şeffaflık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şeffaflık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2011 Salı

Şeffaflık çağrısı

Akyaka Kent Konseyi yöneticilerine…
Kent konseylerinin; yerinden yönetim, hesap verilebilirlik, şeffaflık ilkelerini hayata geçirmek üzere kurulan bağımsız organlar olduklarını biliyoruz.
Kent konseyi öncelikle kendisi şeffaf olmalı ki, yerel yönetimden şeffaflık talep edebilsin.
Bu nedenle,
Yeni kent konseyi başkanımızın yazmanlığını yaptığı 4.Genel kurul toplantısı tutanağının web sitesine konulmasını (istediğimiz halde zamanında teslim edilmediği için sitede eksik kalmıştı)
7.Genel kurul toplantısı tutanağının web sitesine konulması, yeni kent konseyi yürütme kurulunun, yedek üyelerinin açıklanmasını
Yürütme kurulu toplantı tutanaklarının web sitesine konulmasını
Kent konseyi toplantı çağrılarının e-mail ve belediye anonsları yoluyla yapılmasını (e-mail listesini teslim etmiştik)
Kadın meclisi ve gençlik meclisi seçimlerinin yapılmasını
Türkiye Kent Konseyleri Platformu toplantılarına kent konseylerinin yürütme kurulu üyelerinin katılabileceği halde 17-18 Aralık 2011 tarihinde Atakum/Samsun’da yapılan toplantıya kent konseyi başkanımız dışında katılan kişinin Akyaka kent konseyini hangi sıfatla temsil ettiği
Konularına açıklık getirilmesini istiyoruz.
                                                                                                                                             Devrim Bayar

10 Aralık 2011 Cumartesi

Stratejik plan fiyaskosunun hesabı ne zaman verilecek?

Akyaka Belediyesi, Akyaka Vizyonunu gerçekleştirmek üzere halkın katılımı ile 2008 – 2010 yıllarını kapsayan bir stratejik plan hazırlamıştır. Belediye yönetimi hazırlanan plana neredeyse hiçbir şekilde uymayarak, plansız, programsız uygulamalarla Akyaka Vizyonuna yaklaşmak yerine her geçen gün uzaklaşılmasına neden olmuştur. Plan uygulamaları,  dönemin sonunda belediye yönetimi tarafından halkın, kent konseyinin ve sivil toplum örgütlerinin değerlendirmesine sunulmamıştır.  Stratejik plan hedefleri ile ilgili belirlenen performans göstergeleri ile ilgili hiçbir veri Akyakalılarla paylaşılmamıştır.  Stratejik Plan belgesinin girişinde uyulacağı söz verilen katılımcılık, şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerinin gereğini yerine getirmek için  hiçbir çaba gösterilmemiştir. Hiçbir değerlendirmeden geçirilmeyen planın başlığ,ı 2010-2012 Stratejik Planı olarak değiştirilerek yeni dönem planı olarak sunulmuştur. Bu açıkça eski plan döneminin çok büyük oranda başarısız olduğunun itirafıdır. Kent Konseyinin değerlendirme raporu da bu görüşü desteklemektedir. 

Bu plansız, şeffaf olmayan, hesap vermeyen yönetim anlayışı ile Akyaka Vizyonu'na ulaşılması tamamen hayaldir. Aksine, her geçen gün vizyondan daha da uzaklaşılmakta, yaşam kalitemiz biraz daha bozulmaktadır. Akyakalıların vergileri ile oluşan Belediye bütçesi plansız programsız harcanarak israf edilmekte, ödenemeyen borçlar nedeniyle kamu kaynaklarımız ipoteklenmektedir. Şeffaf, hesap verilebilir ve katılımcı olmayan bir yönetim anlayışı ile bir kentin "Yavaş Kent" olabilmesi ise zaten baştan kaybedilmiş bir davadır. 

Belediye başkanı ve belediye meclisi üyeleri neden Akyakalıların taleplerini (Akyaka Vizyonunu) gerçekleştirmek üzere hazırlanan stratejik plana uygun yönetim göstermediğinin hesabını vermelidir.  

Serdar Denktaş

Bedava tatil cenneti Akyaka !...Söz verdiğimiz gibi...

16/17 Nisan 2010 tarihlerinde CHP’li milletvekili hanımlarından oluşan yaklaşık 30 kişilik bir grup, konaklama, yeme/içme ve tekne gezisi masrafları Akyaka Belediyesi tarafından karşılanarak Akyaka’da tatil yaptılar. Elbette beldemizde kimsenin tatil yapmasına  karşı olamayız, ancak belediye bütçesi Akyakalıların vergileri ile oluştuğuna göre böyle bir “misafirperverliğin” Akyakalıların bilgisi ve onayı ile olması gerekmez miydi?


Belediyenin misafirperverliği duyulduktan sonra Kent Konseyi'nin Belediyenin 2008-2010  yıllarını kapsayan stratejik plan gerçekleşmesini değerlendirdiği raporuna da konu edildi. Yapılan harcamanın belediyenin güya benimsediği "şeffaflık" ve "hesap verilebilirlik" ilkeleriyle ters düştüğü vurgulandı.  Akabinde, içinde benim de yer aldığım kent konseyi yürütme kurulu üyelerinin katıldığı Mayıs 2010’daki belediye meclisi toplantısında konu yeniden gündeme getirildi. Konsey üyeleri tarafından belediye başkanı ve meclis üyelerine belediye bütçesinden böyle bir harcamanın gerçekleşip gerçekleşmediği soruldu. Belediye başkanı önce bu harcamayı şahsen karşıladığını söylediyse de, sorulan ayrıntılı sorular karşısında masrafların belediye bütçesinden karşılandığını itiraf etti. Gerekçe olarak yerel seçimler öncesinde parti teşkilatına verilmiş sözü olduğunu ifade etti.  Bazı meclis üyeleri de bu durumun etik olmadığını ifade ettiler.

Etik olmadığı bilinmesine rağmen “verilmiş söz” dolayısı ile böyle bir karar alınmıştı. Başka kaynaklardan da doğrulattığımız bu harcamalar daha sonra stratejik plan değerlendirme raporumuza belediye başkanının yazılı olarak verdiği cevapta yeniden inkar ediliyordu. Partili yandaşlara ayrıcalık olarak adlandırılabilecek bu partizan tutumun belediye başkanının temsilcisi olduğu CHP'nin ilgili organları tarafından incelenerek sorumlular hakkında gereğinin yapılmasını bir Akyakalı olarak talep ediyorum. 
CHP Genel Merkezi,  üyelerinin neden oldukları bu suistimal için Akyakalılardan özür dilemelidir. Eğer bu misafirperverlikte bir yanlış görmüyorlarsa da partinin "halkçılık" ilkesinin ne anlama geldiğini bize  anlatmalıdırlar. Ahmet Çalca,  Akyakalıların vergileri ile oluşan kamu kaynağının Akyakalılara hizmet yerine keyfi olarak partizanca harcanmasının baş sorumlusu olarak istifa etmelidir. Belediye Meclisi üyeleri de seslerini çıkarmayarak bu suistimale ortak oldukları için aynı şekilde  istifa etmelidirler.

En hafif deyimle "etik olmayan" bu tutum karşısında yalnızca belediye yönetiminin değil Akyakalıların yaklaşımının da sorgulanması gerekiyor. Öncelikle bu etik sorunun farkında olan partinin belde teşkilatı ve üyeleri seslerini çıkarmayarak bu rezalete seyirci kalmışlardır. Tabi burada diğer siyasi partilerin de hissesine düşen bir eleştiri var. Beldede teşkilatı olan siyasi partileri sadece seçim döneminde propaganda çalışmalarında görüyoruz. Seçim sonuçlandıktan sonra kaybeden partiler  politika alanından neden kayboluyorlar? Politika yalnızca "iktidar" sahibi olmak için mi yapılır? Vatandaşın hakkının hukukunun korunması için muhalefet konumundaki bu partilerin temsilcileri neden seslerini çıkartmazlar? Sakın duymadıklarını, görmediklerini söylemesinler, en azından kent konseyi sorunu meclis toplantısında dile getirdikten sonra farkındaydılar.  Evet, muhalefet görevini yerine getirmedikleri için bu  partilerin de bu suistimalde sorumluluğu vardır.

Bir çift söz de sivil toplum örgütlerine; sorunu bildikleri halde üzerine gitmedikleri için  onlar da kötü bir sınav vermişlerdir. Hiçbir Akyakalı sivil toplum örgütünün bülteninde, web sitesinde ya da toplantılarında bu rezaletin konu edildiğine şahit olmadık. Faaliyet alanları ne olursa olsun, kamu yararına çalışan STÖ'lerin her türlü kamusal hak ihlalinin karşısında olması ve sorumluluk alması gerekir.

Şimdi hepimizin şapkayı önümüze koyup düşünme zamanı. STÖ'ler, parti teşkilatları ve tek tek vatandaşlar.  Seçtiğimiz temsilcilere neden  bu kadar "serbest" hareket alanı tanıdığımızı, neden hiç hesap sormadığımızı, neden vergilerimizi mirasyedi gibi harcamalarına seyirci kaldığımızı kendimize sormalıyız. Bir yandan kötü yönetimlerinden şikayet ederken  neden seçtiğimiz temsilcilere icraatlarının hesabını sormuyoruz? Üyesi olduğumuz siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerindeki temsilcilerimizin neden bu soruları ilgililere yöneltmediğini de sormalıyız. Ve sorularımıza dürüst cevaplar aramalıyız. Yüz karasından kurtulmak istiyorsak önce kendimizle bu yüzleşmeyi yerine getirmeliyiz. "Temiz toplum" olmak için suya sabuna dokunmak zorundayız.

Serdar Denktaş