetimin kendisi bir çevre sorunudur. Alışılmış belediye yönetimlerine tek alternatif ortaya çıkan bir çevresel yönetim biçimidir ki bunu parçalanmamış, açık, merkezi ve teknokratik olmayan ve esnek olarak tanımlayabiliriz (Paetlke ve Torgerson, 1990). Çevresel yönetim hem “çevresel” sorunların hem de çok geniş ölçekte belde sorunlarının çözümünde bütüncül bir yol sunar. Bu yaklaşımın bazı örnekleri aşağıda tartışılacaktır.

    Yerel yönetim sistemini çevresel yönetimin mükemmel örneği haline getirmek için denemek zorunda olduğumuz uzun süreli çok büyük çabaların harcanmasını gerektirecektir. Bununla birlikte, bu geçiş dönemlerinde sürdürülebilir kent gelişimini sağlamak için etkili ve yaygın bir yöntem geliştirmek acilen gereklidir.


    Yerel Yönetimin Ötesinde

    Sürdürülebilir kent olma yolunda üçüncü önemli bir adım sürdürülebilir belde planlaması ve yönetişimdir. Bu  yerel düzeyin ötesine bölgesel, ülkesel ve federal düzeylerdeki programlara ve politikalara bakmayı gerektirir. Bu programlar sürdürülebilir bir gelecek için yerel girişimler planlamaya başlamış olan kentleri teşvik eder, cesaretlendirir ve onlara güç verir, henüz başlamamış olanları da başlamak için teşvik eder.


    PLANLAMA İÇİN ÇALIŞMA

    Kentin sürdürülebilirliğini ancak planlama ile geliştirebiliriz. Sürdürülebilir kent için bir “vatandaş planlama süreci” altı aşamada düzenlenebilir (ORTEE, 1995).

    Birincisi, beldenin birlikte çalışmasını sağlayacak, geniş katılımlı, ortak bir vizyon geliştirin. İkincisi, bu vizyonu nasıl gerçekleştireceğinizle ilgili planlar geliştirin.  Bunun, çok açık bir görev tanımı oluşturmayı, gurubun ve beldenin güçlü ve zayıf yönlerinin analizini, önüne gelebilecek fırsatları ve engelleri değerlendirmeyi içeren bir takım alt basamakları vardır. Artık gerçekçi amaçlarlar ve hedefler oluşturulmalı ve  belirli görevleri ve etkinlikleri tanımlayan bir eylem planı ortaya konulmalıdır.
    Üçüncüsü,  belediyeyi sahaya taşıyın.

    Dördüncüsü, planları gerçekleştirmek için gerekli kaynakları geliştirin.

    Beşincisi, düşünceleri ve etkinlikleri kent halkıyla paylaşmak için iletişim stratejileri hazırlayın.

    Altıncısı, çalışmalarınızı düzenli olarak değerlendirin. Böylece  koyduğunuz hedefler doğrultusunda hareketinizi daha iyi değerlendirebilir, başarılarınızı görebilir, kayıt altına alabilir ve beldenizle paylaşabilirsiniz.

    Belediyeyi Sahaya Taşımak

    Birçok kentin sürdürülebilirlik çalışmalarında önündeki engellerden biri belediyenin sürecin ve çabaların bir parçası olma konusundaki isteksizliğidir. Hem seçilmişlerin hem de maaşlı personelin düşünce biçimleri ve birlikte hareket etmeleri sürdürülebilirlik yolunda ilerleyebilmek için çok önemlidir. Çünkü artık  farklı yapılması gereken işler için değişiklikleri onların desteklemeleri gereklidir. Politikacılar ve profesyonel çalışanlardan elde edilmiş bazı “nasıl yapmalı” tavsiyeleri aşağıdadır (ORTEE 1995) :
    1.  Belediye tarafından ciddiye alınmak için “sürdürülebilirlik” tablonuzda geniş ve farklı kesimlerin katılımının sağlanmasından başlamak hayati önemdedir.

    2. Yönetimin son durumunu görmenizi sağlaması açısından belde halkı hakkında güncel bilgi edinin.

    3. Sivil süreçler konusunda kendinizi eğitin. İdare, kasabanın veya şehrin işbirliğinin bir parçasıdır. Konsey belediye meclisi gibi davranır. Fikirlerin nasıl dikkate alındığını, ve sonra da politikalara ve programlara dönüştürüldüğünü bilmek yeni fikirleri anlatmada çok yardımcı olabilir. Bütçe süreçlerini de iyi anlamak gerekir.

    4. Beldenizdeki sorunların durumuna dair bir fikriniz olduğunu hissettiğinizde nereye gitmek istediğinizle ilgili bir vizyon geliştirin. Ama bir defada çok fazla şey yapmaya çalışmayın. Üzerinde yoğunlaşmak için bir, iki veya üç anahtar sorun seçin. Başlangıçta büyük sürdürülebilirlik resmini anlatmaya çalışmayın. Eylem sürdürülebilirlik ilkelerinden veya ideallerinden kendiliğinden ortaya çıkmayacaktır.  Yaklaşım her zaman  daha küçük bir ölçekte, pratik ve “yapılabilir” terimlerle ifade edilmelidir.

    5. Girişiminiz için ittifaklar oluşturun:

    • Beldenizin içinde geniş destek arayın. Seçmenlerin desteğini kazanın. Politikacılar ve personel bu tür desteği önemserler.
    • Politikacılardan önce bürokrasiyle yakınlaşın. Belediyenin ilgili bölümlerinde işin yapılışını önceden araştırın. Personel içinde girişiminize destek verebilecek kişilerle bağlar kurmaya çalışın. Girişimi onlara pratik ifadelerle anlatın. Planlama aşamasındaki belediye çalışmalarına dahil edilip edilemeyeceğini araştırın. Bir pilot program geliştirilebilir mi?  Onları sonra daha geniş  programlara sıçrama tahtası olarak kullanabileceğiniz belli hedeflere ikna edin.
    • Kent konseyi olarak girişiminiz için destek olacak politik önderler bulmaya çalışın. Değişiklik gereksinimini dayatmadan konseyde en iyi kimin anlatabileceğini dikkate alın. Bu konsey üyeleri ile ön planda çalışın. Girişiminiz için arkanızdaki belde desteğinin gücünü ortaya koyun.

    1. Aşağıdakiler de dahil herşeyi düzene koymadan konseye gitmeyin: 
    • Beldede saygınlığı olan ve anahtar kesimleri temsil eden kişilerden oluşan bir yönlendirme grubu;
    • Girişiminiz için belirleyici temel gerçekler ve veriler;
    • Belediye öncelikleri ile uyumlu amaç ve hedefler;
    • Konsey içinde ve belediye bölümlerinde önderler ve ittifaklar;
    • Girişim için sağlam belde desteği; ve
    • Önerilen sürdürülebilirlik önlemlerini finanse edebilmek için sağlam bir teklif
    1. Değişiklikler yoluna girdiğinde kaydedilen aşamaları gösteren/ölçen göstergeler oluşturun. İnsanlar girişimin sonuçlarını görmeli ve hissetmelidir. Göstergeleri mümkün olduğu ölçüde belde amaçları ile ilişkilendirin.
    Kent Vizyonu Oluşturma

    Sürdürülebilir gelişim planları oluşturan kentlerin çoğu bir şekilde halkı sürece katmışlardır.   Örneğin, Racine , Wisconsin (85.000 nüfuslu) vizyon oluşturma sürecinin üretken ve açık olmasını sağlamak için aşağıdaki ilkeleri geliştirmiştir:
    “Kent vizyonu oluşturma süreci aşağıdakileri temel almalıdır:
    • Eşitlikçi ve adil olun ki,  tüm kent sakinleri sürece dahil olsun.
    • Süreç boyunca kentin genel demografik yapısını yansıtan birey ve örgüt fikirlerini oluşturun.
    • Kent sakinlerinin katılımını sağlamak için fikirlerin ve önerilerin öne çıkmasına yardım edecek değişik yöntemler belirleyin.
    • Kent halkının kabul etmesi ve sahiplenmesini sağlamak için basit, anlaşılır, olumlu, açık, şeffaf, güvenilir ve esnek olun.
    • Vizyonun oluşturulmasında ve gerçekleştirilmesine kent sakinlerinin ve örgütlerin sürece tam katılmasını öngören bir kültürün gelişimini destekleyin.
    • Sürecin sonunda  hem bireylerin hem de beldenin ortak yaşamının nasıl daha iyi olacağını göstererek bireylerin ve örgütlerin dikkatini çekin.
    • Kent vizyonunun oluşturulmasında ve gerçekleştirilmesinde gençliğe  öncelik verilmesi gereksiniminin farkında olun.
    • Belde halkının biran önce çözümler üzerinde çalışılmaya başlanması ihtiyacının farkında olarak olabildiğince kısa zamanlı planlarla çalışın.
    • Vizyon oluşturma  sürecini kent halkının genel amacı ile ilişkilendirin. Bu, vizyon oluşturmanın sürdürülebilir kent olma yönündeki çalışmaların sadece ilk adımı olduğunu gösterecektir.
    • Kent halkını öğrenen bir topluluk olmak için teşvik edin – öğrenmek sürekli gelişime önderlik eder”  (Johnson Foundation, 1997).

    Birlikte Yönetme

    Birlikte yönetme ifadesi, devletin kaynak yönetimi birimleri ile halk temelli kesimler arasında
    paylaşımlı karar almaya yönelik kapsamlı düzenlemeleri ifade etmek üzere geniş anlamda kullanılmıştır. Birlikte yönetme şimdilerde geniş anlamda “kamu mallarının” veya balık, su, yaban hayatı, ormanlar ve av sahaları gibi ortak kamu kaynaklarının  yönetimi sorunsallarının çözümüne katkıda bulunmak olarak anlaşılmaktadır.

    Birlikte yönetme düzenlemeleri tipik olarak bir veya daha fazla devlet birimi ile bir veya daha fazla toplum tabanlı gurubun birlikte çalıştığı katılımcı karar almayı ve bir veya daha fazla yönetim işlevini içerir.  Yönetim hedefleri (mesela sürdürülebilir hasat fiyatları) ile birlikte sorun çözme niyeti arasında belirgin bir örtüşme olduğu sürece, toplum tabanlı gurupların veya kesimlerin aynı güç, hak veya yönetim yetkesi düzeyinde olmaları gerekmez. Planlama tüm etkilenen gurupların kararlarda bir sözü olduğunda daha başarılı  gerçekleşir (Pinkerton, 1996).

    Birlikte yönetmenin örnekleri arasında  Batı Washington Eyaletinin cemiyet temsilcileri ile Washington Balıkçılık Bakanlığı arasında gerçekleştirilen, Somon balığı ile ilgili yönetim yetkesinin paylaşıldığı ve müşterek hasat planlamanın önemli unsurlarını yerine getiren anlaşma; batı Kanada’da bir ulusal koruma alanı konusundaki  Gwaii Haanas Sözleşmesi; ve Ontario’nun Temegami bölgesi hakkında Wendaban Hizmet Yetkisi anlaşması  gösterilebilir (Duffy, Roseland ve Gunton, 1996; Parks Canada, 2003; WDFW, 2004).

    Yerel Yuvarlak Masalar

    Yerel yuvarlak masanın amacı tam temsiliyeti sağlayan bir organ olmak, birçok farklı çıkarı  biraraya getirmek,  sürdürülebilirliğin sağlanması için fikirbirliği arayışı ve yerel gelişmeler konusunda tavsiyede bulunmaktır. Bu amaçlar birçok yöntem ve girişim aracılığı  ile sağlanır. Örneğin, yerel yuvarlak masa üyeleri çok kesimli temsiliyeti sağlamak üzere, uzlaşmak ve bölgede sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla bölgedeki çok farklı kesimlerden gelirler. Üyelik coğrafi temsiliyeti olduğu kadar, bilgi ve becerilerin karışımını, cinsiyet dengesini, ve etnik-kültürel çeşitliliği de dikkate alır.

    Yerel yuvarlak masalar araştırma, değerlendirme, yeni politika, plan ve girişim önerileri ve  izleme rapor ve verilerini biraraya getirerek yerel yönetimin etkinlikleri hakkında yorum ve tavsiyelerde bulunur.  Çalışmalarının önemli bir unsuru da konuşmacılar, özel etkinlikler ve yayınlar aracılığı ile halkı çevresel ve ekonomik sorunlar hakkında eğitmektir. Etkinlikler  yerel eylem guruplarının ağları ile birlikte hareket ederek  yerel sürdürülebilirlik sorunlarında halka  veri ve katılım sağlanmasıında yardım ederler (ORTREE,1995). Sürdürülebilirlikle ilgili  yerel yuvarlak masa girişimleri Kuzey Amerika ‘nın birçok  bölgesinde  düzenlenmiştir ve ulusal, federal ve bölgesel düzeylerde kullanılmaktadır (NRTEE;2004).


    Mahalle Konseyleri

    Belde düzeyinde, paylaşımlı karar alma değişik biçimlerde olabilir. Mahalle konseyleri beldenin gelişiminde katılımcı planlama yaklaşımına bir örnektir (CANC, 2004; Quebec Belediyesi, 2004; UNCHS, 2000; Clague, 1993).

    Mahalle konseyleri komşuların biraraya gelerek oluşturduğu örgütsüz birlikler olabildiği gibi kayıtlı, kar amacı gütmeyen sosyal ve yardımlaşma kurumları; ya da  belediye tarafından kurulmuş ve ona bağlı çalışan resmi kurumlar olabilir. Genellikle ayrılmış bütçeleri olduğu gibi özel projeler için bağış veya masraflarını karşılama üzere belediyeden küçük yardımlar alabilirler.

    Mahalle konseyleri mahalledeki her siteden  vey/veya yerel örgütlerden temsilci sağlanarak yapılanırlar. Etkinliklere eşgüdüm ve destek sağlamak üzere, tüm üyelerin düzenli olarak biraraya gelebilmesi için küçük bir yürütme organı seçerler.  Yürütme organı belediyenin bir sosyal plancısından veya planlama konseyinden de destek alabilir.

    Mahalle konseyleri mahalle sorunları/etkinlikleri ve mahalleyi etkileyen kent etkinlikleri hakkında mahalle sakinlerine bilgi akışını ve iletişimi sağlarlar. Mahalleliyi yerel sorunlarla ilgili belediyeye karşı savunuculuk da dahil olmak üzere planlama ve sorun çözme amacı ile ile biraraya getirirler. Mahallede guruplararası ve aileler arası iyi ilişkilerin geliştirilmesini kolaylaştırırlar, ve mahalle sakinlerinin sosyal, eğitsel, ekonomik, mekansal, çevresel, veya kültürel boyutlu her sorununu çözebilirler. Mahalle konseyleri belde hayatını güçlendirecek etkinlik ve projeler önerir ve üzerinde de çalışırlar.

    Mahalle konseylerine katılım insanlara demokratik katılımla ilgili becerilerini geliştirmek için bir  fırsatı verir. Mahalle konseyleri açık gündem ve esneklikle hareket ederek en az maddi kaynakla en fazla katkı sunarlar. Aynı zamanda sorunlarla ilgili belediyenin seçilmişlerinin görüşlerini iletebildikleri değerli bir kaynaktırlar.

    Mahalle örgütlenmeleri mahallenin yaşam kalitesini yükseltirler. Caddeleri temiz tutarlar, suçla mücadele ederler, çocukları eğitirler, rekreasyon programları düzenlerler, mahalle bahçeleri  oluştururlar, konut yaparlar, vs. Doğal olarak coğrafi temelli, gönüllülükle işleyen, sorun çözücü, harekete geçirici, çok amaçlı ve esnektirler (Dobson, 1995).

    Çalışmaları her zaman da takdir görmeyen, çok fazla kişisel zaman ayırmaya hazır, adanmış bir gönüllü çekirdeğine gereksinim duymaları mahalle konseyleri için kısıtlayıcı unsurdur. Ayrıca tek bir sorun gurubu ya da mahalleyi temsil etmeyen guruplar tarafından baskılanma riskiyle karşı karşıyadırlar. Dahası, demokratik katılım ve karar alma için becerilerin geliştirilmesi konusunda yardıma ihtiyaç duyabilirler.

    Kısıtlamalarına rağmen, mahalle konseyleri mahallelerinde liderlik, sorumluluk, ve birlikte iş yapma yönlerinden çok başarılıdırlar.  Seattle’ın mahalle birlikleri ekonomik gelişimde ve mahallelerin yeniden yaşama kavuşturulması projelerinde çok önemli yer aldılar (Seattle Belediyesi, 2004).  Mahalle birlikleri aile destek merkezleri, sağlık klinikleri, vs. kurulması için 65 milyon dolarlık bir paketin kabul edildiği bir Eğitim Zirvesi düzenlediler. Bu etki mühiş bir destek gördü.

    Portland’da 95 mahalle birliği ve semt koalisyonu Portland’ın tamamını temsil ederler ve gerçekten sivil olmanın her anlamında yerel yönetimin karar alma süreçlerine katılırılar (Portland Belediyesi, 2004).

    Amaç Odaklı Planlama

    Sürdürülebilir kent planlaması en iyi destek amaçlı bölgesel ve ulusal planlama çerçevesi bağlamında mümkün olur. Anahtar amaç odaklı planlamadır – yani, sürdürülebilir belde gelişimi için planlama. Bazı bölgelerde yönetişim sistemleri sağlıklı çevre için planlama ve yönetimde göreli başarılı olmuştur.

    Destek amaçlı ulusal planlama programları Fransa, Norveç, Finlandiya, ve Hollanda’da vardır. Kuzay Amerika’da vilayet veya eyalet kanunları her kasabanın alan kullanımının belli bölgesel çıkarlarla uyumlu olmasını zorunlu kılabilir ama asıl planlama sürecini yerel halka bırakır. Kanada’da İngiliz Kolombiyası  1990’ların ortalarında büyüme stratejileri kanununu devreye soktu. A.B.D’de buna benzer bir kanun sekiz eyalette şehir planlama için yeni güç oluşturdu: Florida, Georgia, Maine, New Jersey, Oregon, Rhode Island, Vermont ve Washington’da. Bu eyaletlerdeki tüm şehir ve kasabalardan enerji tasarrufu, açık alanların korunması, ve bütçeye uygun konut yapımı gibi belirli hedefler doğrultusunda kendi gelişim planlamalarını yapmaları istendi. Bu eyalet genelinde planlama gereksinimleri sadece bölgesel işbirliğini geliştirmiyor,  ama aynı zamanda kentlere alan kullanımı konusunda kapsamlı, uzun vadeli vizyon uygulamaları için ihtiyaç duydukları arka plan desteğini veriyor (Lowe, 1992; Florida, 2004; Georgia, 2003; New Jersey, 2004; Oregon, 2004; Rhode Island, 2004; Vermont, 2002; Washington, 2004).


    Sürdürülebilir Kent Planlaması

    Kuzey Amerika’daki tüm vatandaş örgütleri ve yerel yönetimler sürdürülebilir kent planlaması süreçlerine dahil olmuşlardır. Bazı dikkate değer girişimler A.B.D’de  Chattanooga ve San Fransisco Körfez Bölgesi, Kanada’da Ottowa, Hamilton-Wendtworth, ve Büyük Toronto, Brezilya’da Cuirtiba’dır.

    1969’da Chattanooga, Tennessee A.B.D’nin çevre kirliliği en yoğun olan kentiydi. 1990’da ülkenin en iyi dönüşüm hikayesi olarak gösteriliyordu. Bu nasıl oldu? 1984’te tüm kent halkı 2000 yılında kentlerinin nasıl olmasını istedikleri konusunda bir vizyon oluşturmaya çağrıldılar.  Sürdürülebilir kent gelişimi için ortak vizyon çalışmasında düşük maliyetli konut üretimi, halk eğitimi, ulaşım alternatifleri, daha iyi kent tasarımı, parklar, yeşil alanlar ve yaşanabilir mahallelere duyulan ihtiyaç halkının gündeminin ilk sıralarındaydı. Kamu kuruluşları, üreticiler ve vatandaşların enerjik işbirliği havanın temizlenmesi ve geriye giden kent yaşamına yeniden hayat verilmesinde başarılı girişimlerle sonuçlandı. Kentin ekonomik temelini yeniden kurmak, ekonomik gelişme ve çevre korumanın birlikte sağlanabileceğini kanıtlamak için bazı eko-endüstriyel parklar oluşturuldu. En önemlisi,  tüm katılımcılar kapsamlı, birbiriyle ilişkilendirilmiş ve stratejik süreçleri harekete geçirmeye karar verdiler (Bernard ve Young, 1996; Gilbert ve diğerleri, 1996).

    Kent Ekolojisi, kendileri için “Sürdürülebilir bir Körfez Bölgesi için Mavi Kitap” geliştirmek için beş yıllık bir katılımcı süreç başlattı.  Bu çalışma kent sakinlerine refah bir yaşam için yeni alternatifler sunmayı;  doğanın korunmasını, iyileştirilmesini ve insanların yaşamına katılmasını; sosyal, çevresel ve ekonomik adalet için çalışmayı: gelişim ve bölgeyi birbirine bağlayan ulaşım alternatiflerini iyileştirmeyi; kaynakların korunmasını ve yeniden kullanılmasını; yerel ve tarihsel özelliklere saygı göstererek tasarım yapmayı; kentte yaşayanların güçlü bir mekan, birlik ve sorumluluk duygusu geliştirmelerini sağlamayı temel alıyordu (Kent Ekolojisi, 1996). Raporda yer alan  95 öneri kitabın girişim ve araçlarının  yaygınlığını yansıtmaktadır. Sürdürülebilir kent planlama  San Fransisco’nun kent gelişiminin tamamlayıcı bir parçası olmaya devam etmektedir (San Fransisco, 2002).

    Belediye Başkanının desteği ile, San Fransisco Danışmanlar Kurulu’nun Sağlık, Aile, ve Çevre Komiteleri 1997’de anlaştıkları, belediyenin tüm komisyonlarının  ve bölümlerinin kararlarına yol gösterecek bir Sürdürülebilir Plan açıkladılar. Hava kalitesi, katı atık,  biyoçeşitlilik, gıda ve tarım 150 sayfalık planın en önemli 10 başlığı arasındadır. Planda ulaşım önerileri gelecek dört yıl içinde 10 araçsızlaştırılmış alan yaratılmasını, araç park vergilerinin arttırılmasını, yakıt vergilerini ve köprü geçiş ücretlerini arttırmayı, ve yoğun saatlerde araç kullanımının ücretlendirilmesini öngörüyordu. Sağ kesimden gelen eleştirilerde,  radyo sunucusu Rush Limbaugh ve konzervatif dergi National Review bunu “eko-totaliterizm” olarak adlandırdılar. San Fransisco, yoğun çevre planları olan Amerikan şehirleri Santa Monica, California ve Chattanooga’nun arasına katılıyordu (GreenClips, 1997; Langton,1997).

    Ontario bölgesindeki Ottawa’nın, halka danışılarak güçlü halk desteği ile oluşturulan  1992 Resmi Planı, sürdürülebilir kentsel gelişimi temel alıyordu. Kentin sürdürülebilir gelişim konusundaki kararlılığı Planın başında yer alan Görev Tanımı, Yol Gösterici İlkeler, ve Ottawa Vizyonu bölümlerinde  ifade ediliyordu. Bu bağlılığı yansıtmak üzere tasarlanmış  özel politikalar Planda yer alıyordu.  Örneğin, bütçeye uygun konut yapımını, boşluksuz ve yoğun yerleşimi öne çıkaran konut politikaları,  kaynak temelinin korunması ve iyileştirilmesi, yeterli barınma yol gösterici ilkelerini yansıtıyordu. Ulaşım politikaları toplu taşımayı, bisiklete binmeyi ve yürümeyi yaygınlaştırmayı destekleyerek otomobile dayalı olmayan ulaşımın arttırılması ilkesini yansıtıyordu. İlave olarak, plan gündelik pratiklerin ve gelişim projelerinin çevre üzerindeki toplam etkisini çözmek amacı ile tasarlanmış kentin çevre etki değerlendirme sürecini özetliyordu (ORTREE, 1995; Ottawa, 2003).

    Toronto’nun 75 km batısındaki Hamilton-Wendtworth bölge yönetiminde devam eden bir işbirliği süreci olan Sürdürülebilir Kent Girişimi, birlikte oluşturulmuş kent vizyonunu gerçekleştirmek için binlerce vatandaşın katılımı ile işlemektedir. Vizyon 2020’nin oluşturulduğu 1993 yılından beri bölge yönetimi vizyona ulaşmak için önemli politik kararların alınmasını gerektiren, belirli eylemler için 400’den fazla tavsiye ve izleme süreci için tek bir yaklaşımı içeren uygulama stratejilerini planladı. Yıllık Rapor Kartında Yıllık Sürdürülebilir Kent Gününe ve Vizyon 2020 hedefleri ile ilişkili değerlendirme sürecine temel oluşturan yirmisekiz sürdürülebilirlik göstergesi belirlendi. Sürdürülebilir Kent Girişiminin yerel yönetimin çalışma şekli üzerinde derin bir etkisi olmuş ve bir bisikletle ulaşım ağının geliştirilmesi, yaban hayatın korunması için yaşam koridorları yaratılması, ve bir ev-enerjisi ve çöp-izleme programının oluşturulması gibi konularda yerel yöntime belirgin iyileştirmelerin sağlanması yönünde liderlik etmektedir (Hamilton, 2003; ICLEI, 1995).

    1988’de, Toronto Sahili’nde bölgenin kullanımı, keyif alınabilirliği ve gelişimi ile ilgili konuları incelemek üzere bir Toronto (Göl, ç.n) Sahili’nin Geleceği için Kraliyet Komisyonu kuruldu. 1980’lerin ortalarında Toronto’nun sahil bölgesi utanç verici durumdaydı. Çevre kirliliği plajları kapatmış, halk ulaşımını ekspres yollar ve sıra halinde inşa edilmiş bloklar yüzünden engellenmekte; liman bölgesi zehirli  ve kirli endüstriyel sahalarla bozulmuş ve iyileştirme gayretleri federal, eyalet, bölge ve vilayet otoriteleri arasındaki hukuki kavgalarla boşa çıkarılmaktaydı. Toronto Belediye Başkanı David Crombie’nin başkanlık ettiği Komisyon, sahildeki sorunlarla ilgili geniş katılımlı halk toplantıları gerçekleştirdi.  Bu tartışmalarda alışılagelmiş, parçalı, sahile odaklı yaklaşımın işlemeyeceği hemen anlaşıldı ve kapsamı sahilden tüm sulak alana genişletmeye karar verildi. Komisyonun Büyük Toronto biyo-bölgesi adını verdiği bu geniş alanda sosyal ve ekolojik olarak karmaşık ilişkiler içinde dört milyon insan ve sayısız bitki ve hayvan türleri yaşamaktaydı.  Crombie Komisyonu’ndan önce biyo-bölgesel ve ekosistem planlama nosyonu profesyonel ve vatandaş planlama çevreleri dışında pek bilinen bir şey değildi ve ekonomi, halk ve ekolojiyi yeniden birleştiren pratik çabalarda önder rol oynayabileceği düşünülmüyordu. Bunun geçerliliği şimdi artık gerçek bir ihtimal olarak deneyimlenebilecekti (Gibson vd., 1997). Toronto Sürdürülebilirlik Sözleşmesi taslağı bu ilkelerin birçoğunu biraraya getirmektedir (Toronto, 2004).

    Brezilya’da Curitiba kendi bütünleşik ulaşım sistemi, arazi kullanımı planlaması, ve çöp yönetimi programlarını yapmak için çalışan bir kent olarak uluslararası ün kazanmıştır. Her ikisi de sürdürülebilir kent planlamanın iyi örnekleridir. Peki Curitiba hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için iyi örnek olmayı nasıl başardı? Kentin başarısı kısmen güçlü liderliğe bağlanabilir – kentin kurumları yerel düzeyde gerçekleştirilebilir ve değişen koşullara uyarlanabilir basit, esnek ve karşılanabilir çözümlerin geliştirilmesine yoğunlaştı. Ek olarak, “yönetim güçlü bir halk katılımını destekledi. Resmi kurumlar sorunlara bakma, halkla konuşma, ana sorunları tartışma, ve ancak ondan sonra kaleme sarılmayı tercih ediyordu” (Rabinovitch, 1996).

    Kentler ortak kent sorunlarına ortak çözümler üretebilmek için  çeşitli bölgesel birlikler ve ortaklıklar geliştiriyorlar. CO2 Azaltımı Programı, Uluslararası Yerel Çevresel Girişimler Konseyi (ICLEI)  tarafından yönlendirilen bir ortaklıktır. Uluslararası Kentler İklim Koruma Kampanyasına 27 ülkeden 100’den fazla yerel yönetim katılmıştır. Katılımcılar İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinde yer alan  CO2 salınımının 2005 yılına kadar en az %20 azaltılmasının gereklerini yerine getirmek için söz vermişlerdir. Bu girişimin bir parçası olarak,  ICLEI 14 kentte CO2 salınımının azaltılması için kapsamlı yerel eylem planları oluşturdu (Brugmann, 1996).

    Curitiba Belediye Başkanı Jaime Lerner’e uzun dönem danışmanlık yapan Jonas Rabinovitch’e göre Curitiba’dan alınması gereken ders, finansal kaynakların yerine yaratıcılığın geçebileceğidir. Zengin ya da fakir, herhangi bir kent, çevresel sorunların çözümünde kent sakinlerinin becerilerinden yararlanabilir (Rabinovitch, 1996). Tüm bu örnekler 1. bölümde bahsedilen sosyal sermayenin sürdürülebilir kentler yolunda anahtar önemde olduğunu göstermektedir.



    Kaynak: Toward Sustainable Communities: Resources for Citizens and Their Governments (Stacy Mitchell),   Bölüm 13 (Governing Sustainable Communities), Sayfa 190 -203.
    Çeviren : A. Serdar Denktaş (Akyaka Kent Konseyi Eski Başkanı)