18 Ocak 2013 Cuma

Akyaka’nın UNESCO Dünya Mirası Listesine Alınması…

12-14 Ocak 2013 tarihli gazeteler Belediye Başkanı Ahmet Çalca’nın şu sözlerine yer verdiler:

“[…] Büyükşehir Yasası ile beldelerinin Ula ilçesine bağlı bir mahalle haline geleceğini, bu nedenle bazı endişelerinin bulunduğunu belirten Çalca, ''Gökova Körfezi'nin kıyısında yer alan ve aynı zamanda Sakin Şehir unvanı bulunan, pek çok kararla koruma altında tutulan Akyaka'nın ve Gökova Körfezi'nin geleceğini garantiye almak için UNESCO'ya başvuracağız. UNESCO'nun Dünya Mirası Listesi'nde Akyaka'nın Gökova Körfezi ile yer alabilmesi için gerekli endemik bitkilere, kum köpek balığına, su samuruna, Akdeniz foku gibi nesli tükenmekte olan hayvanlara, kuş türlerine, Sedir Adası kumsalına, tarihi ve kültürel özelliklere sahibiz''


 “… Akyaka aynı anda Mavi Bayrak sahibi ve Türkiye’deki 5 sakin kentten (Cittaslow) birisi. Nail Çakırhan evleri ve azmakları ile ünlü Akyaka aynı zamanda Doğal SİT, Kentsel SİT, Arkeolojik SİT kararları ile koruma altında. Ayrıca Özel Çevre Koruma Bölgesi. Böyle bir yerin geleceğinden kaygı duymamak gerekir, ama yasalar, kararlar yetki sahiplerinin, uygulamacıların ellerinde bir anlam kazanır. O nedenle Akyakalılar olarak beldemizi ve bölgemizi nasıl korumaya devam edebiliriz endişesi ve arayışı içine girdik. Amacımız Akyaka ve çevresini gelecek kuşaklara korunmuş olarak aktarmak. Akyaka’nın doğal doğası ile, tarihi ile, biyolojik çeşitliliği ile korunabilmesi için UNESCO’ya başvurup, Dünya Mirası listesinde yer almasını sağlamak istiyoruz. …” (www.aydin24.com/akyakalilar-beldenin-dunya-mirasi-olmasi-icin-to...)

Gerçekte Akyakalılardan çok, Başkanın parti örgütünden katılımcılara hitaben söylenen bu sözler, samimiyeti bakımından inandırıcı olabilseydi keşke!  Çünkü konuşulan “söz”ler sadece, konuşanların eylemiyle de tutarlı ise gerçek söz oluyor ve anlam taşıyor.

İnandırmıyor, çünkü bu sözler, üç gün önce Akyaka’nın gözbebeği Kadın Azmağı kıyısındaki 150 dönüm sazlık alanı ve içindeki canlı yaşamı yok eden yangın için basına "Tek tesellimiz can kaybı olmaması" demeci vererek, insan türü dışındaki doğal yaşama içinde zerre kadar saygı, sevgi ve birliktelik duygusu beslemediğini kanıtlayan aynı Belediye Başkanına ait…  Belediyelerin en temel ve eski görevlerinden biri olan yangın söndürme işinde bile yeterli donanımı kuramamış; ama örneğin son bir-iki aydaki uygulamalarında, aynı Azmak içine iş makineleri ve kepçe ile dalıp, kıyısında ve Kale çevresinde doğasıyla uyumlu yürüyüş yolları yerine sadece araç trafiğini artırıp hızlandıracak 17 metre genişliğinde yollar yapmak için hem Azmak’ı doldurmaktan, hem de orman ve ağaç dokusunu yok etmekten çekinmeyen bir icraatın sahibi Belediye yönetimine ait… Evet, Akyaka’nın geleceği için hatta bugünü için kaygı duyuyoruz; çünkü belde sakinlerince aktif olarak seslendirilen bu kaygıya kulak tıkayan Başkanın da dediği gibi, “yasalar, kararlar yetki sahiplerinin, uygulamacıların ellerinde bir anlam kazanı(yo)r.

Şimdi, örneğin 2011 yılında Yavaşkent (Slowcity) adını aldıktan sonra onun gereklerini yerine getirme yönünde Belediye’nin gerçek hiçbir çaba göstermeyip (gösterenleri de engelleyip), tersine “yavaşkent” düşüncesiyle hiç uyuşmayan ve Akyaka’nın doğasının hızla bozulmasına, beldenin geçmişte nitelikli turistleri kendine çeken özgün kimliğinden uzaklaşıp (hızlanan iç-içe yapılaşma ve araç trafiği, orman içine yapılan araç yolları, peşpeşe açılan süpermarketler, tarımsal üretimden ve kendi mutfak kültüründen kopuş, vb ile) sıradanlaşmasına yol açan uygulamalar sırasında bu “ad”ın sadece bir tanıtım markası olarak kullanılması sürecine bakınca … Bütün bilimsel ve samimi uyarılara rağmen, sözüm ona turizmi geliştirmek adına bugünkü kısa vadeli kazançların, beldenin geleceğinde nasıl geri dönülmez kayıplara gebe olduğu görülemiyorsa… Kimse kusura bakmasın; aynı zaman diliminde yapılan bu konuşmalar, içinde aktarılan bilgilerin ve biyolojik çeşitlilik gibi kavramların gerçekte hiç kavranmamış ama gerektikçe satılmak üzere ezberlenmiş bir yatırım malzemesi yapıldığını düşündürüyor.

Bölgenin, beldenin sakinleri olarak Belediye Başkanına sormak gerekir:

“Yavaşkent” adımız kâğıt üzerinde kaldı; kâğıt üzerinde bir “Kent Konseyi”miz var (2 yıl önceki son Genel Kurul öncesi yapılan üyelik başvuruları bile beklemede); kâğıt üzerinde bir de “Sakin Kent Derneği”miz oldu, ayrıca yine kâğıt üzerinde “Dünya Mirası Kenti” sayılsak gerçekte ne fark eder? Doğal, tarih ve kültür mirasımızı belde yönetimi ve halkı olarak biz kendimiz sahip çıkıp korumuyorsak, bize rağmen, hangi uluslar arası örgüt nasıl koruyabilir ki?

Bu UNESCO başvurusu da, Akyaka halkını bezdiren mevcut icraatı bu kez bütün Gökova Havzasına yaymanın aracı mı yapılmak isteniyor ve bunun için mi yetki isteniyor yoksa?

Şahsen ben, önceki her iki yerel seçimde oyumu verdiğim bu Belediye Yönetimine, özellikle doğayı tahrip eden son uygulamaları nedeniyle; ve en azından mevcut çevre koruma mevzuatının işletilmesi ve geliştirilmesini, belde halkının topyekun gelişmesi yararına hizmet edecek farklı uygulamaları savunan belde sakinlerine -işine gelmediği için- “dağdan gelenler” diyerek kışkırttığı yerli-yabancı ayrımcılığı yüzünden, inancımı kaybettim. 

Yine de dileğim o ki, yapılan yanlışlar çok geç olmadan idrak edilir ve durdurulur, beldede farklı bir turizm ve gelişim politikasını birlikte geliştirmenin önü açılır ve belde/ bölge sakinleri ile gerçek bir “söz ve eylem bütünlüğü” kurulur.

Bu sizce naif bir dilek midir? Ya da öyle kalmaması için, verili duruma/ koşullara teslim olmadan onu değiştirmek için, sizce ne yapmak gerekiyor?

İmkânsız görünenin düşünü kurmak, bunun “söz”ünü yani felsefesini ve program-planını birlikte tasarlamak, bu inançla emek-zaman-enerjimizi birleştirmek olabilir mi, ne dersiniz? 
Serap Özdeniz

17 Ocak 2013 Perşembe

Sazlıkta çıkan yangında doğal yaşama bir darbe daha vuruldu

7 Ocak 2013 tarihinde Kadın Azmağının ovaya bakan tarafında sazlık alanda çıkan ve rüzgarın şiddetiyle yayılan yangında çok büyük bir sazlık alan yandı. Birçok kuş türünün üreme alanı olarak kullandığı ve barındığı, bu özelliği nedeni ile özel çevre koruma alanı olan bölgede doğal yaşam büyük zarar gördü.

Azmak yangını için basına "Tek tesellimiz can kaybı olmaması" demeci verip, yanıp ölen doğal yaşama içinde zerre kadar saygı, sevgi ve birliktelik duygusu beslemediğini kanıtlayan Belediye başkanının, aynı Azmak'ın "biyo-çeşitliliği", vs..vs.. konulu ezber oyunlarından biri daha! Anlaşılan bu kavramlar, gerçekte hiç kavranmamış (kağıt üzerinde cansız, mekanik olarak okunup satılacak) "yazılar"dan ibaret.
 

Serap Özdeniz


16 Ocak 2013 Çarşamba

Muhalefetlerarası İlişki

            Kaleden doğru seyretmek Akyaka'yı öyle güzel. Batı'ya döndüğünüzde Sakar uzanıyor; volenli bir etek gibi onu sarınmış çam ormanları dalga dalga seriyor yeşilini açıklı koyulu. Hafif bir rüzgar tenini okşarken taşın, ağacın, mavi bir saten gibi gökle birleşmiş denizde dalga yok.

            Anayolun sesi, Azmak'tan gelen tur tekneklerinin sesi, buradan pek de duyulmuyor. Kuş sesleri, sincap sesleri ve bir de Akyaka'dan buralara kadar çarpan çocuk sesleri...Belli ki oyun oynuyorlar. Çocuk seslerini işitebileceğimi düşünmezdim buralardan, şimdi, şu eski kaleye çıkmamış olsam. Hafif hafif dalgalanan sazlıkların güzel rengi; Tarkovskice salınışlar bunlar, ruh dalgırları. Rüzgar dediğimiz şairdir aslında, var olan her şeye dokunabilir; var olan herşeye değgindir bir şair: Öylesine bir yaşama becerisi ve mahir bütün varlıklarla ilişki kurma hususunda. Ve aslında diyorum ki bir insana en çok yakışan da şairliktir. Bu durumda rüzgardan öğrenecek çok şeyimiz var. Daha çok koşmalı insan rüzgarın peşisıra. Bu güzellik bakanı da güzel kılıyor.

            "Doğa" deyip totalleştirdiğimiz ve kendimizden ayırdığımız parçanın, deneyim haline dönüştüğünde dille, şu yoksul(!) dille ifade edilemeyecek öyle dehşetengiz tatları var ki ne kamu adına, ne belediyecilik adına, ne  turizm adına dokunmamak gerekir onlara. Ancak safdil bir temenniden öte bir şey değil bu söylediğim. Zira gayet örgütlü bir güç ilişkileri düzeni üzerine oturur belediyecilik, turizm gibi alanlar kamu düzeni içinde ve insanca olan tüm bağları parçalar, sınıflar, ayırır ve duyguları aşağılar.

            Son yıllarda, Türkiye'de farklı farklı alanlarda yapılan muhalefetlerin dağınıklığı bir sorun olarak kendisini daha çok duyurur oldu; muhalefetlerin birliği bir ihtiyaç olarak da kendisini duyuruyor. Tabi ki yeni bir sorun değil bu, örgütlenme muhalefetin her zaman gündeminde olmuştur. Öğrenci hareketleri, çevre hareketleri, işçi hareketleri, memur eylemlilikleri ve diğer pek çok hareket arasındaki kopukluğu nasıl gidermek gerekir bilmiyorum. Üstelik bunun bir reçetesi de yok! Ancak bu farklı farklı muhalefetler arasında bir tür yatay bir ilişki geliştirmek gerekiyor. Böylesi anları Hrant Dink'in öldürülmesine karşı muhalefette, Roboski katliamında, Hes'lere karşı mücadelede, belki en yenilerde üniversite öğrencileri ve akademisyenlere karşı ODTÜ'de öne çıkmış olmakla birlikte bütün üniversitelerde şiddetini giderek artıran baskı politikalarına karşı muhalefette kısmen de olsa gördük. Ancak öyle sanıyorum ki bu ayrı ayrı patikaların daha genel platformlarda bir araya gelme ihtiyacı kendini duyuruyor. Akyaka söz konusu olduğunda da Akyaka'daki sivil toplum, demokrasi, yavaş şehir ve ekoloji tartışmaları ve bu bağlamda bir muhalefeti bünyesinde buluşturan Akyaka Platformunun zaman içinde, ki o zamanı güncel politikalar da belirleyecektir, başka yataklarla buluşacağını düşünüyorum. Anayasa çalışmaları ne yazık ki bu bağlamda bir buluşma alanı olamadı. Bizler belki böylesi geniş muhalefetlerin zamanını tayin edemeyebiliriz ancak bir yandan da bunun bilincinde olabiliriz. Ve içinde bulunduğumuz platformların, kuruluşların gündemlerine bu bağlamda tartışmalar, öneriler ekleyebiliriz. Sözünü ettiğimiz duruma tersinden baktığımızda ise farklı platformlar arasında ilişki kurulmadığında ya da bir muhalefet hareketi başka muhalefetlerle desteklenmediğinde yalnız bırakılmış oluyor, görmezden geliniyor ve çok daha güçlü ve yüksek bir mücadele doğamıyor. Bu farklı farklı muhalefetlerin farklılıklarını korumakla beraber ortak bir mücadele alanında da buluşmaları iktidardan pay istemek ve iktidara ortak olma arzusunun pratikleri açısından gereklidir sanıyorum ve artık iktidardan pay istemenin de zamanı gelmiştir.

            Bu yazıyı bana Türkiye gündemi ve Ece'nin platforma daha büyük ekonomik bir güçle birleşme doğrultusundaki önerisi ilham ediyor. Güzelim kalenin Akyaka'nın her yanından görülebilsin diye etrafındaki ağaçların kesilip, üstüne bir de bir yangınla çıplaklaştırılıp, müdahale edilmemiş halini hatırlıyorum ve lütfen diyorum belediyelere bir yerleri daha iyi yapacağız derken bozmayın, ellemeyin, bir şey yapmayın artık! Bizlere müdahale edilmemiş bir "doğa"yla da karşılaşma fırsatı verin. İşte iyimser bir temenni daha, çok yüceltilen insanın bile bir "artifact" bir ürün olduğu toplumda, nesne olarak çoktan gözden düşürülmüş ve kullanım ve değişim değeri olarak bakılan doğaya itibarı nasıl teslim edilebilir? İnsanlık onuru, o itibarı ancak mücadele geleneği içinde ve o gelenekle olan bağlarını hatırlayarak iade edebilir diyorum okumak için yanımda getirdiğim Maurice Blanchot'un Son İnsan'ını ve Rimbaud'un Cehennemde Bir Mevsim'ine cevap bekler gibi bakarken. Ne de olsa O Rimbaud'du "Ben bir başkasıdır" diyen ve Blanchot idi insanın gerçek cemaatini oluşturanın ölüm olduğunu hatırlatan. Ancak bizi ezilenlerin ve direnişin geleneğine bağlayan iki büyük düşünür Marx ve Benjamin yokluğunu burada hissettiriyor. O boşluğu doldurmak için o rehberleri bir kere bir kere daha hatırlamanın zamanı hiç geçmiyor.
 
Saliha Yazgaç

 

 

 

 

15 Ocak 2013 Salı

Belediye'nin ormanda yol açma inadı Akyaka'yı adım adım bir felakete sürüklüyor !


Ormanda Belediyenin açmakta olduğu yol dolayısı ile dik yamaçtaki orman dokusunun tahrip edilmesi ve çöplerle karışık olarak dökülen binlerce ton moloz, meydana gelebilecek bir heyelan nedeni ile bir felakete kapı aralamış durumda.   Yol yapım çalışmasının derhal durdurulması talebi ile BIMER'e 13.01.2013 tarihinde verilen dilekçe aşağıdadır.
 
Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde yer alan Akyaka Beldesinin girişinin yaklaşık 100 metre öncesinde orman içine doğru Akyaka Belediyesinin çöp ve moloz dökmek sureti ile açmakta olduğu yol çok önemli bir çevre tahribatına yol açmanın yanında, alt tarafında yeralan yerleşim birimleri için de gittikçe büyüyen heyelan tehlikesinin doğmasına neden olmuştur. Yaklaşık 250 Akyakalının 8 Eylül 2012 tarihinde katıldığı bir eylemle Akyaka Belediyesinin bu girişimi protesto edilmiş ve bu yolun inşaatının derhal durdurulması bir basın açıklaması ile talep edilmiştir. Akyaka Belediye Başkanı Muğla’daki çöp toplama alanlarına gönderilmesi gereken çöpler için maddi imkanı olmadığı, moloz dökmek için de Muğla Çevre ve Şehircilik  İl Müdürlüğünün kendisine yer göstermediğini gerekçe göstererek inşaat ve hafriyat malzemelerinin dökümüne devam etmektedir.

 
Barındırdıkları zengin biyolojik çeşitliliğin korunarak gelecek kuşaklara sağlıklı bir çevre bırakılması  adına Özel Çevre Koruma Alanı ilan edilen bölgelerde hiçbir Çevre Etki Değerlendirme çalışması yapılmaksızın bu türlü çalışmalara izin verilmesi kabul edilemez. 2009 yılında bitirilen SMAP III Gökova Projesinin Muğla Üniversitesi tarafından hazırlanan bilimsel raporlarında  aynen şöyle denilmektedir :

 
“İnsanların ormanların içlerine kadar ulaşmalarına olanak tanıyan orman yolları, canlı türlerinin rahatsız olmalarına neden olmaktadır. Sahada doğal afet tehlikesiyle karşı karşıya olan Bu alanlar, neredeyse fay hattı üzerine kurulmuş olan Akyaka’dadır. Özellikle Akyaka’nın hemen gerisindeki tepelik alanda birikmiş olan yamaç molozları, yerleşim birimini tehdit etmektedir. Bu nedenle, olası bir depremde meydana gelecek toprak kayması konusunda acilen çalışmalar yapılması zorunludur.” (SMAP III Gökova Projesi, EK-1: Gökova İç Körfezinde Flora ve Fauna, Sayfa 23)

 

Bahsi geçen yol çalışması,  ilgili alanda insanlar da dahil olmak üzere tüm canlıların yaşamını tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Muğla – Marmaris yolunda önemli masraflarla ve mühendislik çalışmaları ile yapılmış olan duble yolda dahi, benzer coğrafi özellikler taşıyan bölümünde son bir yıl içinde şiddetli yağmurlar sonucunda dört kez heyelan meydana gelmesi, Akyaka’daki bu uygulama için de uyarıcı niteliktedir.

 
Muğla Valiliği, Özel Çevre Koruma Kurumu (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı) ve Akyaka Belediyesi,  ortakları oldukları SMAP III Gökova Projesindeki sorumluluklarını hatırlayarak, bu projenin bilimsel çıktılarında yer alan uyarıları dikkate almalı ve felaket daha büyük boyutlara ulaşmadan sözkonusu yol çalışmasını derhal durdurmalı, yol insan ve araç trafiğine kapatılmalı ve imar planından da çıkarılmalıdır. Özel Çevre Koruma Alanlarında yapılacak bu tür çalışmalarda mutlaka ÇED çalışması yapılmalı ve yapılmış olan bilimsel çalışmalar dikkate alınmalıdır; gerkirse özel çevre koruma yönetmelikleri bu doğrultuda revize edilmelidir.

 Gereğinin yapılmasını saygılarımla rica ederim.

 
Alpserdar Denktaş

14 Ocak 2013 Pazartesi

Akyaka’da yükselen değer : Şaka Turizmi

Bilen bilir; bir Akyaka Vizyonu vardır ve bu vizyonda doğanın korunması, kitle turizminden kaçınarak doğayı tahrip etmeyen alternatif turizm anlayışlarının geliştirilmesi hedeflenmiştir.
 
 
Akyaka Yavaşkent olunca Vizyonda yer alan bu ifade daha da bir öne çıktı. Alternatiflerin neler olabileceği üzerinde  henüz turizmciler çok fazla kafa yormamışken belediyenin uygulamaya koyduğu bir proje müthiş bir isabetle bu boşluğu doldurma kapasitesi taşıyor.



Projenin ne olduğu merak ettiniz biliyorum, hemen konuya giriyorum. Bilen bilir, İnişdibi Caddesi üzerinde, Su Sarnıcının yanından yukarı doğru çıkan sokağın adı Barzalar Sokak’tır. Bu sokak şimdilerde Belediyenin  hayata geçirdiği Kale Çevresi Yol Güzergahı Projesi çerçevesinde  granit taşla kaplandı.  İşçilerin aylarca süren özverili çalışmasını hayranlıkla izlemiştim. Bu arada Su Sarnıcının hemen yanına, projenin kimlik bilgileri bir tabela üzerinde sergilenmeye başlandı. Projenin maliyetinin 1.8 Milyon TL olduğu da bu bilgilerin arasında yer alıyor. Bir yıl süren proje nihayet yeni yılın ilk haftası içinde tamamlandı.
 
Bu zorunlu genel bilgilerden sonra şimdi turizme şakacı bir geçiş yapacağız. Projenin bittiği gün, sokağın başındaki evlerden birinde ikamet eden bendeniz, sabah erken saatte sokaktan gelen hummalı bir faaliyetin sesleri ile merakla dışarı çıktım. Ne göreyim; aralarında resmi görevlilerin de olduğu anlaşılan bir grup insan bir takım kazıkları sokak üzerine çakmak için noktalar belirliyorlar. Şakanın, turizmin bununla ne ilgisi var dediğinizi duyar gibiyim, az daha sabır lütfen. Yahu bu kazıklar benim evimin önündeki yolun da, belediyenin granit kaplamasını henüz bitirdiği yolun da ortasına çakılıyor !  Meğersem yıllardır Barzalar Sokak diye adres verdiğim, Akyaka'nın ana caddeleri sefil durumdayken granit kaplayacak kadar önemsenen bu tali yol, hemen yanından geçen ve  ve belediyenin islah etmek için stratejik planlar yaptığı dere yatağı (5 yıldır bir türlü ödenek bulunamadığı için gerçekleşemedi) ile birlikte özel mülkmüş ! Yani Belediye imar planına burası yol diye işlemiş ama kamulaştırmasını belli ki yapmamış. Ama resmi anlamda altyapının hazır olduğundan hareketle sokak üzerinde birçok evin yapılmasına onay vermiş. Şimdi de içinde dere yatağının ve Barzalar Sokağın bir bölümünün bulunduğu bu arsanın sahipleri belediyeye arsası üzerinde bir takım çalışmalar yapmasından dolayı bozulmuş olacak ki etrafını çitle çevirmeye karar vermiş. Ben artık evden çıktığımda burun buruna gelmek durumunda olduğum bu tuhaf duruma nasıl alışacağımı, bundan sonra posta adresi olarak nereyi vereceğimi kara kara düşünürken kale çevresinde granit kaplı yol üstünde  araba ile gezmek için heveslenen vatandaşların hayal kırıklığını nereye koyacaktım? Halbuki bir ören yerine patika ile yürüyerek ulaşmak yerine onca zahmet ve masrafa girilerek granit taş kaplı araç yolu inşaatı henüz tamamlanmıştı.
Tuhaf olsa da bunun  eğlenceli yönü olduğunun hakkını veren ama turizmle ilgisini kuramayanlardan azıcık daha sabır rica ediyorum. Kanuni’nin Rodos seferi sırasında lojistik destek için inşa edilen su sarnıcı Akyaka’ya gelen turistler için önemli çekim noktalarından biridir. Yazın bazen kafileler halinde gelerek sarnıcı gezerler ve fotoğraflarını çekerler. Ben de bu faaliyetlere evimin balkonundan şahit olurum. Şimdi kale dolayısı ile kültür turizmine katkı olsun diye granit kaplanan yol, bu amaca hizmet edemeden iptal edilirken başka bir turizm kapısı açılıyor ve turistler bu kez iptal edilen yolun ortasına çakılan kazıkların fotoğrafını çekmeye geliyorlar. Alışıldık turizm anlayışına göre sezon dışı bir zaman olmasına rağmen birkaç gündür hatırı sayılır sayıda yerli ve yabancı turistin üstelik daha çalışma tamamlanmadan olay yerine geldiğine ve fotoğraf çektiğine bizzat şahit oldum. Akyaka’nın turizmi oniki aya yayma hedefi böylece sağlanacak sanırım. Zira, hem tarihi, hem “kültürü” bir kareye kolayca sığdırmanın mümkün olduğu bu noktada yeni bir "ören yeri" ortaya çıkıyor.   Açıkçası "Kale Çevresi Yol Güzergahı Projesi" barındırdığı müthiş potansiyeli ifade etmek için biraz yetersiz geldi bana. Bu dahice en ince detayına kadar düşünüldüğünden kuşku duymadığım turizm şekline ben Şaka Turizmi dedim. Belki projeyi hayata geçirenler daha uygun bir isim düşünürler.
 
Ha, bu arada aslında bizim cebimizden çıkan 1.8 Milyon TL'nin kazıklanmış bir yol için çok fazla olduğunu düşünebilirsiniz. Bu yaratıcı projeye yapılan yatırım artan turizm girdisi ile kısa zamanda kendini ödeyecektir.  Burada bir parantez de kazık çakma çalışmalarının nasıl özenle yapıldığına açmak istiyorum. Çitle çevrilen alan tarihi sit alanı olduğu için Anıtlar Yüksek Kurulunun iki görevlisi de çalışmalara gün boyu nezaret ediyor. Kale Çevresi Yol Güzergahı Projesini onaylayan kurumun da, proje biter bitmez kapatılması çalışmalarına nezaret eden kurumun da aynı olduğunu düşününce burada çelişki gibi görünen durumun aslında aşama aşama uygulamaya konulmuş daha kapsamlı başka bir projenin parçası olduğunu düşünmeden edemedim. Yani büyük resmi, Şaka Turizmini görmeye çalışmak gerekir, yoksa yanılabiliriz. Bu proje kapsamında kale duvarları uzaktan da görülebilsin diye kale çevresinde yok edilen  orman, Azmak kenarında otoban genişliğine çıkarılan yol, kalenin daha yukarısında orman içine otoban genişliğinde açılmakta olan yol, hepsi bu büyük resmin içinde bir yere oturuyor. Kuşkunuz olmasın.

Kazık çakma çalışmalarında gösterilen  hassasiyet için açtığım parantezi bir örnekle kapatayım; çit için kullanılan kazıklar özenle seçilmiş. Tarihi sit alanına metal ya da beton kazık çakılması gerçekten de hoş olmazdı. Ahşap kazıkların granit kaplı yolun üzerinde sergilediği doğallık ve uyum, kurumlarımızın doğal ve kültürel alanlarda kullanılacak malzemenin seçiminde ne kadar hassasiyet kazandıklarını göstermesi açısından ayrıca sevindirici. Zira şaka ciddiyet ister.

Artık Akyaka'ya kazandırılan  bu yeni ören yerini biran önce görmek istediğinizi tahmin edebiliyorum. İşleri dolayısı ile hemen tatil programı yapamayacak durumda olan uzaktaki dostlar şimdilik  eklediğim bu birkaç fotoğrafla idare etsinler. Hazır gelmişken beni de görmek, birlikte çay içmek isteyen dostlar tel örgüleri geçemeyecekleri için lütfen telefon etsinler, birlikte kazıksız bir yol bulmaya çalışırız.

Serdar Denktaş
(Belediye evim için başka bir sokak buluncaya kadar yeni adresim:  Kazıklı Barzalar Sokak No:2)



10 Aralık 2012 Pazartesi

AYYP- Azmak Çalışma Grubu Faaliyet Raporu

           Akyaka Yerel Yönetim Platformu (AYYP)’nun 15 Eylül 2012’de gerçekleşen ikinci genel toplantısında dile getirilen sorunları …belli bir sistematik içinde… Öncelikleriyle orantılı bir ağırlıkla işleyecek bir program çalışmasına başlanması ve bu çalışmanın başlangıç adımının, odağının Azmakla ilgili etkinliğin oluşturması kararı alındı. Azmak Çalışma Grubu (AÇG) bu doğrultuda çalışmaları yürütmek üzere 15 gönüllünün katılımıyla aynı toplantıda kuruldu.

Faaliyetlerin Dökümü (16 Eylül – 4 Aralık)

İlki 16 Eylül’de, sonuncusu 4 Aralık’ta toplam 6 toplantı yaparak çalışmalarını tamamlayan AÇG, bu süre içinde aşağıdaki etkinlikleri gerçekleştirdi:

1.     24 Eylül 2012 tarihli, 180 imzalı dilekçeyle Çevre ve Şehircilik Muğla İl Müdürlüğü’ne Azmağın 3621 Sayılı Kıyı Kanuna tabi olup olmadığı soruldu. Daha sonra gerçekleştirilen Kadın Azmağı Sempozyumu’nda ilgili kurum yetkilisinin kendisine yöneltilen aynı soruya “tabi değildir” yanıtına karşılık, bugüne değin dilekçemize yazılı bir yanıt verilmedi.[*]

2.     Hem Belediyeye hem de Çevre ve Şehircilik Muğla İl Müdürlüğüne verilen 28 Eylül 2012 tarihli dilekçelerle Azmağı daha fazla tahrip edeceği belli olan “Azmak Kıyı Bandı Peyzaj Projesi”nin yasal dayanağı soruldu. 11 Ekim’de Çevre ve Şehircilikten gelen yanıtta: “Akyaka Belediyesi resmi web sitesinde bahsedilen “Azmak Kıyı Bandı Projesi” ile ilgili Müdürlüğümüzde onaylı bir proje bulunmamakta olup, Bakanlığımız(Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü)da konuyla ilgili onaylı bir proje bulunup bulunmadığı” sorulacağı belirtildi.  2 Kasım 2012 tarihli belediyeden gelen yanıt ise tatmin edici olmaktan çok uzaktı. Ancak, karmaşık ifadelerden projenin bir onama sürecinden geçmediği anlaşılabiliyordu. Hâlihazırda bu projenin yürütülmesi ÖÇK Şube Müdürlüğünce konu netlik kazanıncaya kadar askıya alındı.

3.     Kadın Azmağı Sempozyumu hazırlık çalışmaları sürerken sempozyuma sunum yapmak üzere davetli olan ÖÇK Şubesi tarafından Azmak içindeki yapay adacıklara iş makineleri marifetiyle müdahale edildi. Oldukça özensiz yapılan ve bu nedenle kendisi bir tahrip nedeni olan müdahalenin biçimi ve kapsamı BİMER’e verilen 22 Ekim tarihli bir dilekçe ile soruldu. Bu dilekçeye henüz yazılı bir yanıt gelmedi.[*]

4.     Aynı süreç içinde sempozyuma kısa bir süre kala “Kale Çevresi Yolu Güzergâhı Projesi” içinde Azmak kıyısında Belediye tarafından yapılan çalışma (kıyının doldurulması ve taş yığılarak yapay kenar çizgisi oluşturulması) ÖÇK Şubesi tarafından durduruldu.

5.     Kadın Azmağı Sempozyumu, disiplinli ve özverili bir çaba ile tüm tarafların biraraya getirildiği, mevcut durumun sergilenip sorgulandığı, sonrasındaki adımlara ışık tutan, son derecede zihin açıcı bir etkinlik olarak 130 kişinin katılımıyla 20 Kasım’da gerçekleştirildi. (Sonuçları aşağıda ayrıca irdelenecek.)

6.      Belediyenin “Kale Çevresi Yolu Güzergâhı Projesi” kapsamında kalan yolu kıyıya doğru genişletme amaçlı Azmağı doldurma girişimleri karşısında, bu ve benzer girişimler asıl kaynağını 1997 yılı onaylı Akyaka İmar Planı’ndan aldığından hareketle, mevcut planın revizyonu ve o zamana kadar da yürüyen projelerin durdurulması talebiyle 26 Kasım tarihinde Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne başvuruldu. Akabinde Akyaka Belediyesinden yürürlükteki imar planının tüm paftaları yazılı olarak talep edildi.


Kadın Azmağı Sempozyumu
 
 
1.   Sempozyuma ilgili tüm tarafların ve iyi bir katılımın sağlanması, programın baştan sona aksamadan ve açıklandığı biçimde yürütülmesi, sonuç ve etkileriyle başlangıç hedeflerine erişilmesi AYYP’nun meşruiyetini Akyakalılar ve ilgili kurumlar nezdinde daha da pekiştirdi.

2.   Kuruluşundan bu yana geçen dört aylık süre içinde yürüttüğü eylemliliğe önemli bir katkı yaparak, AYYP’na yönelik yapılan spekülasyonları boşa çıkardı. AYYP’na değişik gerekçelerle mesafeli duran kişi ve kurumların bundan böyle aynı katı tutumu sürdürebilme olanakları, tamamen değilse de büyük ölçüde ellerinden alındı.

3.    Her etkinlik gibi, sempozyum da bize bir yandan yeni üyeler kazandırıp güç katarken, kendi zayıf taraflarımızı da gösterdi. Ani gelişmeler olduğunda tutum belirlemek üzere, hareket yeteneğimizi geliştirecek biçimde yapılanmamızı gözden geçirmemiz gerektiği ortaya çıktı.

4.   Sempozyum sık sık sık unutulan bir gerçeği Azmak özelinde yeniden anımsattı: Doğa bir bütündür, parsellere ayrılarak korunamaz; Akyaka’nın doğası da Gökova Körfezi’nin ayrılmaz bir parçasıdır.

5.   Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesine yönelik bilimsel öngörü, saptama, uyarı ve önerileriyle bölgenin korunmasında tartışılmaz bir öneme, geleceğe sahip olması gereken SMAP III Gökova BKAY Projesi 2009’dan bu yana beklediği tozlu raflardan AYYP tarafından indirilerek sahiplenildi.

6.   Sempozyum, katılan tarafların içinde belki de en fazla AYYP’nin zihnini açtı. 1997 yılı onaylı Akyaka İmar Planı’nın Yavaşkent kriterlerine -başta doğanın korunması- aykırı olduğu, Belediyenin doğanın tahribi ile sonuçlanan tüm uygulamalarının meşruiyetini bu plana dayandırdığı, bu nedenle köklü bir revizyona gidilmesinin bir zorunluluk olduğu anlaşıldı.

7.   Sempozyumun en belirgin sonucu, özel çevre koruma bölgesi içinde olmasına, ilgili sayısız mevzuata vb. rağmen her geçen gün Azmağın sahip olduğu doğal zenginlik ve çeşitliliği kaybetmekte olduğu gerçeğini ve bunun nedenlerini sergilemiş olmasıdır. Sadece Azmak’ta değil, Akyaka’da gerçekleşen doğaya yönelik tüm tahribatlarda eksik olan;  öncelikle yaygın ve egemen olanın aksine, doğanın pazarlanacak bir meta olmadığı ve insanın doğanın üstünde değil, onun bir parçası olduğu bilincidir. İkinci olarak da Azmak dâhil, Akyaka’nın gerçek bir koruma zırhına sahip olmayışıdır.

 
Sonuç


1.     Azmak 90 öncesinde olduğu gibi, daha kapsamlı bir koruma zırhına kavuşturulmalıdır. Bunun için, hem SMAP III Gökova BKAY Projesi’nde yer alan “kullanma suyu” niteliği saptamasına, hem de Kıyı Kanunu’na atfen, Azmağı mutlak koruma alanı içine alacak hukuksal süreçler derhal başlatılmalıdır.

 

2.     1997 yılı onaylı Akyaka İmar Planı’nda başta Azmak, Akyaka’nın doğası ve biyo-çeşitliliği gözetilmemiştir. SMAP III Gökova BKAY Projesi’nin bilimsel çıktıları, Özel Çevre Koruma ve Uluslararası Yavaşkentler Birliği kriterleri gözönüne alınarak yenilenmelidir. Akyaka’da, yavaşkent sürecinin özüne uygun katılımcı ve şeffaf bir yerel yönetim anlayışının oluşturulmasını amaç edinmiş ve eylemleriyle de bu doğrultudaki kararlılığını ortaya koymuş olan Akyaka Yerel Yönetim Platformu, Akyaka halkının temsilcisi olarak yeni planın tüm oluşum aşamalarında söz ve karar sahibi olmalıdır.

 

Azmak Çalışma Grubu



[*]Bilgi Edinme Yasası’na dayanarak cevap verme süresinin geçtiğini belirten ve dilekçemize en kısa zamanda cevap verilmesini talep eden yeni bir dilekçe ilgili kuruma verilmiştir.
 
 

6 Aralık 2012 Perşembe

Azmak’ta yaşam tehdit altında!

Evrensel Gazetesi, 23.11.2012
 
Ula’nın Akyaka beldesinde, Kadın Azmağı Deresi’ni korumak için Akyaka Yerel Yönetim Platformu’nun öncülüğünde, Muğla Valiliği, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Su Altı Araştırmaları Derneği tarafından “Azmakta doğal yaşam yok olmasın” konulu sempozyum düzenlendi. Yücelen Otel’de gerçekleşen sempozyumda Akyaka Yerel Yönetim Platformu adına konuşan Serdar Denktaş, Azmak deresinin korunması ve kullanılmasıyla ilgili pek çok kanun ve yönetmeliğin bulunduğunu ifade ederek, buna rağmen bölgedeki işletmelerin dere çevresindeki alanlarını genişletme yarışına girdiğini söyledi.
 
BÖLGE DOĞAL SİT ALANI
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesinden Prof. Dr. Ahmet Nuri Tarkan, Azmak Deresi ve çevresinde şu ana kadar 253 tür balık saptandığını dile getirerek, sazlıkların insan eliyle azaltılmasının, balıkların yumurta ve larvalarında azalmasına yol açtığını, doğal çevrenin birtakım zararlı bakterilerden korunmasının önünün kesildiğini ifade etti. Tarkan, Azmak deresinin döküldüğü Gökova Körfezinde mavi bayrak sınırlarının 50 kat üzerinde bir kirlilik tespit edildiğini söyledi.
Su Altı Araştırmaları Derneği adına konuşan Cem Orkun Kıraç, bölgenin doğal sit alanı olduğunu ifade etti. Uçurtma sörfünün bölgedeki yırtıcı kuşların yaşam alanını olumsuz etkilediğini söyleyen Kıraç, yeni sahil yollarının açılmasının, kıyıların doldurulmasıyla çevreyle ilgili kurumların aldığı kararların açıkça ihlal edildiğini ve bölgedeki kumköpekbalığı ve ve Akdeniz fokunun azaldığını söyledi.
Sempozyumda, bilim çevreleriyle yapılan işbirliğiyle birlikte, yerel direniş fikri ön plana çıktı. (Muğla/EVRENSEL)

22 Kasım 2012 Perşembe

Belediye'nin Kıyı Peyzaj Projesi Dilekçesine Cevabı

28 Eylül 2012 tarihinde Belediye Başkanlığına verdiğimiz dilekçenin cevabı 14 Kasım tarihinde elimize ulaştı, iki sayfalık cevabı aşağıda  aynen bulabilirsiniz. Sorduğumuz 6 soruya verilen cevaplarla ilgili yorumumuz şöyle:
 
1) Belediyenin Özel Çevre Koruma Kurumu tarafından onaylı olduğunu iddia ettiği projeye ilgili kurum tarafından verilen onayın tarih ve sayı numarasını paylaşmasını rica etmiştik. Aynı gün Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne de bir dilekçe ile sorduğumuz bu soruya ilgili kurumun onayının olmadığı cevabını almıştık. Belediye Başkanlığının verdiği cevapta ise, 22 Temmuz 1994 tarihinde 343 sayılı yazı ile kurumun belediyeye yapılan çalışmalarla ilgili bilgi verdiğini  ifade ediliyor. Yani kurumun verdiği bir onayın olmadığını dolaylı da olsa itiraf ediyor.
 
2) Azmak Yönetim Planı ile Kıyı Peyzaj Projesi arasında kurulan ilişkinin hangi somut belgeye dayandırıldığını sormuştuk. Verilen cevapta Azmak Plan Hükümlerinin onay tarihleri verilmiş. Halbuki söz konusu plan hükümleri kıyı düzenlemesi ile ilgili bir madde içermemekte. Dolayısı ile bu soruya verilen cevaptan da Azmak Yönetim Planı ile Kıyı Peyzaj Projesi arasında bir ilgi olmadığını anlıyoruz.
 
3)  Belediyenin resmi sitesinde  projenin geliştirilmesinin de bir yandan devam ettiği belirtiliyor.  "ÖÇKK tarafından da onaylı" olarak uygulamaya başlanılan bir projenin tamamlanmış olması gerektiği, bu projenin uygulama sırasında tasarruflara açık olup olmadığı sorulmuştu.  Verilen cevapta "...sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak tamamlanmıştır." deniliyor ve prosedür olarak tamamlandığı söyleniyor. Böylece ÖÇKK tarafından onay alınmadığı bir kez daha dolaylı olarak itiraf ediliyor ve gerçeği yansıtmayan başka bir cümle kuruluyor (açıklaması 6. maddede)
 
4) Uygulamaya hazır bir proje söz konusu ise proje bedelinin, yüklenici şirketlerin, proje başlangıç/bitiş tarihlerinin bildirilmesi talep edilmişti. Verilen cevapta "yaklaşık" maliyetin 1.250.000 TL olduğu, bütçe için Kültür ve Turizm Bakanlığından talepte bulunulduğu ve karşılanmasının beklendiği ifade ediliyor. Yani uygulamaya alınan projenin bir bütçesi yok !
 
5) Proje krokisinde belirtilen "havuz yolu geçiş düzenlemesi" nin projede bir havuz söz konusu değilken ne anlama geldiği sorulmuştu. Verilen cevapta, söz konusu alanın zemininde bulunan doğal su kaynaklarının akışının doğal olarak sağlanmasının önerildiği ifade ediliyor. Verilen cevaptan havuzun ne anlama geldiği anlaşılamamıştır.
 
6) Projenin vatandaşların ve sivil toplum örgütleri ile "birlikte tartışılarak"  hazırlandığı ifadesinden hareketle bu tartışmaların hangi tarihlerde hangi örgütlerle olduğu sorulmuştu. Verilen cevapta Kent Konseyi'nden ve Akyaka'yı Sevenler Derneği'nden yazılı olarak "görüş alındığı" belirtiliyor.  Yani birlikte tartışmanın söz konusu olmadığı itiraf  ediliyor. Gerçekte ise, belediye sivil toplum örgütlerinden yalnızca yazı ile görüş istemiş ve adı geçen kurumlar da yazılı olarak görüşlerini bildirmişlerdir. Her iki kurum da görüşlerinde doğal yapının korunması gerektiğini özellikle vurgulamış, Gökova-Akyakayı Sevenler Derneği 52 sayfalık bir proje önerisinde bulunmuştur.  Belediyenin hazırladığı projede ilgili kuruluşların hiçbir talebi karşılanmadığı gibi, projenin hazırlık aşamasında hiçbir birlikte tartışma etkinliği sözkonusu olmamıştır. Zaten belediye yazılı olarak görüş talep ettiğinde proje çoktan hazırlanmış ve belediyenin toplantı salonuna asılmıştı. Yani projenin vatandaşların ve STK'ların  katılımı ile hazırlandığı tamamen gerçek dışıdır.
 
Gerek Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nün, gerekse Akyaka Belediye Başkanlığı'nın dilekçelerimize verdiği cevaplardan halen uygulanmakta olan projenin usulsüz olduğu anlaşılmakta, bu nedenle derhal durdurulması, uygulama sırasında Azmak kıyı bandında doğal yapıya verilen zararın rehabilite edilmesi gerekmektedir. İlgili kurumların bu yönde en kısa zamanda harekete geçmesini bekliyoruz.
 
Serdar Denktaş
 
 


21 Kasım 2012 Çarşamba

Kadın Azmağı Sempozyumu Basın Bildirisi

            Sempozyum, Platformumuzun girişimiyle Muğla Valiliği, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Sualtı Araştırmaları Derneği, Doğa Derneği’nin katkısıyla 20 Kasım 2012’de 130 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Adı anılan kurumların yaptığı sunumların yanında Akyaka Yerel Yönetim Platformu sempozyuma iki sunumla katıldı.

Sunum sahiplerine ve konunun tarafı olarak davet edilen diğer kurumlara toplam 71 adet yazılı sorunun yönlendirilmesi, 6 katılımcının da kişisel görüşleriyle katkıda bulunması sempozyumun verimli bir tartışma ortamı içinde gerçekleştiğinin en somut göstergesi oldu.

Gerek sunumların içeriği, gerekse yöneltilen sorulara verilen yanıtlarla mevcut mevzuata ve bugüne değin yapılan bütün plan ve projelere rağmen Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesinde olumsuz gidişin Azmak’tan hareketle sergilenmesi ve ilgili tarafların bir araya getirilerek yöre halkı ile yüzleştirilmesi amaçlarına ulaşıldı.

Sempozyumda sergilenen tablodan, gelecekte atacağımız adımlara yön verecek önemli saptamaları şöyle özetleyebiliriz:

 

ü      Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesinin doğanın korunması bağlamında mevcut karmaşayı ve dolayısıyla olumsuz gidişi en iyi özetleyen örnek, platformun 28 Eylül 2012 tarihli ilgili dilekçesine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün verdiği 11 Ekim 2012 gün ve 10945 sayılı yazı ile “onaylı bir proje bulunmamaktadır” yanıtına rağmen, sempozyum sürerken dışarıda  Azmak Kıyı Bandı Peyzaj Projesi” adı altında sürmekte olan tahribat oldu.

ü      Bir başka örnek, sempozyumda söz alarak görüş bildiren Akyaka Belediyesi Fen İşlerinden sorumlu bir yetkilinin zımnen Azmak kıyı kenar çizgisinin tespitinin henüz yapılmamış olduğu anlamına gelen açıklamalarda bulunduğu saatlerde dışarıda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün onayıyla Akyaka Belediyesince sürdürülen “1. Derece Arkeolojik Sit Alanı Kale Çevresi Yolu Gü,zergahı Projesi” adı altında yolun genişletilmesi amacıyla dolgu yapılarak Azmak kıyı kenar çizgisinin fiilen yeniden çizilmesiydi.

ü      Olumsuz gidişin temeline ışık tutan diğer bir çarpıcı örnek de, Akyaka Balıkçılar Kooperatif Başkanının Azmakta’ki teknelerin çekek yeri olmayışı feryadına karşılık, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden yetkili kişinin yaptığı sunumda halen yürürlükte olan Azmak Plan Hükümlerine göre 14’le sınırlandırılmış olan tekne sayısının 21’e çıkarılacağı müjdesini vermiş olmasıydı.

ü      Sempozyumda belki de en can alıcı soru, platformun Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne 24 Eylül 2012 tarihli çoklu imza ile sorduğu ve halen yanıtını alamadığı  3621 sayılı Kıyı Kanununa Azmağın tabi olup olmadığı” sorusu oldu. İlgili kurum yetkilisi bu soruyu “yalnızca denize açıldığı yerden köprüye kadar olan bölümde tabi” şeklinde yanıtlarken, “Kadın Azmağı’nın Koruma ve Kullanma ile ilgili Yasal Mevzuatı” başlıklı sunumu gerçekleştiren platform üyesi av. Ali Sami Arlı “Kadın Azmağının tüm özellikleri ile Kıyı Kanunu ile korunması gereken yapıda olduğunu” belirterek, “bunun kararını ne kurumların ne de şahısların değil, ancak yargının verebileceğini” söyledi.

ü      Konusunda bugüne değin yapılmış tek örnek olma niteliğini koruyan Gökova’da doğanın ve biyoçeşitliliğin korunması doğrultusunda ayrıntılı bir Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetimi ve Eylem Planı öneren SMAP III Gökova Projesi projenin paydaşlarına yöneltilen sorularla yeniden anımsatıldı. Eylem Planının 1 Nolu İdeal Hedefi kapsamında “kritik hedef” olarak belirlenmiş olan Ula BKAY İdare Kurulu’nun projenin tamamlandığı 2009’dan bu yana halen neden kurulamadığı sorusuna ilgili kurum yetkilisinin verdiği yanıtın projede savunulan görüşün tersine “yönetim planlarının hukuk sistemimizde yeri yoktu, yeni giriyor” şeklinde olması yukarıda verilen diğer örnekleri tamamladığı ölçüde dinleyenleri de şaşırtmadı.

ü      Yasal mevzuata  sürdürülebilirlik” kavramını bir başka sihirli kavram olan “koruma-kullanma dengesi”nin hangi ucundan bakıldığına bağlı olarak yüklemeye izin veren bir belirsizliğin egemen olduğu anlaşıldı.

ü      Doğanın korunmasında en önemli faktör onu yeniden üreten döngülerin ve sınırlarının bilincinde olan yerel halkın doğayla ilgili tüm yönetsel kararların oluşumunda, yaşama geçirilmesinde rol almasıdır. Bu faktörün eksikliği Azmak bağlamında sergilenen olumsuz gidişin önde gelen nedenidir.

ü      Sempozyumda geleceğe yönelik tek umut dolu mesaj ise bir katılımcının salona yönelttiği “Yetkililer gitti! Birlikte karara veremedik! O halde biz karar veriyor muyuz?” sorusuna hep bir ağızdan verilen “EVET!” yanıtı oldu.