Sayfalar

28 Ağustos 2026 Cuma

KADIN AZMAĞI’NA ATIK SU DEŞARJ EDEN BORU TESPİT EDİLDİ, KAYNAĞI NEDEN ARAŞTIRILMIYOR?

Gökova Ekoloji Meclisi: “Boru kapatıldı, ancak asıl soru hâlâ yanıtsız: Bu boru nereden geliyor ve Kadın Azmağı’na atık suyu kim deşarj etti?”

Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisinde yer alan Akyaka Kadın Azmağı’na yönelik atık su deşarjı şüphesiyle ilgili önemli bir gelişme yaşandı.

Gökova Ekoloji Meclisi üyeleri olarak daha önce ilgili kurumlara yaptığımız başvuruların ardından, 28 Ağustos 2026 tarihinde MUSKİ, Ula Belediyesi ve Muğla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü yetkililerinin katılımıyla olay yerinde ortak bir saha çalışması gerçekleştirildi.

Saha çalışması sırasında Kadın Azmağı’na doğru uzanan ve ucu daha önce tespit edilen boru, iş makinesiyle yapılan kazı sonucunda açığa çıkarıldı. Böylece söz konusu borunun fiilen mevcut olduğu yerinde tespit edildi ve borunun ucu kör tapa takılarak kapatıldı.

Ancak bizim açımızdan asıl mesele burada başlamaktadır.


BORU KAPATILDI, FAKAT KAYNAĞI BULUNMADI

Kadın Azmağı’na kadar uzanan bu borunun hangi noktadan geldiği, hangi taşınmaza veya yapıya ait olduğu ve herhangi bir konut, işletme ya da kanalizasyon/atıksu sistemiyle bağlantısının bulunup bulunmadığı belirlenmeden saha çalışması sonlandırılmıştır.

Oysa kamuoyunun ve bölge halkının bilmek istediği temel soru son derece açıktır:

Kadın Azmağı’na atık su taşıdığı değerlendirilen bu boru nereden gelmektedir?

Ve eğer geçmişte bu boru üzerinden Kadın Azmağı’na atık su deşarjı gerçekleştirildiyse:

Bu deşarjın sorumlusu kimdir?

Borunun ucunun kapatılması, olası deşarjı önlemek açısından olumlu bir adım olmakla birlikte, deşarjın kaynağının ve sorumlusunun tespit edilmesi yönündeki yükümlülüğü ortadan kaldırmamaktadır.

“KAZI İÇİN İZİN GEREKİYOR” SORUMLUNUN TESPİTİNİ ENGELLEMEMELİDİR

Saha çalışması sırasında, Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisinde kapsamlı kazı yapılabilmesi için gerekli izinlerin bulunmadığı ve bu nedenle konunun Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusu yoluyla da taşınabileceği tarafımıza ifade edilmiştir.

Elbette koruma statüsündeki bir alanda yapılacak her türlü çalışmanın mevzuata uygun biçimde ve gerekli izinler alınarak gerçekleştirilmesi gerektiğinin farkındayız.

Ancak izin gerekliliği, sorumlunun tespitine yönelik teknik incelemenin sonlandırılması için gerekçe olmamalıdır.

Tam tersine, ilgili kurumların kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde gerekli izinleri temin ederek, kontrollü ve bilimsel bir inceleme yürütmesi gerekmektedir.

KURUMLARI GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ

Gökova Ekoloji Meclisi olarak ilgili tüm kurumları, Kadın Azmağı’nın ve Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’nin korunması amacıyla görevlerini eksiksiz yerine getirmeye çağırıyoruz.

Bu kapsamda;

  • Mevcut borunun güzergâhının teknik yöntemlerle takip edilmesini,
  • Gerekli izinler alınarak kontrollü kazı ve teknik incelemenin sürdürülmesini,
  • Borunun çevredeki taşınmaz ve yapıların atık su sistemleriyle bağlantısının araştırılmasını,
  • Gerekli görülmesi halinde boru içi kamera ve benzeri teknik yöntemlerden yararlanılmasını,
  • Borunun hangi yapı, taşınmaz, konut veya işletmeyle bağlantılı olduğunun belirlenmesini,
  • Borunun geçmişte Kadın Azmağı’na atık su deşarjında kullanılıp kullanılmadığının araştırılmasını,
  • Kullanılmış olduğunun tespiti halinde deşarjdan sorumlu kişi veya işletmenin belirlenmesini,
  • Sorumluların tespit edilmesi halinde ilgili idari ve adli işlemlerin başlatılmasını,
  • Suç teşkil eden bir fiil bulunduğunun değerlendirilmesi halinde bilgi ve belgelerin yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirilmesini,
  • 28 Ağustos 2026 tarihli saha çalışmasının resmi tutanakla kayıt altına alınmasını ve boruya ilişkin fotoğraf, video, koordinat, kroki ve diğer teknik kayıtların muhafaza edilmesini

talep ediyoruz.

KAMUOYUNUN BİLGİ EDİNME HAKKI VARDIR

Kadın Azmağı, yalnızca Akyaka’nın değil, Gökova’nın doğal ve ekolojik mirasının önemli bir parçasıdır. Böylesine hassas bir ekosisteme yönelik atık su deşarjının kaynağının araştırılmadan yalnızca borunun kapatılmasıyla konunun kapatılması kabul edilemez.

Bizim talebimiz bir “borunun iptal edilmesi” değildir.

Asıl talebimiz, borunun kaynağının ortaya çıkarılması, geçmişte gerçekleşmiş olabilecek atık su deşarjının araştırılması ve varsa sorumlu kişi veya işletmenin belirlenmesidir.

Bu nedenle ilgili kurumlardan, yürütülen inceleme ve işlemlerin sonucunu kamuoyuyla ve tarafımızla şeffaf biçimde paylaşmalarını bekliyoruz.

Kadın Azmağı’nın korunması, yalnızca bugünkü kirliliğin önlenmesi değil, kirliliğe neden olan mekanizmanın ve sorumluluğun da ortaya çıkarılmasıyla mümkündür.

Gökova Ekoloji Meclisi olarak sürecin takipçisi olacağımızı, Kadın Azmağı’nın ve Gökova’nın doğal varlıklarının korunması için gerekli tüm demokratik ve hukuki yolları kullanmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Gökova Ekoloji Meclisi

28 Ağustos 2026

22 Haziran 2026 tarihinde borunun olduğu alanda yapılan gözlem

11 Ağustos 2026 Salı

KAMUOYUNA DÜZELTME VE ÖZÜR

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’nden kamuoyuna açıklama

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği olarak, Muğla ili, Ula ilçesi, Kızılağaç Mahallesi’nde yürütüldüğünü değerlendirdiğimiz “Hill Sakar Residence” projesi ve bölgedeki yapılaşma faaliyetleriyle ilgili olarak daha önce basın ve kamuoyu ile paylaştığımız açıklamada yer alan ada/parsel bilgisinin sehven hatalı verildiğini kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Önceki açıklamamızda proje alanına ilişkin 212 ada 1 parsel bilgisi kullanılmıştır. Yaptığımız inceleme ve edindiğimiz yeni bilgiler doğrultusunda, söz konusu projenin doğru parsel bilgisinin 222 ada 7 parsel olduğu anlaşılmıştır.

Bu maddi hatadan dolayı başta kamuoyu olmak üzere, açıklamamızı haberleştiren basın kuruluşlarından ve yanlış bilgi nedeniyle herhangi bir şekilde yanıltılan tüm kişi ve kurumlardan özür diliyoruz. Kamuoyunu doğru bilgilendirmek, çevre ve hukuk mücadelesinde güvenilirliği korumak Derneğimiz açısından temel bir sorumluluktur.

Bununla birlikte, söz konusu düzeltmenin, bölgede dile getirdiğimiz çevresel, imari ve kamusal denetim taleplerinin tamamının ortadan kalktığı şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini önemle belirtmek isteriz.

Yaptığımız yeni incelemeye göre, projenin doğru parseli olan 222 ada 7 parsel bakımından 1/1000 ölçekli uygulama imar planının bulunduğu bilgisine ulaşılmıştır. Dolayısıyla önceki açıklamamızda 212 ada 1 parsel üzerinden kurulan ve bu taşınmazın 1/1000 ölçekli uygulama imar planının bulunmamasına dayanan değerlendirmemiz, proje parseli bakımından geçerli değildir. Bu hususu açıkça düzeltiyoruz.

Ancak aynı bölgede, önceki açıklamamızda sehven belirtilen 212 ada 1 parsel üzerinde mevcut bir yapı bulunduğu ve uydu görüntülerinden yapılan incelemede bu yapının 2019 yılı civarında inşa edilmiş olabileceğinin değerlendirildiği görülmektedir. Bu taşınmaz bakımından 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunmadığı yönündeki bilgimiz dikkate alındığında, söz konusu yapının hangi hukuki ve imari dayanakla inşa edildiğinin, yapı ruhsatının ve diğer izinlerinin bulunup bulunmadığının ve ilgili mevzuata uygunluğunun yetkili idareler tarafından ayrıca incelenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Diğer taraftan, 222 ada 7 parselde yürütülen proje faaliyetlerinin de yalnızca parselin imar planında yer alması üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği kanaatindeyiz. Proje alanına yerleştirilen levhada ruhsat bilgilerinin açık ve anlaşılır biçimde yer almaması, inşaat faaliyetinin hangi ruhsat ve izinlere dayanılarak yürütüldüğünün kamuoyu ve ilgili kurumlar tarafından sorgulanmasını gerekli kılmaktadır. Nitekim bu tür bilgilerin sahada açık biçimde görülememesi, yaşanan yanlışlığın ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır.

Bu nedenle yetkili kurumları;

222 ada 7 parseldeki projenin mevcut ruhsat, izin, proje ve uygulamalarının ilgili mevzuata uygunluğunu denetlemeye,

Sahadaki inşaat faaliyetlerinin hangi ruhsat ve izinlere dayandığını açıklığa kavuşturmaya,

212 ada 1 parselde mevcut yapının inşa tarihi, yapı ruhsatı, imar durumu ve ilgili mevzuata uygunluğu yönünden gerekli incelemeleri yapmaya,

Her iki taşınmaz bakımından doğal sit, çevre koruma ve diğer koruma mevzuatı açısından geçerli statü ve kısıtlamaları açık biçimde ortaya koymaya,

Varsa mevzuata aykırılıkları tespit ederek gerekli idari işlemleri tesis etmeye

davet ediyoruz.

Ayrıca, projenin hukuken izinlendirilmiş olması halinde dahi, konunun yalnızca tek bir parselin imar durumundan ibaret olmadığını düşünüyoruz. Söz konusu alanın Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırında ve Gökova yamaçları gibi doğal, ekolojik ve görsel açıdan son derece hassas bir bölgede bulunması, bölgede giderek artan yapılaşma baskısının ve yamaçların yapılaşmaya açılmasının kamu yararı, doğal ve kültürel değerlerin korunması, ekolojik bütünlük ve sürdürülebilirlik açısından ayrıca sorgulanmasını gerektirmektedir.

Bizler Gökova Ekolojik Yaşam Derneği olarak, bu açıklamayla öncelikle yaptığımız maddi hatayı açıkça kabul ediyor ve kamuoyundan özür diliyoruz. Çevre mücadelesinin en önemli dayanaklarından birinin doğru, şeffaf ve doğrulanabilir bilgi olduğunun farkındayız.

Bununla birlikte, yapılan düzeltmenin bölgede yapılaşmanın niteliği, verilen izinlerin hukuka ve koruma mevzuatına uygunluğu, mevcut yapıların yasal durumu ve Gökova’nın hassas doğal dokusu üzerindeki yapılaşma baskısına ilişkin meşru denetim ve sorgulama hakkımızdan vazgeçtiğimiz anlamına gelmediğini özellikle vurguluyoruz.

Bundan sonraki süreçte, konuyla ilgili bilgi ve belgeleri daha titiz biçimde değerlendirerek, gerekli gördüğümüz başvuruları yetkili kurumlar nezdinde yapmaya ve kamuoyunu doğrulanmış bilgiler ışığında bilgilendirmeye devam edeceğiz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.


Gökova Ekolojik Yaşam Derneği

10 Ağustos 2026 Pazartesi

GÖKOVA’NIN YAMAÇLARI YAPILAŞMAYA MI AÇILIYOR?

 

Sakar’dan Gökova Körfezi’ne bakan parsel için sert itiraz: “Koruma sınırı neden daraltıldı? Hill Sakar Residence hangi hukuki zeminde yükseliyor?”

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, Ula Kızılağaç’taki 212 ada 1 parselde bulunan yapı ve “Hill Sakar Residence” projesi için Bakanlığa başvurdu. Dernek, 4171 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yapılan koruma sınırı değişikliğinin bilimsel ve hukuki dayanaklarının açıklanmasını isterken, Gökova’nın denize bakan yamaçlarında yapılaşmanın önünü açabilecek bir sürecin işletildiği uyarısında bulundu. Dernek, Muğla Büyükşehir Belediyesi’ni de sessiz kalmamaya ve projenin iptali için idari ve hukuki girişim başlatmaya çağırdı.

Gökova’da şimdi de gözler Sakar’ın Gökova Körfezi’ne bakan yamaçlarına çevrildi.

Ula ilçesi Kızılağaç Mahallesi’ndeki 212 ada 1 parsel üzerinde bulunan yapı ve “Hill Sakar Residence” adıyla gündeme gelen proje, bölgenin doğal sit statüsü ve koruma sınırlarıyla ilgili yeni bir tartışma başlattı.

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yaptığı başvuruyla, söz konusu parselin geçmişten bugüne bütün doğal sit statülerinin ortaya çıkarılmasını ve koruma sınırının hangi gerekçeyle değiştirildiğinin açıklanmasını istedi.

Dernek, meselenin yalnızca bir parsel ya da tek bir proje olmadığını vurguluyor.

Çünkü söz konusu alan, Gökova Körfezi’ne hakim, doğal peyzaj açısından son derece kritik bir yamaçta bulunuyor. Burada koruma statüsünün zayıflatılması ve yapılaşmanın önünün açılması halinde bunun başka parseller açısından da emsal oluşturabileceği uyarısı yapılıyor.

“TEKNİK DÜZELTME” DENİLEREK GÖKOVA’NIN KORUMASI DARALTILAMAZ

Tartışmanın merkezinde 25 Haziran 2021 tarihli 4171 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı bulunuyor.

Kararla, Gökova bölgesindeki Kesin Korunacak Hassas Alan sınırlarında değişiklik yapılmıştı.

Dernek şimdi çok temel bir soru soruyor:

212 ada 1 parsel daha önce hangi koruma statüsündeydi, bugün hangi statüde ve bu değişikliğin bilimsel gerekçesi ne?

Başvuruda, sınır değişikliğinin “teknik düzeltme”, “koordinat düzeltmesi” ya da “harita düzeltmesi” gibi ifadelerle açıklanmasının yeterli olmayacağı belirtiliyor.

Çünkü bir sınır değişikliğinin sonucunda bir parsel koruma rejiminin dışına çıkıyor ve yapılaşmaya daha elverişli hale geliyorsa, ortada basit bir harita işlemi değil, doğrudan doğruya doğal alanın koruma statüsünü etkileyen bir idari işlem bulunuyor.

Dernek bu nedenle, 4171 sayılı Kararın hazırlanmasına esas olan tüm bilimsel ve teknik raporların, eski ve yeni koordinatların, sınır paftalarının, kurum görüşlerinin ve ekolojik değerlendirmelerin açıklanmasını talep ediyor.

SORU BASİT: BU ALAN NEDEN KORUMADAN ÇIKTI?

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’nin başvurusunda özellikle şu sorunun yanıtı aranıyor:

212 ada 1 parselin koruma alanı dışına çıkarılmasını gerektiren hangi bilimsel, ekolojik ve teknik zorunluluk ortaya çıktı?

Dernek, bu soruya yalnızca güncel imar ve tapu kayıtlarının incelenmesiyle cevap verilemeyeceğini belirtiyor.

Taşınmazın geçmişten bugüne bütün sit kararlarının, koruma kurulu ve komisyon kararlarının, sınır koordinatlarının ve bilimsel raporların birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

Başvuruda ayrıca, koruma sınırını daraltan işlemler konusunda Danıştay’ın ilgili kararlarında ortaya konulan hukuki ilkelerin dikkate alınması isteniyor.

GÖKOVA’DA YAPILAŞMANIN YENİ KAPISI MI AÇILIYOR?

Çevre örgütünün asıl kaygısı ise tek bir binadan çok daha büyük.

Eğer Gökova Körfezi’ne bakan yamaçlarda koruma sınırlarının daraltılması ve ardından yapılaşmanın önü açılırsa, bunun başka alanlar için de emsal oluşturabileceği belirtiliyor.

Bir başka ifadeyle tartışma, 212 ada 1 parselin sınırlarını aşıyor.

Bugün bir parsel için verilen kararın, yarın Gökova’nın başka yamaçlarında yeni yapılaşma taleplerinin gerekçesine dönüşmesinden endişe ediliyor.

Dernek bu nedenle süreci “Gökova’nın geleceği açısından kritik bir eşik” olarak değerlendiriyor.

Çünkü Gökova’nın doğal değerleri yalnızca korunmuş ormanlardan, koylardan ve kıyılardan ibaret değil. Körfezi çevreleyen yamaçların doğal silueti, ekolojik bütünlüğü ve yapılaşmadan uzak niteliği de bölgenin korunmasının temel parçalarından biri.

“HILL SAKAR RESIDENCE” İÇİN NE KADAR RUHSAT, NE KADAR İZİN VAR?

Parselde mevcut bir yapının yanı sıra “Hill Sakar Residence” ibaresinin yer aldığı ve yeni bir proje izlenimi veren tabela bulunması da başvurunun önemli başlıklarından biri.

Dernek, projenin;

hangi imar planına dayandığının,

yapı ruhsatının bulunup bulunmadığının,

hangi tarihte ve hangi koruma statüsü altında izin verildiğinin,

doğal sit mevzuatı açısından hangi uygun görüşlerin alındığının,

mevcut yapının hukuki durumunun

açıklanmasını istiyor.

Uydu görüntülerinde yapının en azından 2019 yılı itibarıyla mevcut olduğunun görüldüğünü belirten dernek, özellikle yapının inşa edildiği tarihte parselin hangi koruma statüsünde olduğunun belirlenmesini talep ediyor.

Buradaki kritik soru ise şu:

Sonradan yapılan bir koruma sınırı değişikliği, daha önce yapılmış olabilecek hukuka aykırı bir yapılaşmayı geriye dönük olarak meşrulaştırabilir mi?

Dernek, bunun açıkça araştırılmasını istiyor.

MUĞLA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NE: “GÖKOVA'NIN YOK EDİLME GİRİŞİMİNE SESSİZ KALMAYIN”

Gökova’nın doğal sit statülerini daraltan düzenlemelere karşı daha önce hukuki mücadele yürüten ve yargı süreçlerinde sonuç alan Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne de çağrı yapıldı.

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, Büyükşehir Belediyesi’nin bu dosyada yalnızca gelişmeleri izleyen bir kurum olmaması gerektiğini belirtiyor.

Dernek, Büyükşehir Belediyesi’ni 212 ada 1 parsel ve “Hill Sakar Residence” projesinin hukuki durumunun araştırılması, gerekli idari işlemlerin başlatılması ve gerekiyorsa projenin iptali için yargı yoluna başvurulması konusunda harekete geçmeye çağırıyor.

Çevre örgütünün mesajı net:

Gökova’nın korunması yalnızca kağıt üzerinde kalan sit kararlarıyla olmaz. Koruma sınırlarının daraltılmasına, bu sınırların ardından ortaya çıkan yapılaşma baskısına ve doğal alanların parsel parsel yapılaşmaya açılmasına karşı idarelerin de sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.

“GÖKOVA’YI PARSEL PARSEL KAYBETMEYELİM”

Dernek, Bakanlıktan acil ve yerinde inceleme yapılmasını; 212 ada 1 parselin geçmiş ve mevcut koruma statüsünün karşılaştırılmasını; 4171 sayılı Kararın bilimsel ve teknik dayanaklarının ortaya konulmasını; mevcut yapı ile “Hill Sakar Residence” projesinin tüm ruhsat ve izinlerinin denetlenmesini talep ediyor.

Başvuruda ayrıca, inceleme tamamlanıncaya kadar devam eden herhangi bir yapılaşma faaliyeti varsa denetlenmesi ve hukuki dayanağı bulunmayan faaliyetlerin durdurulması isteniyor.

Mevzuata aykırılık tespit edilmesi halinde ise yalnızca para cezasıyla yetinilmemesi; gerekli durumlarda mühürleme, ruhsatın iptali veya geri alınması, yıkım ve alanın eski haline getirilmesi dahil bütün hukuki ve idari işlemlerin uygulanması talep ediliyor.

Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’nin çağrısı ise hem Bakanlığa hem yerel yönetimlere:

“Gökova’yı parsel parsel kaybetmeyelim.”

Sakar’ın Gökova Körfezi’ne bakan yamaçlarında bugün verilecek kararın yalnızca bir projenin kaderini değil, Gökova’da doğal koruma ile yapılaşma arasındaki sınırın bundan sonra nerede çizileceğini de belirleyebileceğine dikkat çekiliyor.

Gökova’nın doğal siluetinin betonlaşmaya teslim edilmemesi için ilgili tüm kurumların şeffaf, bilimsel ve hukuka uygun bir inceleme yapması isteniyor.



9 Ağustos 2026 Pazar

GÖKOVA EKOLOJİ MECLİSİ'NİN BASIN AÇIKLAMASI: KIYILAR RANT ALANI DEĞİL, HALKIN ORTAK VARLIĞIDIR!

Kıyıların Ticarileştirilmesinin Önünü Açan Yönetmelik Derhal İptal Edilmelidir

9 Ağustos 2026

Bugün Resmî Gazete'de yayımlanan “Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, Türkiye'nin kıyıları açısından son derece ciddi ve kabul edilemez bir düzenleme getirmiştir.

Yönetmeliğin 1. maddesiyle, Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmeliğin 81. maddesine eklenen yeni fıkra ile; Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmelik ile onaylı imar planı hükümlerine uygun olarak düzenleme yapılması kaydıyla, Bakanlıkça uygun görülecek kıyı ve sahil şeritleri ile bu alanlar üzerinde yapılması zorunlu ticari ünitelerin, hasılat ve/veya gelirden pay alınması suretiyle kiraya verilmesinin önü açılmaktadır.

Üstelik bu kiralama yalnızca kamu hizmeti amacıyla değil; bakım, onarım, güvenlik, temizlik ve benzeri işletme faaliyetlerinin yürütülmesi gerekçesiyle, Bakanlığın merkez teşkilatına, döner sermaye işletmesine, bağlı ve ilgili kuruluşlara ve bunların iştiraklerine protokol yoluyla yapılabilecektir.

Bu düzenleme, kıyıların kamu yararı temelindeki hukuki statüsü bakımından kabul edilemez bir kırılma yaratmaktadır.

KIYILAR KİMSENİN ÖZEL MÜLKÜ DEĞİLDİR

Anayasa'nın 43. maddesi son derece açıktır:

“Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.”

Anayasa aynı zamanda deniz, göl ve akarsu kıyıları ile sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesini emretmektedir.

Kıyı Kanunu da kıyıların herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olduğunu ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla kıyılar; şirketlerin, işletmelerin, sermaye gruplarının ya da herhangi bir kurumun özel kullanımına tahsis edilerek ticari gelir üretme alanlarına dönüştürülecek sıradan Hazine taşınmazları değildir.

Kıyıların korunması, herkesin eşit ve serbest biçimde yararlanabilmesi ve kamu yararının güvence altına alınması anayasal bir zorunluluktur.

YÖNETMELİKLE KANUNUN ÜZERİNE ÇIKILAMAZ

Bir yönetmelik, kanunun uygulanmasını göstermek amacıyla çıkarılabilir. Ancak hiçbir yönetmelik, üst normlara aykırı yeni bir kullanım rejimi yaratamaz.

Bugün yapılan düzenleme tam da bu nedenle ciddi bir hukuki tartışmayı beraberinde getirmektedir.

“Kıyı ve sahil şeritlerinin kiraya verilmesi”nin önünü açan bu düzenleme, uygulamada kıyılardaki ticari kullanımların yaygınlaşmasına, kamuya ait kıyı alanlarının işletme ve gelir elde etme mantığıyla tahsis edilmesine ve kıyıların fiili olarak özelleştirilmesi sonucunu doğurabilecek uygulamalara kapı aralamaktadır.

Üstelik “Bakanlıkça uygun görülecek” alanlar gibi geniş ve belirsiz bir takdir alanının yaratılması, kamu yararının nasıl ve kim tarafından belirleneceği konusunda da ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Kıyıda ticari işletme bulunması ile kıyının ticari bir meta haline getirilmesi aynı şey değildir.

Bugün yapılan düzenleme, bu sınırın aşılması tehlikesini büyütmektedir.

KIYI İŞGALLERİNE YASAL KILIF OLAMAZ

Türkiye'nin dört bir yanında yurttaşların kıyılara erişimini engelleyen, plajları ve sahilleri işletmelerin kullanımına kapatan, kıyıları masa-sandalye, şezlong, tesis ve ticari faaliyetlerle fiilen işgal eden uygulamalarla yıllardır mücadele ediyoruz.

Şimdi yapılması gereken, bu işgalleri ortadan kaldırmak ve kıyıları yeniden halkın ortak kullanımına açmaktır.

Yapılan ise bunun tam tersidir.

Kıyıların ticari kullanımlarını genişletmek yerine kıyı işgallerinin üzerine gidilmelidir.

Kıyılar daha fazla kiralanacak alanlar değil, daha güçlü korunacak ortak yaşam alanlarıdır.

Kıyılar yalnızca bugün yaşayanların değil, çocuklarımızın ve gelecek kuşakların da hakkıdır.

KIYI BELEDİYELERİ BİRLİĞİ'NE ÇAĞRIMIZDIR

Kıyıların korunması konusunda en önemli sorumluluklardan biri de kıyı belediyelerinin omuzlarındadır.

Bu nedenle Kıyı Ege Belediyeler Birliği'ni ve tüm kıyı belediyelerini bu düzenleme karşısında açık ve net bir tutum almaya çağırıyoruz.

Kıyı Ege Belediyeler Birliği, üye belediyeler arasında işbirliği ve dayanışmayı geliştirmek amacıyla kurulmuş bir kamu tüzel kişiliğidir.

Bugün bu işbirliğinin en önemli sınavlarından biriyle karşı karşıyayız.

Birlik; kıyıların ticarileştirilmesine karşı ortak bir tutum açıklamalı, düzenlemenin iptali için gerekli hukuki girişimleri başlatmalı ve kıyı belediyelerini bu mücadelede ortaklaştırmalıdır.

Bu kapsamda Kıyı Ege Belediyeler Birliği'nden;

Yönetmeliğin iptali için dava açmasını,

Anayasa'nın 43. maddesi ve Kıyı Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuat çerçevesinde hukuki inceleme yaptırmasını,

Kıyı belediyeleriyle ortak bir hukuki ve siyasi mücadele hattı oluşturmasını,

Kıyılardaki ticari işgallere ve kamu erişimini engelleyen uygulamalara karşı ortak tutum geliştirmesini,

Kıyıların kamu yararı ve halkın eşit kullanım hakkı temelinde korunması için Bakanlık nezdinde girişimlerde bulunmasını

talep ediyoruz.

ÇAĞRIMIZ AÇIKTIR

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na çağrımızdır:

Kıyıları ticari işletmelerin kullanımına açan bu düzenlemeyi derhal geri çekin.

Kıyı Kanunu'nun ve Anayasa'nın emrettiği kamu yararı ilkesine uyun.

Kıyıların daha fazla betonlaşmasına, özelleştirilmesine ve ticarileştirilmesine izin vermeyin.

Kıyılar halkındır.

Denizler, koylar, sahiller ve kıyılar birer rant kaynağı değil; kamusal, ekolojik ve toplumsal varlıklardır.

Gökova'nın koylarından İskenderun'a, Antalya'dan İzmir'e, Muğla'dan Karadeniz'e kadar bütün kıyılarımız için söylüyoruz:

KIYILAR SATILAMAZ, KİRALANAMAZ, ÖZELLEŞTİRİLEMEZ!


KIYILAR HALKINDIR!


YÖNETMELİK DERHAL İPTAL EDİLMELİDİR!

Gökova Ekoloji Meclisi