ahmet çalca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet çalca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2013 Cuma

Akyaka'da 7 katlı binalar !

İki gün önceki bir gazete haberi bir kez daha Akyakalıların sinir uçlarına dokundu. Habere göre, Akyaka’da 19.300m2'lik bir hazine arazisi Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın (ÖİB) tasarrufuna geçmiş ve bu kurum da 1/5000 ölçekli nazım plana dayanarak söz konusu alan için 1/1000 ölçekli uygulama imar planını hazırlamış. Plan hazırlanmakla kalmamış, resmi gazetede onaylanarak kesinleşmiş bile! Plan tasarısı aslında Ocak 2013’te hazırlanmış, belediyeye kamuoyu ile paylaşılmak üzere gönderilmiş ve bir aylık yasal itiraz süresi sessiz sedasız geçmiş. Akyakalılar durumu ancak 5 ay geçtikten sonra bir gazete haberi ile öğrendiler. Gazetelerin haberinin kaynağı Akyaka Belediye Başkanı Ahmet Çalca.

Planın ne getirip ne götürdüğünü öncelikle uzmanların görüşlerini de alarak değerlendirmek, Akyaka imar planlarının dışında uygulamalara imkan veren olumsuzluklar varsa da bu duruma engel olmak için elimizden geleni yapmamız gerekir.

Ancak öncelikle Akyaka Belediye Yönetiminin Akyakalılara bazı soruların cevabını vermesi gerekiyor:


1) Yasa gereği Akyaka Belediyesi  imar plan değişiklik taslağı  kendisine gönderildiğinde hemen yöre halkına duyurması gerekirken neden bunu yapmamıştır? Bir aylık yasal itiraz süresi içinde Akyakalıların itiraz haklarını kullanmalarına neden engel olmuştur?

2) ÖİB’nin imar plan çalışması öncesinde Akyaka Belediyesi aslında iki parça olan söz konusu 3841 no.lu parselde tevhit yolu ile birleştirmeye gitmiş midir? 10.000m2’den büyük olan arazilerin yasa gereği ÖİB tasarrufuna geçtiği doğru mudur?  Doğru ise Akyaka Belediyesi hangi gerekçe ile böyle bir uygulama yapmıştır ? Bu konuda alınmış bir meclis kararı var mıdır, varsa kararı herhangi bir ortamda Akyakalılarla paylaşmış mıdır?

Evet, öncelikle yukarıdaki soruların cevabının verilmesi süreci daha iyi anlamak açısından önemli. Ancak her durumda şunu söyleyebiliriz; AKYAKALILAR SÜREÇ HAKKINDA ZAMANINDA BİLGİLENDİRİLMEDİKLERİ İÇİN MAĞDUR OLMUŞTUR VE BUNUN SORUMLUSU AKYAKA BELEDİYE YÖNETİMİDİR !

Planın ayrıntısına gelince; uzman arkadaşlarımız söz konusu imar planında Akyaka Çevre Plan Hükümlerinin temel alınması gerektiğinin belirtilmediği, bu nedenle 2,5 kat üzerindeki yükseklikte konutların yapılmasının söz konusu olabileceği bilgisini verdiler.  Akyaka Belediye Başkanı’nın da aynı noktaya işaret ettiğinin altını çizelim ve kendisine tekrar soralım: iki yıldır Akyaka’da 5 katlı binaların yapılmasına, böylece özgün mimari dokunun fiilen değişmesine ve yoğun yapılaşmaya izin veren  bizzat kendisi değil midir?   Ahmet Çalca'nın Yavaşkent anlayışı bu mudur ?




Elbette Akyakalılar olarak bu mağduriyetimize dayanarak İdare Mahkemesine dava açmalı ve sürecin başa alınmasını, imar planını inceleyerek kendi itirazlarımızı bildirme hakkımızı kullanmayı talep etmeliyiz.  Akyaka Yerel Yönetim Platformu da bu konu da üzerine düşeni yerine getirmelidir. Akyaka'da imar ve doğa katliamlarının baş sorumlusu olan Belediye Başkanı Ahmet Çalca'nın seçim öncesi ucuz kahramanlık gösterilerine ise karnımız tok.

Serdar Denktaş






 

28 Ocak 2012 Cumartesi

BELEDİYE BAŞKANI AHMET ÇALCA’YA İSTİFA DAVETİ !


Gerekçeler :

1) Akyaka Belediyesi, kendi iş makinaları ile özensiz çalışma sonucu  hasar verdiği İnişdibi caddesi, Mezarlık mevkiindeki kanalizasyon borusunu tamir etmeyerek açık alandaki çukurlara dolan foseptiğin yeraltı sularımızı kirletmesine yolaçmıştır. Tahribat alanında hiçbir önlemi alınmadığı için Akyakalıların can güvenliği tehdit altında bırakılmıştır. Halkın bu konudaki şikayetlerini aylarca duymazlıktan gelen belediye başkanı, ancak Kent Konseyi’nin Çevre İl Müdürlüğüne yaptığı şikayet sonunda kanalizasyonu tamir ettirmiştir.  Sorunları çözmeyen, halk sağlığına, çevre tahribatlarına  aldırmayan bir belediye başkanı istemiyoruz ! 

2) Halkın talepleri sonucunda 2008-2010 stratejik planında yer alan bahçe atıklarından organik gübre üretilerek halka ücretsiz dağıtılması öngörülmüş ve bu amaçla belediye tarafından biyolojik öğütme makinesi satın alınmış olmasına rağmen bu makine hiçbir şekilde amacına uygun kullanılmamıştır. Bu makinenin üç yıldır nerde olduğu ve ne amaçla kullanıldığı sorusuna da belediye yönetimi  tarafından doğru bir cevap verilmemiştir. Bu makinenin akibeti hala belli değildir.  Halkın vergileri ile yapılan bir yatırımın hesabını veremeyen,  halkın kaynaklarını israf eden, açıkça  yalan söyleyen bir belediye başkanı istemiyoruz ! 

3) Akyaka Belediye Yönetimi, Akyaka Vizyonunu gerçekleştirmek üzere halkın katılımı ile hazırlanan ve 2008 – 2010 yıllarını kapsayan stratejik plana neredeyse hiçbir şekilde uymayarak, plansız, programsız uygulamalarla Akyaka Vizyonuna yaklaşmak yerine her geçen gün uzaklaşılmasına neden olmaktadır. Plan uygulamaları,  dönemin sonunda belediye yönetimi tarafından halkın, kent konseyinin ve sivil toplum örgütlerinin değerlendirmesine sunulmamıştır. Bu plan hiçbir değerlendirmeden geçirilmeksizin başlığı 2010-2012 Stratejik Planı olarak değiştirilmiş ve içeriği nerdeyse aynı kalmıştır. Bu açıkça eski plan döneminin çok büyük oranda başarısız olduğunu göstermekte, Kent Konseyinin değerlendirme raporu da bu görüşü desteklemektedir.  Halkın taleplerini dikkate almayan, planlı çalışma becerisi gösteremeyen, katılımcılık, şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerini yerine getirmeyen bir belediye yönetimi istemiyoruz !

 4) Maliye lojmanı yanında belediye tarafından açılan çukur su dolu olarak aylarca halkın can güvenliğini tehdit etmiş, oluşturduğu çirkin görüntü nedeni ile turizmi olumsuz etkilemiştir. Vatandaşların şikayetleri de sözlü ve yazılı olarak defalarca belediye yönetimine iletilmesine rağmen çukur aylarca kapatılmamıştır. Kent Konseyi 7. Genel Kurul toplantısında da gündeme gelen şikeyetlerle ilgili olarak belediye başkanı Ahmet Çalca, çukuru belediye tarafından yıkılan maliye binasını herkesin görmesi için özellikle kapattırmadığını söylemiştir. Kişisel egosunu tatmin etmek adına halka eziyet çektiren bir belediye başkanı istemiyoruz !

5) Kadın Azmağı kenarında sazlıklar sökülerek, iş makineleri ile toprakla doldurulmakta, doldurulan alanlarda otopark ve ticari alan oluşturulmaktadır. Azmak içinde restoranlar tarafından oluşturulan adalarla Azmak’taki canlıların doğal yaşam alanı her geçen gün biraz daha işgal edilmekte, tahrip edilmektedir. Belediye yönetiminin bilgisi ve katkısı ile yapılan ve Özel Çevre Koruma Alanı’nın korunması ile ilgili yönetmelikleri hiçe sayan bu uygulamalarla Azmak’taki doğal yaşam her geçen gün biraz daha yok edilmektedir. Azmak Yönetim Planı hükümleri ilgili kurumlarca  onaylanmış olmasına rağmen belediye yönetimi tarafından uygulanmamaktadır   Yaptıkları ve yapmadıkları ile çevrenin katledilmesine neden olan belediye yönetimi istemiyoruz ! 

6) Akyaka’da yıllardır yaşanan çöp sorunu ile ilgili şikayetlere, çözüm önerilerine rağmen, sorun her geçen gün büyüyerek belde halkının yaşam kalitesini ve turizmi olumsuz etkilemektedir. Buna rağmen  Akyaka Belediye Yönetimi,  işlemediği artık ortada olan çağdışı yöntemlerde ısrar etmektedir. Çöp ve katı atık ayrıştırma sorununa etkin, çağdaş çözümler üretme becerisinden yoksun bir belediye yönetimi istemiyoruz !

7) Akyaka’daki trafik sorununun çözümüne katkı sağlamak üzere Atılım Üniversitesi ve Kent Konseyi katkısı ile yapılan çalışmalar sonunda plaj bölgesinde trafiğin yaya öncelikli olarak yeniden düzenlenmesi için alınan kararlar belediye tarafından gereği gibi yerine getirilmemiştir. Yaya dostu alan yaratma hedefi ile yapılan çalışmalar hiçbir şekilde bu hedefe ulaşmadığı gibi, gelişigüzel yol ortasına dikilen tabelalarla alan “tabela dostu” hale getirilmiştir. Uzman kuruluşların yaptığı değerli akademik çalışmaları uygulamadaki bilgisizliği ve isteksizliği nedeni ile yaşam kalitesini artırmaya yönelik bir katkıya dönüştüremeyen, tam tersine yaşam kalitesinin daha da kötüleşmesine yolaçan bir belediye yönetimi istemiyoruz !

8) Belediye Başkanı Ahmet Çalca, halkın huzurunda altına imza atarak taahhütte bulunmasına rağmen Akyaka Yerel Yönetim İlkelerine sadık kalmamıştır. Halka verdiği sözleri yerine getirmeyen belediye başkanı istemiyoruz !

9) Akyaka, Akyakalıların onayı ile sürdürülebilir bir kent yönetimi sağlayarak yaşam kalitesinin arttırılmasını amaçlayan Uluslararası Yavaş Kentler Birliğine üye olmasına karşın, belediye yönetimi uygulamaları ile birliğin ruhuna aykırı hareket etmektedir. Yavaş Kent  kriterlerinin yerine getirilmesi için taahhüdünü yerine getirmeyen belediye yönetimi  istemiyoruz !

10) Belediye Yönetiminin kararı ile Belediyenin Maliyeye ait alan üzerinde usulsüz ticari faaliyet yürütmesi nedeni ile Akyaka Belediyesi devlete ceza ödemeye mahkum olmuştur. Akyakalıların vergileri ile oluşan bütçe, belediye yönetiminin sorumsuz faaliyetleri nedeni ile boşa harcanmıştır. Vergilerimizi usulsüz uygulamalarla boşa harcayan  belediye yönetimini artık istemiyoruz ! 

11) Kent Konseyi 7. Genel Kurulu öncesi belediye başkanı  desteklediği aday için kent konseyi üyelerinden oy istemiş, desteklediği aday ile birlikte adeta seçim kampanyası yürütmüştür. Kent Konseyi tüzüğüne aykırı olmasına rağmen yeni kaydettirdiği üyelerin oy kullanmasını sağlamaya çalışmıştır. Kent Konseyinin demokratik işleyişine açık bir müdahele olan bu tutumu ile belediye başkanı Ahmet Çalca ayrımcı bir anlayışta olduğunu ortaya koymuştur.  Demokratik süreçlere müdahele eden bir belediye başkanı istemiyoruz !
 
Seçimle işbaşına gelen yöneticiler halka taahhütlerini yerine getirmek ve hesap vermek zorundadırlar.  Yukarıdaki maddelerin herbiri demokrasinin işlediği dünyada yöneticilerin derhal istifa etmesini gerektiren ağırlıktadır. Bu vahim yönetim zaaflarını ve  hakkında açılmış birçok yolsuzluk/usulsüzlük soruşturmalarını da dikkate alarak, Akyakalıların güvenini çoktan yitirmiş olan AKYAKA BELEDİYE BAŞKANI AHMET ÇALCA’YI  İSTİFAYA DAVET EDİYORUZ !

7 Ekim 2011 Cuma

Başkan Babamızın Sonbaharı

(Başlık Gabriel Garcia Marquez’in aynı isimli romanından alınmıştır)

Efendim, malumunuz Akyaka Kent Konseyi (AKK) 25 Eylül 2011 tarihinde bir genel kurul toplantısı yaptı, yeni başkan ve yürütme kurulu seçildi. Aslında bütün mevzunun bu olduğu ve kısa bir haberle aktarılmasının yeterli olacağı sıradan bir olaydı. Ama bu toplantı demokrasi anlayışımız üzerinde uzuuun uzun düşünmemizi gerektiren epeyce sıradışı olaylara sahne oldu. Bir çok dostumuzdan bu yaşananların Türkiye için oldukça sıradan, alışılmış, kanıksanmış hadiseler olduğunu, şaşıracak bir durum olmadığını duyduk…Ne yazık ki haklılar…

Sıradışılıkları aktarmaya bu yazı için seçtiğim başlık ile başlayayım. Malum mevsim itibarı ile sonbaharda bir sıradışılık yok ama “başkan babamız” üzerinde biraz durmamız gerekiyor. Başkan bildiğimiz belediye başkanı, Akyaka’nın…Babalık meselesi şöyle oldu; Genel kurul toplantısı gündem ve tüzük gereği kent konseyi başkanının açılışı ile (o zat ben oluyordum) başlayacakken birdenbire belediye başkanının sahne alıp kendini “değerli Akyakalılar”ın babası ilan etmesi ile başladı. Toplantı belediye toplantısı olmadığı gibi gündemde belediye başkanının babalık meselesi de yoktu… Neyse başkanımızın derdini hemen anlayabildik; genel kurul üyeliği için çok sayıda yeni üye kaydettirilmiş ve tüzük gereği yeni üyeler  toplantıda oy kullanamayacakları için  kendini hepimizin babası ilan edip tüzüğü boşvermemizi ve babamızın sesine kulak vermemizi,  bu yeni üyelerin “mağdur” olmaması için oy kullanabilmelerini talep ediyordu. Tüzüğün ve büzüğün birbirine karıştığı bir andı…

Belediye başkanı uzun süredir rahatsız olduğu kent konseyi yönetimini etrafta ifade ettiği şekli ile “devirmeye” karar vermiş, bu konuda bir kampanya başlatmış ve konseyin yönetimine kendisini her icraatında alkışlayacak bir yönetim oluşturmak için müthiş bir kararlılıkla çalışmaya başlamıştı. 

Peki  belediye başkanını bu kadar öfkelendiren ve demokratik süreçlere müdahele etmeye yönlendiren neydi ?  Kent konseyi Akyaka için kötü niyetli çalışmalar mı yapıyordu ? Kuruluş amaçlarına aykırı mı çalışıyordu, başarısız mıydı? Konseyin iki yıldır sürdürdüğü çalışmalar vicdanı olan her Akyakalı tarafından takdir ediliyorken, çalışmaları başarılı bulunduğu için ulusal ve uluslararası düzeydeki toplantılara katkı sağlamak üzere davet ediliyorken, üstelik bunları belediyeden hiçbir katkı almadan, gönüllü çalışmalarla başarıyorken başarısızlıktan sözedilebilir miydi?

Sorun kötü niyet ya da başarısızlık değildi. Sorun, AKK’nın belediye yönetiminin belde halkının kendi yaşamları ile ilgili aldığı kararlara katılmasına aracılık etmeye çalışmasıydı. Konseyinin bu görev anlayışı ile çalışması doğaldı, çünkü kent konseylerinin kuruluş amacı tam da buydu. Akyaka Kent Konseyi bu yönde birçok olumlu adımın atılmasına katkı sağlamıştı. Öncelikle tüzük değişikliğine giderek kent konseyi yönetiminde belediye başkanı ve belediye meclis üyelerinin yer alamayacağı maddesini ekledi. Türkiye’de birçok kent konseyinin belediye yönetimlerinin vesayeti altında bağımsız ve eleştirel tavır geliştiremedikleri düşünüldüğünde bu değişiklik çok önemliydi.

Yerel seçimler öncesinde tüm başkan adaylarının birlikte imzaladıkları  Akyaka Yerel Yönetim İlkeleri’nin hazırlanmasına ön ayak olmuş, sonrasında da bu sözleşmenin takipçisi olmuştu.  Sürdürülebilir bir kent yaşamına ulaşabilmek için oluşturulan olan Akyaka Vizyonu’na sahip çıkmış ve vizyonun gerçekleşmesi için belediyeyi teşvik etmiş, destek olmaya çalışmıştı. Vizyona ulaşmak için çok iyi bir planlama gerektiğinin farkında olarak belediyenin Stratejik Planını önemsemişti. Bunu da yeterli görmeyerek  eylem planlarının bir çerçeve programa oturtulmasının sürdürülebilir kent yönetimi için çok yerinde olacağını düşünmüş, ve Cittaslow - Uluslararası Yavaş Kentler Birliği’ne üyelik için çalışmalar yapmayı önermiş ve belediye yönetimi de kabul etmişti. Kent konseyi özverili çalışan gönüllüleri ile bu süreci başarı ile tamamlamış ve sonunda Akyaka örgütün üyeliğine kabul edilmişti.

Sözleşmeler, çerçeve programları, Cittaslow derken AKK biraz daha ileri giderek  bir şey daha talep etmişti, Akyaka Belediyesinde yönetim etiğinin oluşturulmasını: şeffaf, katılımcı  ve hesap verebilir bir yönetim anlayışının geçerli kılınmasını… Çünkü  Akyaka sıradan bir belde değildi, doğanın cömertce sunduğu birçok güzelliğe sahipti ve oluşturduğu vizyon,  ancak bu şekilde bir yönetim anlayışı ile gerçekleştirilebilirdi. En önemli zenginliği olan, biyolojik çeşitlilik ve özgün mimarinin korunabilmesi ve sürdürülebilir bir kent yaşamı  oluşturabilmek için yapılan onca çalışmanın sonuca ulaşabilmesi için bu etiğin oluşması gerektiğini söylemişti . Israrla…

AKK katılımcılık konusunun kurumsallaşması yönünde bir adım daha atarak Yavaş Kent üyeliği onaylandıktan sonra başlayan yeni süreçte tüm yerel paydaşların içinde yer alacağı bir ortak çalışma platformu kuruluması için çalışmışt. Cittaslow Yönlendirme Komitesi adı ile kurulan bu komitenin çalışma yönergesinin hazırlanmasına da öncülük etmişti. Oluşturulan  yönerge belediye yönetimi de dahil tüm paydaşların imzası ile yeni bir taahhüte dönüştürülmüştü.  Buna göre, artık Akyaka’nın geleceği ile ilgili kararlar tek başına belediye yönetimi tarafından değil, Akyakalıların katılımı ile, ORTAK AKIL ile birlikte alınacaktı. Cittaslow kriterlerini yerine getirmek için eylem planları birlikte oluşturulacak, paydaşlar planların gerçekleştirilmesinde, izleme ve değerlendirilmesinde de sorumluluk alacaktı. Bu, belediye yönetiminin asli görevlerini yerine getirmede çok önemli bir rahatlama getirecekti; belediye yönetimi artık hizmet kalitesini arttırmaya yoğunlaşabilecekti, çünkü kararlara sahip çıkan güçlü bir sivil toplum ile birlikte çalışıyor olacaktı.

Buraya kadar okuyan dostlar içlerinden, vay canına Akyaka’da ne güzel şeyler olmuş, oluyor diyeceklerdir. Dediklerini biliyorum, çünkü biz bunları yapmaya çalışırken Türkiye’nin birçok yerindeki kent konseyleri ve sivil toplum örgütlerindeki dostlarımız çalışmalarımızı ilgiyle takip ediyor ve bizi yürekten destekliyorlardı. Başarılı olmamızı, Türkiye’de mücadelesi verilen katılımcı demokrasi anlayışına güzel bir örnek oluşturmamızı diliyorlardı. Telefonları ile, e-postaları ile desteklerini esirgemiyorlardı. Sağolsunlar… Gerçekten umutlu olmak için çok şey vardı.

Ama bir demokrasi cennetinde yaşamadığımızı da biliyorduk. Şimdi madalyonun diğer yüzünde neler olduğuna bakalım.

Diğer tarafta belediye yönetimi de Akyaka Vizyonu’nu nerdeyse dağa taşa yazarak güya bu vizyona sahip çıktığını söylerken, katılımcı bir süreçte hazırlanan stratejik planı rafa kaldırmış ve plana uygun çalışmak meclisin hiçbir şekilde gündeminde olmamıştı. Kent konseyi plan döneminin sonuna gelindiğinde hazırladığı stratejik plan değerlendirme raporu ile bu durumu ortaya koymuş ve belediye yönetimine sunmuştu. Planlama ile uygulama arasında olağanüstü uyumsuzluklar vardı, bütçe harcamaları büyük ölçüde plandışı bir keyfiyet içinde yapılmıştı.  Ne yazık ki bu dönemin değerlendirmesi belediye yönetimi tarafından  yapılmadan ortaya hemen yeni dönem planı çıkartılmıştı. Böylece, eski dönemi unutun artık ortada yeni plan var deniyordu. Kent konseyi, eski dönemin değerlendirilmesi yapılmadan, hatalardan dersler çıkartılmadan, üstelik halkın tamamen devredışı bırakıldığı bir süreçte yeni dönem planının yapılmasının kabul edilemez olduğunu belediye yönetimine bildirmişti.

Diğer yandan kent konseyi beldenin sorunları ile yüzleşmek için “Sorunlarımızı Görelimfotoğraf kampanyasını yürütmüş, oluşturduğu çalışma grupları ile Akyakalıların gönderdikleri fotoğrafların temel alındığı raporlar hazırlamıştı. En önemli sorun çevre tahribatlarıydı ve  özellikle Kadın Azmağı üzerinde yoğunlaşıyordu. Çöp ve geridönüşümlü atıkların toplanması diğer bir önemli sorundu…Gittikçe artan araç trafiği nedeni ile caddeler yaya dostu olmaktan  çıkıyordu…Akyakanın peyzaj çalışmalarına ihtiyacı vardı…Tüm bu sorunlarla ilgili değerlendirmeleri ve çözüm önerilerini belediye yönetimine sunuyorduk…

Belediye meclisi toplantılarına katılmayı çok önemsiyorduk, çünkü halkın gündeminin belediye yönetimine taşınması ve bunların takip edilmesi gerekiyordu. Katıldığımız toplantılarda çevre tahribatlarından, özensiz ve plansız çalışmalar sonucunda kötüleşen yaşam kalitesinden söz ediyorduk ve bunlarla ilgili önlem alınmasını talep ediyorduk.

Kent konseyinin açıklıkla yürüttüğü ve Akyakalılarla paylaştığı tüm bu çalışmalar belediye yönetimi tarafından hoş karşılanmıyordu. Öyle ki, belediye başkanı kent konseyine gönderdiği bir mektupla konseyin web sitesinde yayınlanan yazıların, belgelerin yayından kaldırılmasını bile talep etmişti. Elektronik bültenlerimizden rahatsızdı. Ağustos ayında katıldığımız son meclis toplantısında Azmak tahribatlarının, belediyenin açtığı ve adeta bir ölüm tuzağı olarak ortalık yerde duran çukurun kapatılması konusunun görüşülmesinin gündeme alınmasında ısrar ettiğimizde toplantıyı terk etmemizi isteyerek varlığımızdan rahatsız olduğunu artık açık olarak ortaya koymuştu. Belediye başkanı bu toplantıda rahatsızlığını kişiselleştirerek bu sorunları gündeme getirmekle ilerde belediye başkanı olmaya niyetlendiğimi, bu yüzden politik gösteri yaptığımı söyleyebildi.  Belediye başkanı aslında  güzel yurdumuzda birçok muktedirin uykularını kaçıran ortak karabasanı deşifre ediyordu farkında olmadan, birgün iktidarı bırakmak zorunda kalmak…Çevre, insan sağlığı, can güvenliği, yaşam kalitesi, bunlar teferruattı…

Belediye başkanı kısaca kent konseyinin eleştirel tutumundan rahatsızdı. Belli ki belediye yönetimi ile iyi geçinecek, hesap sormayacak, şeffaflık talep etmeyecek, aldığı kararlara vatandaşı karıştırmayacak ve çalışma gündemini kendisinin belirleyeceği bir kent konseyini tercih ediyordu.

Sonuç olarak kent konseyi Akyakalıların ortak aklı olmaya çalışırken, belediye başkanı açısından artık ele geçirilmesi gereken, vesayet altına alınması gereken bir iktidar alanına dönüşmüştü.  “Başkan babamız” kendisine itaat edecek “evlatlar” istiyordu. Akyakalıların belediyenin kalitesiz “hizmetlerinden” ve keyfi uygulamalarından canı burnuna gelmişken, işi gücü bırakıp kent konseyi yönetimini devirmek için çalışmalara başladı.

Bir belediye başkanı üzerine vazife olmayan bir konuda müthiş bir rahatlıkla, açıkça bir kampanya yürütebildi.  Desteklediği aday ile birlikte üyeleri telefonla aramaktan, ziyaret etmekten ve kent konseyinin varolan yönetiminin gitmesi gerektiğini, bu yüzden kendi desteklediği adaya oy istemekten çekinmedi. Bazı Akyakalılara göre başkan belediye seçimlerinde bu kadar aktif çalışmamıştı. Hatta Akyaka uzun zamandır almadığı hizmetleri almaya başlamıştı, mesela aylardır doğaya akan kanalizasyon kongre sabahı alelacele toprakla kapatılmıştı. Genel kurul toplantısına her türlü tüzüğe aykırı talepler belli ki çok ayrıntılı çalışılmış ve gündeme getirilmişti. Ne yapıp edip bu maç alınacaktı…Ve başarıldı…

Şimdi “devrilmiş” konsey yönetiminin başkanı olarak son birkaç şey söylemek istiyorum.  Başkanlık seçiminin ikinci turunda adaylıktan çekilme kararımın birçok üyeyi üzdüğünü biliyorum. Öncelikle kendilerini hayal kırıklığına uğrattığım için ben de üzgünüm. Ancak neredeyse 6 saat süren ve yaşamımın hçbir döneminde tanık olmadığım böylesi bir iktidar hırsının nesnesi durumuna gelmek benim için çok fazlaydı. Kurulması için onca mücadele vermiş, emek harcamış birisi olarak kent konseyini hiçbir zaman bir iktidar savaşının alanı olarak düşünmemiştim. Ayrıca kent konseyi başkanlığı kendi adıma bir “kariyer” alanı hiç değildi. Kent konseyini ortak aklın oluşabileceği bir alan olarak görmüştüm, her ne kadar Türkiye’de bu anlamda olumlu örnek fazla olmasa da… Salonun savaş hali, benim açımdan zaten çoktan kaybedilmiş bir hayalin resmiydi.  Kongre öncesinde bir dönem daha başkanlık yapmak istemediğimi ve kan değişiminin gerektiğini düşündüğümü zaten çevremdeki arkadaşlar biliyorlardı.  Kent konseyi kuruluş amacına uygun çalışmak üzere sorumluluk alacak herhangi bir üyenin başkanlığında devam etmeliydi. Ama ortaya çıkan tek adayın belediye başkanı ile birlikte yürüttüğü kampanya ile amacını ortaya koyması ile seçim kent konseyi açısında bir varoluş mücadelesine dönüşmüştü. Kent konseyi belediye vesayetinde değil, bağımsız hareket ederek bu kadar çalışmayı başarabilmişti ve öyle de devam etmeliydi.  Başlatılan çalışmaların bu anlayışla devam etmesini isteyen arkadaşlar arasında başka aday olmayınca çalışmaların sonuca ulaşması için bir dönem daha devam etmeye ikna olmuştum. Ama genel kurul toplantısında belediye başkanının öncülüğünde organize edilen ve sahnelenen çirkinlikler, hiçbir kural tanımayan, kazanmak için herşeyin mübah sayıldığı bir maç havasına sokulan başkanlık seçiminin bir parçası durumuna düşmek kendi adıma utanç vericiydi. Bu yapı içinde seçilsem dahi, ne başkan olarak ne de yürütme kurulu üyesi olarak çalışmaya devam edemeyeceğimi anladım ve adaylıktan çekildim.  

Bu mücadelenin bittiği anlamına gelmiyor. Kent konseyi demokratik bir yerel yönetim anlayışını hakim kılmak için yararlanılacak araçlardan yalnızca birisi olabilir. Kent konseyi ile olmuyorsa başka araçlarla sesimizi yükseltiriz ve demokrasi mücadelesi devam eder. ”Muktedirlerin” Akyaka’da bize dayattığı, yaşamak zorunda bıraktığı bu kötü hayatı kabul etmiyeceğiz ve buna karşı kesmeye çalıştıkları sesimizi bundan böyle daha özgürce yükselteceğiz. 2011 yılı dünyanın birçok yerinde insanların yaşamlarına hükmeden totaliter anlayışları birer birer bertaraf ettiği, “baharların” yaşandığı bir yıl. Akyaka’da da sonunda aklın, vicdanın ve sevginin kazanacağı bir baharın yaşanacağına tüm yüreğimle inanıyorum.  Yaşam kalitemizi, doğamızı bozan, belde halkının vergileri ile oluşturulan bütçeyi keyfince harcayan ve hesap vermeye yanaşmayan bu  "kara düzen" yerel yönetim anlayışı çoktan miyadını doldurdu ve sürdürülebilir olmaktan çıktı. Artık yönetim etiğinin kurumsallaştığı, şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı bir anlayışın hakim kılındığı köklü bir değişiklik zorunlu hale geldi. Bunun için de bunları daha fazla talep etmemiz, sesimizi daha fazla yükseltmemiz ve daha fazla hesap sormamız gerekiyor. Bu yolda çalışacak herkesin, her kurumun yolunun açık olmasını diliyorum.

Serdar Denktaş